Skip to content

Günün Klasiği (Arşiv)

Pendragon - The Masquerade Overture

Neo-Progressive Rock

Pendragon‘un, 90’lar neo-progresif rock sahnesinin en güçlü ve dramatik örneklerinden birini verdiği The Masquerade Overture, 40 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Açılışındaki orkestral Overture bölümüyle teatral bir atmosfer kuran çalışma, uzun formda, dramatik geçişlerle ilerleyen parçalarıyla bir “müzikal tiyatro” deneyimine dönüşüyor. Nick Barrett’in melodik gitar soloları ve Clive Nolan’ın klavye düzenlemeleri de, sonraki dönemde grup için kanıksanmış hale gelecek şekilde senfonik bir derinlik katarken, albüm Pendragon’un en sevilen ve konserlerde en çok icra edilen parçalarını barındırıyor.

Rush - Signals

Progressive Rock / New Wave

Rush’ın müzikal köklerini daha modern bir elektronik sound ile harmanlayarak 80’lerde yaşadığı dönüşümünü başlatan Signals, 24 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Gitarın daha ön planda olduğu epik progressive rock tarzından, albümde yer alan Subdivisions, The Analog Kid ve New World Man gibi parçalarla tarifi yapılabilecek daha kompakt ve elektronik yönelimli sound’a geçişin yaşandığı albüm, başarısı sayesinde bu keskin dönüşümün örneğine az rastlanır bir şekilde kabul görmesini sağlamış ve grubun 80’lerdeki kimliğini şekillendirmişti. Üçlünün nispeten daha az sergileme şansı bulmalarına rağmen yine dinleyiciye hissettirmeyi başardığı enstrüman hakimiyetinin yanında; albümün öncekilerle bağını devam ettiren en önemli unsur ise, Neil Peart‘ın şehirleşme, bireysellik, teknoloji ve toplumsal değişimi anlatırken vurucu niteliğini koruyan sözleri oldu.

Yes - Close to the Edge

Symphonic Progressive Rock

Dünyanın en güzel yeşili, Yes‘in zirveye, progressive rock tarihininse en önemli dönüm noktalarından birine ulaştığı, her bir parçası ayrı bir başyapıt niteliğinde olan Close tot he Edge, bugün 54 yaşına bastı. Grubun müzikal vizyonunu en ileri noktaya taşıdığı, hem sanatsal hem de ticari açıdan en üst seviyeye ulaştığı çalışma, Roger Dean‘in tasarladığı ve artık grupla özdeşleşmiş olan logonun kullanıldığı ilk ve o dönem için Bill Bruford‘un yer aldığı son albüm olması açısından da önemli bir noktada durmaktadır. 1970’lerde Batı’da yükselen karşı-kültürün mistisizme ve içsel keşfe yönelmesi albümde güçlü şekilde hissedilirken, isim parçası Hermann Hesse’nin Siddhartha romanından esinlenmiştir ve insanın aydınlanma yolculuğunu anlatır.

Pink Floyd - A Momentary Lapse of Reason

Progressive / Art Rock

Pink Floyd’un Roger Waters‘ın ayrılığı sonrası David Gilmour liderliğinde yeniden sahneye çıkışı,1987 tarihli A Momentary Lapse of Reason albümü, 39 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Gilmour‘un yanısıra ilk başta session müzisyeni olarak adını yazdıran Rick Wright ve Nick Mason‘dan oluşan üçlü çekirdek kadroyla yeni bir müzikal yön arayışını ortaya koyan grup, Wright‘ın ölümüyle sekteye uğrasa ve yavaş bir üretim gösterse de, çizdikleri yeni yolda ilerlemeye devam edip iki albüm daha kaydetmişti. Albümü desteklemek üzere, 1987–1989 arasında çıkılan büyük bir dünya turnesi, özellikle Venedik’te Grand Canal üzerinde verilen konserin görüntüleriyle hafızalara kaıznmıştır. Pink Floyd’un görsel dünyasında diğer bir unutulmaz simge hâline gelen, yüzlerce yatakla dolu bir sahil manzarasından oluşan ikonik albüm kapağının tasarımıysa, Storm Thorgerson’un imzasını taşımaktadır.

Hawkwind - Hall of the Mountain Grill

Psychedelic / Space Rock

Simon House’un gruba katılmasıyla beraber yaptığı mellotron ve keman dokunuşlarıyla Hawkwind‘in zirve işlerinden birine dönüşen dördüncü albümü Hall of the Mountain Grill, 52 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Sonrasında çıkılan turne sırasında Lemmy Kilmister‘ın Kanada sınırında uyuşturucu bulundurmak suçlamasıyla tutuklanmasının ardından Dave Brock‘un kararıyla gruptan ayrılınca, tam zamanlı katkı verdiği son Hawkwind albümü haline gelen çalışma, House‘un senfonik katkısıyla Lemmy‘nin sert bas yürüyüşlerini bir arada duyduğumuz ender parçaları barındırması bakımdan da ayrı bir öneme sahiptir.

Jethro Tull - Minstrel in the Gallery

Progressive / Folk Rock

Jethro Tull‘ın, akustik folk öğeleriyle sert rock rifflerini birleştirerek yeniden en başarılı albümlerini çıkardığı dönemindeki tarzına dönerek, en teatral ve dramatik çalışmalarından birini ortaya koyduğu Minstrel in the Gallery albümü, 51 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Ian Anderson‘ın Ortaçağ minstrellerinin (gezgin ozanların) saraylarda şarkılarla hikâye anlatma geleneğini modern rock sahnesine uyarlayan bir konseptle tasarladığı çalışma, sonrasında Monte Carlo’da, grubun özel olarak yaptırdığı mobil stüdyoyla kaydedildi.

Caravan - If I Could Do It All Over Again, I'd Do It All Over You

Canterbury Scene

Caravan‘ın, caz füzyonunu ve progresif rock’ın deneysel ruhunu bir araya getirmesiyle Canterbury Scene akımının ilk ve en önemli örneklerinden birini vererek ilk büyük çıkışını yakaladığı ikinci albümü If I Could Do It All Over Again, I’d Do It All Over You, 56 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Hem radyo dostu kısa şarkıların hem de uzun, deneysel süitlerin yan yana durduğu albüm, klavye ve fuzz org tonları, caz doğaçlamaları, mizahi sözleri ve pastoral vokalleriyle hem Canterbury ruhunu hem de progresif rock’ın eklektik doğasını yansıtan bir köşe taşı niteliğindedir ve hâlâ ilham verici bir dinleme deneyimi sunar.

Big Big Train - English Electric: Part One

Crossover Progressive Rock

Big Big Train’in, The Underfall Yard ile birlikte David Longdon’ın vokale geçmesiyle yaşadığı yükselişi artan ivmeyle devam ettiren ve modern prog’un en güçlü konsept albümlerinden biri olarak ortaya çıkan English Electric: Part One, 14 yıl önce bugün yayınlanmıştı. İngiliz endüstri ve doğa temalarını müzikal bir destana dönüştüğü ikili serinin ilk çalışması olan albüm, grubun hikâye anlatıcılığına dayalı senfonik progresif rock vizyonunu geliştirdi ve İngiltere’nin tarihî ve kültürel dokusunu müzikle harmanlayarak grubun kimliğini pekiştirdi.

Haken - The Mountain

Progressive Metal

Modern progresif metalin zirve albümlerinden biri, Haken’in üçüncü stüdyo çalışması The Mountain 13 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Grup bu albümle beraber olgunlaşma sürecini tamamlarken, artık kanıksanmaya başlamış olan epik anlatım gücünü bir kez daha ortaya koymuş; karmaşık ritimleri, vokal armonileri ve caz‑füzyon ile klasik prog etkilerinin modern metal yapısıyla harmanlanmasıyla ortaya kendine has ve mükemmele yakın bir sonuç çıkarmıştı. The Mountain‘da yer alan Cockroach King gibi parçalar grubun tanınırlılığını en üst seviyeye taşırken, Falling Back to Earth ve Atlas Stone gibi seçkin örnekler de grubu devler ligine taşımayı başarmıştı.

Discipline. - Unfolded Like Staircase

Symphonic Progressive Rock

Amerikalı Discipline. topluluğunun 90’ların progresif rock sahnesinde en karanlık, en epik çalışmalardan biri olan üçüncü albümü Unfolded Like Staircase, 29 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Albüm, mellotron, saksofon ve keman kullanımıyla oluşan melankolik, yoğun ve teatral yapısıyla dikkat çekerken; uzun ve dramatik parçalarıyla King Crimson ve Van der Graaf Generator etkilerini modern bir yorumla birleştirerek klasiklerden beslenen ileri dönem progresif müziğin ilk ve en önemli örneklerinden birini vermişti. Discipline. ise bu başyapıtının ardından en sonuncusu geçen sene yayınladığı Breadcrums olmak üzere benzer güzellikleri seyrek de olsa bizlere sunmaya devam etmişti.