Bölüm IV
The Division Bell…
‘The Division Bell‘ albümü, grubun 70’lerin sonundaki prensiplerine geri dönüşünü simgeliyor. 1993’ün başlarında Gilmour, Mason ve Wright iki haftayı doğaçlama yaparak geçirdiler ve yaklaşık 50 farklı şarkı taslağı oluşturdular. Sonraki adım, ‘A Momentary Lapse of Reason’ı bir araya getiren prodüktör Bob Ezrin’i çağırmaktı. Sonuç ise grubun uzun kariyerinin belki de en güzel albümü.
‘High Hopes’ video klibinden bir kare
Gruba albümde Tim Renwick (gitar, vokal), Guy Pratt (bas, vokal), Gary Wallis (perküsyon) ve Jon Carin (klavye, vokal) eşlik ediyor; vokalistler ise Durga McBroom, Sam Brown ve Claudia Fontaine. Albümde ayrıca ‘Dark Side of the Moon’da saksofon çalan Dick Parry’i de görmek mümkün.
Gilmour’a göre, “Pink Floyd’un artık kanıtlayacağı bir şey kalmamış.” Mason’a göre de, “Çılgınlık hâlen canlı. Hâlâ her şey hakkında çalabiliriz.” Konu ne olursa olsun, Pink Floyd şimdiye kadar bu kadar güvenli ve bu kadar kendileri olarak çalmamışlardı.
Albümü takip eden sekiz aylık dünya turnesi, Pink Floyd tarihinin en büyük ses ve ışık gösterisini içeren bir sahne tasarımıyla yapıldı ve bu konserlerden birisi çift CD/VCD’lik ‘P.U.L.S.E.’ albümüyle de piyasaya sürüldü.

‘P.U.L.S.E’ canlı video albümünden bir sahne görüntüsü
Live 8 – 2005
2005 yılının en büyük müzik olayı hiç şüphesiz Bob Geldof’un 20 yıldan sonra 2 Temmuz’da tekrarladığı – bu sefer para toplamak için değil, aynı hafta İskoçya’da toplanacak olan dünyanın en güçlü sekiz liderine, G8’e, özellikle Afrika’dakiler olmak üzere dünyanın en yoksul ülkelerinin borçlarının silinmesi başta olmak üzere 21. yüzyılın başında aşırı yoksulluğun, açlığın, hastalıkların ve çocuk ölümlerinin önüne geçilmesi için önlemlerin alınması konusunda mesaj göndermek ve baskı yapmak için – ‘Live 8‘ konserleri olmuştur.
Dünyanın altı farklı noktasında gerçekleştirilen konserlerin en çarpıcı detayı ise, konserlerin Londra Hyde Park’taki ayağına katılanların ve konseri evlerinde canlı izleyenlerin asla unutmayacakları bir olay, Pink Floyd’un tam 25 yıl sonra tekrar 4 kişi olarak sahne almalarıydı.

‘Live 8’ konser performansından bir daha tekrarlanması imkansız bir kare
Waters’ın çağrısıyla bir araya gelen Gilmour, Mason ve Wright, eski günleri hatırlatırcasına çıktıkları sahneden “Biz hâlâ varız ve buradayız…” mesajını verdiler. İlerlemiş yaşlarına rağmen performanslarından ödün vermeyen dörtlü, çaldıkları ‘Speak to Me/Breathe’, ‘Money’, ‘Wish You Were Here’ ve ‘Comfortably Numb’ ile milyonları mest ederken Waters mikrofona uzandığı anlarda “Bunca yıl sonra bu üç adam ile aynı sahnede olmak çok duygulu.” diyor ve ‘Wish You Were Here’ı her zaman olduğu gibi Syd’e ithaf ediyordu. Bu anlamlı konserin en büyük mesajı “İnsanlar unutur ve insanlar bağışlar…” olsa gerek. Konserlerden sonra diğer büyük sanatçılar gibi Pink Floyd albümleri de satış patlaması listesinin en başında yer alarak insanların tekrar ilgisini çekmeye başladı. ‘Dark Side of the Moon’, ‘The Wall’, ‘Wish You Were Here’, ‘Echoes – The Best of Pink Floyd’ %1200 – %3600 arasında bir satış patlaması yaptıktan sonra Gilmour BBC’ye yaptığı açıklamada albümlerden gelen bu ekstra gelirin tamamını Live Aid inisiyatifine bağışladığını söylüyordu.
Ek not: Bu değerli yazı dizi kaleme alındıktan sonrasıysa bitmek bilmeyen karşılıklı söz düelloları, Roger Waters’ın değerli politik söylemleri, David Gilmour ve Roger Waters’ın ağırlık verdiği solo kariyerleri, Nick Mason’ın ‘Nick Mason’s Saucerful of Secrets‘ ile Pink Floyd’un nispeten göz ardı edilen ilk dönemini icra eden önemli projesi, nihai üçlünün kayıtlarını son kez bir araya getiren 2014 tarihli tartışmalı albüm ‘The Endless River‘ ve tabii maalesef bu albümde anısına ithaf edilen ‘Anisina‘ ile yadedilen Richard Wright’ın 2008’de, uzun süren sessizliğinin ardından Syd Barrett’ınsa 2006’da aramızdan ayrılışı… Aslında bu acı kayıplar bile yaşanan bunca tartışmanın anlamlı olmadığını gözler önüne sermek için yeterli olmalı ama artık diğer üç üyesiyle de olsa Pink Floyd’u bir daha birlikte görmenin imkansızlığı sanırım herkesin farkında olduğu üzücü bir gerçek. Bundan sonraki tek gerçekçi ve güzel dilekse herhalde daha da geç olmadan Roger Waters ile Nick Mason’ı tekrar ve David Gilmour’u ilk kez yarattıkları güzellikleri ülkemizde icra ederken dinleme imkanı bulmak. – Süleyman Çağlayan

Richard Wright (1943 – 2008) & Syd Barrett (1946 – 2006)
4 bölümlük geniş kapsamlı yazı dizisi böylelikle son buluyor. Takip eden herkese teşekkürlerimizle, ve denk gelemeyenlere önceki bölümleri incelemeleri tavsiyesiyle…
Yazı 2006 yılında Tuna Bilgi’nin ‘Kulaktan Dolma’ blog sayfasında yer almıştır. Blog’taki haliyle yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://kulaktandolma.blogspot.com/2006/03/pink-floyd-blm-iv.html


‘High Hopes’ video klibinden bir kare