Avrupa’nın en uzun soluklu ve en saygıdeğer metal festivallerinden biri olan Sweden Rock Festival’ın bu yıl da geniş bir yelpazeyi aynı çatı altında toplayan kadrosuyla dikkat çekici olmayı başardı. Beni de zaten mutlaka uğramayı düşündüğüm bir festivalken bu sayede aylar öncesinden bu kadrosuyla cezbedip bu seneki seçimim oldu. Festivalle ilgili genel değerlendirmeyi ve daha önceki Wacken, Graspop ve Mystic Festival gibi deneyimlerimle kıyaslamayı en sona bırakıp, festivalle beraber 4 gün yaşayan bir günceye dönüşecek olan ve canlı kayıtlara da yer vereceğim bu deneyim yazısına yavaş yavaş giriş yapayım.
Öncelikle olur da bir gün gelmeyi düşünenler vardır diye festivalin yapıldığı yerden ve ulaşımdan bahsedeyim. Sweden Rock Festival, Güney İsveç’teki Sölvesborg kasabasının Norje bölgesinde düzenleniyor. Konum olarak biraz ters görünse de buraya ulaşmak için pek çok seçenek var. En kolay yol, trenle Sölvesborg istasyonuna varıp festival alanına giden shuttle otobüslerini kullanmak. Ayrıca Ronneby ve Kopenhag havalimanları üzerinden de ulaşım mümkün. Stockholm’den festival otobüsü kalktığını da eklemek gerek.
Benim tercihim ise uçuş saatlerinin uygunluğu ve bu kez minivan deneyimi yaşamak adına Göteborg üzerinden oldu. Uçuş saatlerinin uygunluğu sayesinde buradan festival alanına yaklaşık 3,5 saatlik bir kara yolculuğuyla ulaşmak mümkün. Yalnız “3,5 saat” deniyorsa gerçekten 3,5 saat; daha kısa sürmüyor. Çünkü yol boyunca hız tespit kameralarıyla dolu bir rota sizi bekliyor.
Konaklama alanları gayet geniş ve konforlu. Tercihinize göre festival sitesi üzerinden ya da çevredeki diğer kamp alanlarından yerinizi biletten ayrı olarak ayarlamanız gerekiyor. Burası sahil kasabası olduğu için farklı kamp ve konaklama alternatifleri mevcut. Ben, dediğim gibi, minivan’ı tercih ettiğimden festival sitesi üzerinden ona uygun bir alan satın almıştım. Ulaşım ve yer bulma konusunda hiçbir sorun yaşamadım; düşünenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Gezi blog’umuzu tamamladıysak, lafı daha fazla uzatmadan ilk güne ve performanslara geçelim.
1. Gün
Blood Incantation
Her ne kadar yukarıda her şey saat gibi işliyor olarak anlatsam da Türk Hava Yolları’nın azizliğine uğrayıp aylar önceden ayarladığım uçuş iptal olunca, her şey zincirleme olarak gecikmiş oldu. Olansa festivalde en çok izlemeyi istediğim performanslardan biri olan Blood Incantation’a oldu. 3,5 saatlik yol yukarıda bahsettiğim gibi kısalmayınca, baştan sona çaldıkları leziz son albüm Absolute Elsewhere‘in The Stargate kısmını festivakl alanına doğru hızla yürürken dinleyip, The Message’da sahne karşısındaki yerimi alabildim. O nedenle ilginç ve unutulmaz oldu. Tek teselli bu setlist deneyimini daha önce İstanbul’da yaşamış olmaktı. Umarım bir daha denk geliriz. Çünkü finaldeki uzun soluklu Vitrification of Blood (Pt. 1) da dahil yine performansları şahaneydi. Sahnedeki dikilitaş dekoruysa Spinal Tap’in Stonehenge’ini hatırlattı 🙂
Blood Incantation – Vitrification of Blood (Pt. 1) (Video Linki)
Down
Philip Anselmo’ya İstanbul’daki Pantera konseri sayesinde bu sene yeterince maruz kalacağım düşüncesiyle konserin yarısını pas geçip alışverişi aradan çıkardım. Sonrasında da festivaldeki Güneyli istilasının kendimce yıldızı olan Black Label Society’yi beklemeye başladım. Zakk Wylde’ı hem BLS hem de Pantera’yla ağırlayacağız gerçi, ama bana göre Wylde gitar şovları yalınayak Anselmo haykırışlarına her zaman yeğdir
Black Label Society
Zakk Wylde’sa beni düşünüp konseri kısa tuttu sanırsam. Zira finalde Ozzy’s Song’u beklerken, sahneyi planlı süreden 10 dk. kadar erken bitirip ne yazık ki çalmadılar ve videosuz kaldılar. İstanbul’a kısmet diyelim. Konser öncesi maskeyle sahneye çıkarak seyirciyi coşturan Wylde’ın, kilt’iyse yerli yerindeydi tabii. Banttan çalan Whole Lotta Love üstüne War Pigs’li güçlü bir atmosferle giriş yapıp kısa ama öz bir performans sergilediler. Wylde’ın diğer gitarist Dario Lorne’ye alan açması ve sırtta solo atışması yapmaları takdir edilesiydi.
Coroner
Konser ses mühendisinin sahneyle FOH arasında koşturarak mekik dokumasıyla başladı. Birkaç koşuşturma ardından sanırım performans kurtuldu ve biz de leziz bir konser deneyimi yaşadık. Hem de Dark Tranquillity, The Halo Effect gibi gruplardan tanıdığımız Mikael Stanne ile birlike. O da Coroner’i izleyenler arasındaydı. Tabbi selfie çektirip selam vermekten konseri ne kadar takip edebildiyse. Coroner’se son derece olgun ve profesyonel bir performans sergilendi.
Coroner – Grin (Nails Hurt) (Video Linki)
Three Days Grace
“Here we fucking go!” nidalarıyla ve Dominate ile açılış yapıp, “Riot” nidalarıyla ile kapanışı yaptıkları güçlü bir setlist’leri var. Konserin yıldızı ise haliyle I Hate Everything About You oldu Ben de Trivium’la çakıştığı için kaçıracağımdan, burada yakalamış oldum. “
Three Days Grace – Everything I Hate About You (Vide linki))
Seven Spires
Hep Seven Spires’ı türünde başarılı ama çok da özgün olmayan bir grup olarak görmüştüm. Çok yakın olmadığımızdan Ocean of Time ile arkadaşlara bir bakıp çıktım ve kısa deneyimimde fikrim değişmedi.
Volbeat – Guitar Gangsters & Cadillac Blood (Video linki)
Volbeat
Zillerin sesinin kaybolduğu sound’a, ve niyeyse bu sefer sahnedeMichael Poulsen’in biraz tutuk görünmesine rağmen; yıllar içinde oluşturdukları sağlam külliyatın verdiği güçle oluşan setlist sayesinde seyirciyi sürüklediler. O kadar ki Guitar Gangsters &Cadillac Blood gibi sağlam bir parça 15 yıldır dışarıda kalmış ve uzun süre sonra ilk kez bu turnede çalınmış. For Evigt‘in nakaratını seyirciye bırakmaları günün en güzel anlarından biriydi. Buraların dilinde söyleniyor ne de olsa :
Volbeat – For Evigt (Video linki)
Babymetal
Volbeat’ten daha iyi bir ses düzeniyle ve çok iyi tasarlanmış bir şovla sahne aldılar. Fakat bunun çok açık bir sebebi var. İzlediğimiz performansın ne kadarının canlı olduğu tartışılır. Benim hissiyatım %50’den az olduğu yönünde. Bştaki solo kısmını dışarıda tutarak izleyin siz karar verin.
Baby Metal – Solo & Metali!! (Video linki)
🎸 İlk günün izlediklerim arasında en akılda kalıcı olanları ise yarım performansına rağmen Blood Incantation, profesyonellikleriyle Coroner ve tabii dolu dolu setlistleriyle headliner statüsünü hakeden Volbeat oldu.






