Skip to content

Günün Klasiği (Arşiv)

Dream Theater - Metropolis Pt. 2: Scenes from a Memory

Progressive Metal

Dream Theater’ın ilk tam kapsamlı konsept albümü, klavyenin başına bir daha terk etmemek üzere geçen Jordan Rudess‘ın yer aldığı ilk çalışma; ama hepsinden de önemlisi konsept bütünlüğü, virtüöz performansları ve duygusal derinliği sayesinde dahil olduğum yaygın görüşe göre grubun ve progresif metalin zirvesini temsil eden Metropolis Pt. 2: Scenes from a Memory, 27 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Albüm, Images and Words‘de yer alan Metropolis Pt. 1: The Miracle and the Sleeper parçasının hikâyesini genişleterek, hipnoz seansları aracılığıyla geçmiş yaşamına uzanan ana karakter Nicholas‘ın gözünden aşk, cinayet ve ihanetle örülü gizemi tüm grubun elele en üst seviyede gösterdiği performansın eşliğinde gün yüzüne çıkarıyordu.

Karlı bir gecede Ankara sokaklarında yürürken, walkman’ime taktığım albümü üçüncü ya da dördüncü kez baştan sona döndürdüğümde, önceki dinlemelerde hissettiğim şeyden artık kesinlikle emindim. Evet, çok özel bir şeye tanıklık ediyordum; üstelik bu kez dünyayla aynı anda. Hâlâ albüme ya da Nicholas‘ın geçmiş yaşamının hatıralarından örülü yüzüne her denk gelişimde zihnim beni o geceye götürür. Zaten büyük albümleri farkı da buradan gelmiyor mu; her denk gelişte aynı şekilde hissedilen, yıllar geçse de kaybolmayan o tarifsiz duygu?

Lunatic Soul - Lunatic Soul II

Progressive Electronic / Ambient

Mariusz Duda‘nın ilk albümün spiritüel hikâyesini farklı bir perspektiften sürdürdüğü ikinci Lunatic Soul albümü 16 yıl önce bugün yayımlanmıştı. Duda, ilk albümü ölüm ve öteki dünyaya geçişi simgeleyen karanlık bir yolculuk olarak tasarlarken, Lunatic Soul II’yu ise yaşam tarafına dönüşü temsil eden daha aydınlık ve kapak görseli gibi “beyaz” bir atmosfer üzerine kurmuştu. Müzikal açıdan selefine göre daha melodik ve erişilebilir bir yapıya sahip olan albüm, progresif rock, ambient ve etnik unsurları harmanlarken, Çin kökenli guzheng, kalimba, flüt ve çeşitli perküsyonların kullanımıyla mistik bir karakter kazanmıştı.

Roxy Music - Siren

Art / Glam Rock

Roxy Music‘in şık prodüksiyonu, akılda kalıcı melodileri ve romantik estetiği sayesinde 1970’lerin art rock sahnesinin temel albümlerinden biri hâline gelen beşinci stüdyo çalışması Siren, 51 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Bir yandan dans edilebilir ritimler ve R&B etkileri taşırken, diğer yandan Bryan Ferry‘nin karizmatik vokalleri ve sofistike sözleriyle tipik Roxy Music zarafetini koruyan albümle beraber; grup deneysel ilk döneminden daha erişilebilir bir yapıya yönelmişti. Siren‘ın en ikonik yönlerinden biri de kuşkusuz, daha sonra uluslararası bir süpermodel hâline gelecek olan Jerry Hall‘un Galler kıyılarındaki kayalıkların üzerinde bir denizkızı (siren) figürü olarak tasvir edildiği kapak görselidir.

The Smashing Pumpkins - Mellon Collie and the Infinite Sadness

Alternative Rock

The Smashing Pumpkins’in, alternatif rock’ın en iddialı ve kapsamlı eserlerinden biri olan epik üçüncü stüdyo albümü Mellon Collie and the Infinite Sadness, 31 yıl önce bugün yayınlanmıştı. 28 parçalık uzun yapısı boyunca kırılgan melankoliden öfke dolu sertliğe, saykedelik pasajlardan görkemli yaylı düzenlemelerine kadar uzanan geniş bir duygu ve tarz yelpazesi sunan albüm, hem yaratıcı cesareti hem de duygusal yoğunluğu açısından grubun zirvesi olarak kabul edilebilir. Bunun yanısıra, Billy Corgan‘ın albümde kurduğu yalnızlık, kayıp, hayal kırıklığı ve büyüme sancılarını anlatan lirik dünya, neredeyse tek bir büyük hikayeyi anlatan bir bütünlük kazandırıyor.

Steve Hackett - Genesis Revisited II

Symphonic Progressive Rock

Normalde bir saygı albümü konumunda değerlendirilebilecek bir çalışmaya burada yer vermek ne kadar doğru tartışılabilir elbet. Ancak Steve Hackett’in Genesis mirasına duyduğu saygının yanı sıra bu müziğin zamansızlığını kanıtlaması ve 14 yıl önce bugün yayınlanmasının ardından Hackett‘ın yeni nesil dinleyicilerle bu mirası tanıştırdığı dönemi başlatmasıyla çok özel bir yerde duran Genesis Revisited II, bunu ziyadesiyle hakediyor. Aslında, 16 yıl öncesinde çıkan ilk Genesis Revisited’ın manevi devamı niteliğindeki eser, neredeyse 2,5 saat boyunca Genesis katalogunun en sevilen parçalarını bir araya getirirken, zengin vokalist ve müzisyen listesiyle de dikkat çekiyor. Klasik parçalar, orijinallerine sadık yeni düzenlemelerle sunulurken, özellikle Hackett‘in gitar performansı, bu şarkıların progresif rock tarihindeki önemini yeniden hatırlatıyor.

Meat Loaf - Bat Out of Hell

Rock Opera / Hard Rock

Meat Loaf‘un rock tarihinin en görkemli ve özgün eserlerinden biri olan çıkış albümü Bat Out of Hell, 49 yıl önce bugün yayınlanmıştı. Söz yazarı ve besteci Jim Steinman‘ın teatral vizyonuyla ortaya çıkan albüm, hard rock, progresif rock ve Broadway müzikallerini andıran dramatik anlatımı bir araya getirerek dönemi için son derece sıra dışı bir kimlik ortaya koymuştu. Steinman‘ın Peter Pan‘in hikayesini konu alan Neverland müzikalinin sıradışı bir yorumu için tasarladığı melodiler, dönemin popüler müzisyeni Todd Rundgren‘in prodüktörlüğünde tüm zamanların en çok satan albümlerinden biri olan Bat Out of Hell’e dönüşmüş ve sesiyle Broadway’de yavaş yavaş adını duyurmaya başlayan Meat Loaf‘u bir rock ikonu haline getirmiştir. Yıllar içinde iki devam albümü da gelen çalışma abartılı ama son derece etkileyici atmosferi sayesinde, bugün hâlâ rock müziğin en büyük kült klasiklerinden biri olarak anılmaktadır.

Sons Of Apollo - Psychotic Symphony

Progressive Metal / Hard Rock

Mike Portnoy‘un Dream Theater‘dan ayrı kalıp yoğun bir şekilde farklı projelere yöneldiği dönemin en güzel ürünlerinden ikisini veren süper grup Sons Of Apollo‘nun çıkış albümü Psychotic Symphony, dokuz yıl önce bugün yayınlanmıştı. Görenleri şaşkınlığa uğratacak güçteki kadroyu tamamlayan diğer isimlerse Billy Sheehan (Mr. Big), Ron “Bumblefoot” Thal (Guns ‘N’ Roses, Asia), Jeff Scott Soto (Yngwie Malmsteen’s Rising Force, Axel Rudi Pell ve diğer niceleri), Derek Sherinian (Black Country Communion, Dream Theater) oluyordu. Ortaya çıkan ürünse, progresif metal’le hard rock arasında dengeli bir köprü kurarken, elbette bu kadronun hakkını verecek sağlamlıktaydı. Bir kez canlı izleme şansını elde ettiğim grubun sahne enerjisi de oldukça pozitifti. 2018 Graspop‘unda adlarıyla çok uyuşmayan bir sahnede olmalarına aldırış etmeden izleyen şanslı azınlığı inanılmaz coşturmuşlardı. Keşke daha uzun soluklu olabilseydi. Portnoy‘un Dream Theater‘a dönüşünü etkilemiyecektiyse tabii 🙂

Primus - Antipop

Funk Metal / Experimental Rock

Primus‘un ilk dönemini sonlandırmasının yanısıra deneysel yapısını daha sert ve modern bir sound ile buluşturduğu en sıra dışı çalışmalarından biri olarak kabul edilen Antipop, 27 yıl önce bugün yayımlanmıştı. Grup,Les Claypool‘un bas gitarını merkeze alan karakteristik yaklaşımını alternatif metal ve nu metal döneminin etkileriyle harmanlayarak kariyerinin en agresif işlerinden birine imza atarken, onlara Tom Morello, James Hetfield, Jim Martin, Matt Stone ve Tom Waits gibi güçlü konuk isimler eşlik etmişti. Ne var ki ortaya çıkan sonuçtan tatmin olmayan grup üyeleri, yaratıcı dönemlerinin sonuna geldiklerini düşünerek albüm sonrası kısa süreliğine ara vermeye karar verdi. Bugünden bakıncaysa Antipop, Primus‘un deneysel ruhundan ödün vermeden dönemin ağır müzik anlayışıyla flört ettiği cesur bir çalışma olarak değerlendirilebilir.

Opeth - Still Life

Extreme Progressive Metal

Hem konsept bütünlüğü hem de duygusal derinliği sayesinde progresif metal tarihinin en saygın albümlerinden biri olarak anılan ve Opeth‘in ilk büyük başyapıtlarından biri kabul edilen Still Life, 27 yıl önce bugün dinleyicisiyle buluştu. Albüm, sürgüne gönderilmiş bir adamın yıllar sonra doğduğu yere dönmesini ve eski aşkıyla yeniden bir araya gelmeye çalışmasını konu alan karanlık bir konsept hikâye etrafında şekillenirken; Mikael Åkerfeldt’in sert vokalleri ile melankolik temiz vokalleri arasındaki geçişler albümün dramatik atmosferini güçlendiriyor, uzun ve çok katmanlı besteler ise Opeth’in progresif kimliğini en etkileyici biçimde ortaya koyuyor.

Airbag - All Rights Removed

Neo-Progressive Rock

Atmosferik progresif rock’ın modern dönemdeki en etkileyici örneklerinden biri olan Airbag‘ın ikinci stüdyo albümü All Rights Removed, 15 yıl önce bugün yayımlanmıştı. Norveçli grubun ilk çalışmasına kıyasla daha karanlık bir atmosfer ve daha uzun soluklu besteler sunan albüm, Pink Floyd ve Porcupine Tree etkilerini modern bir anlayışla harmanlayan sinematik bir sound yaratarak; progresif rock kalıplarını yeniden keşfetmeye çalışmaktan çok, onları son derece rafine bir prodüksiyon ve güçlü bir duygusal derinlikle sunmayı tercih eden bir çalışma. Albüm boyunca Bjørn Riis‘in melodik gitarı ve Asle Tostrup‘un içe dönük vokalleri, melankolik atmosferi başarıyla taşırken; özellikle 17 dakikayı aşan kapanış parçası Homesick, duygusal yoğunluğu ve katmanlı yapısıyla albümün doruk noktalarından biri olarak öne çıkıyor.