Skip to content

Metallica @ Budapeşte 11-13 Haziran 2026

Metallica -1b

Metallica 2026 Avrupa konser turnesini açıkladığında ilk işimiz nerelerde ve ne zaman konserler var, bunlara bakmak olmuştu. Biletler hızlı bir şekilde tükendiği için biz de daha önce gidip hayran kaldığımız Budapeşte’den bilet almaya karar verdik. Aslında planımız ilk olarak Atina’dan başlamak idi, bunun için de bilet almıştık. Fakat kişisel bazı durumlardan dolayı gitmekten vazgeçtik. Tabii Budapeşte’de gidecek oluşumuz da bunda önemli bir rol oynadı. Atina konseri ile başlayan tur, özellikle Atina’da ve turun ilk konseri olmasından dolayı, ayrıca o şehre/ülkeye özel olarak yapılan Jam sebebiyle de tüm sosyal medyada bayağı bir ilgi topladı. Bu da bizim konsere olan ilgimizi ve merakımızı biraz daha artırdı diyebiliriz. 11 Haziran’da olacak ilk konser için aynı gün eşimle beraber İzmir–İstanbul ve İstanbul–Budapeşte seferleriyle uçarak 14:00 gibi Budapeşte’ye vardık. Uçakta yine bizim gibi konsere katılacak birçok kişi vardı. Oğlumuz da Almanya’dan bize katıldı ve ailecek konser için buluşma gerçekleştirdik.

Budapeşte sokaklarına indiğimizde ise her yerde Metallica veya metal gruplarının tişörtlerini giymiş birçok insanın çevrede gezdiği, yemek yediği, alışveriş yaptığı bir ortamla karşılaştık. Metallica sadece konser vermiyor, konser verilen şehrin (hatta ülkenin) tüm gündemini değiştiriyor. Bunu yaparken tüm şehir ekonomisi canlanıyor; ülke ve şehir dışından gelen müzikseverler konaklama, yeme içme, ulaşım, alışveriş derken inanılmaz bir ekonomi yaratıyor. İster Metallica sevsin, ister sevmesin herkesin ağzından Metallica’yı duyuyorsunuz. Burada da görüyorsunuz ki Metallica gerçekten diğer gruplardan bu açıdan ayrılıyor. Müziklerini seven veya sevmeyen olabilir ama oluşturduğu etkiyi ve ekonomiyi sanırım kimse yadsıyamaz.

Konsere doğru yola çıkıyoruz. Konser Puşkaş Arena’da, takip edenler bilecektir, yaklaşık 10 gün önce burada Şampiyonlar Ligi Finali yapıldı. Bu açıdan içimizde biraz kıskançlık olmuyor değil. Merkezde kaldığımız için bir metro ile 4 durak giderek stadın yakınında bir metro istasyonuna kolaylıkla varıyoruz. Stada yürüyerek geçiyoruz. Güvenlik sonrasında gördüğümüz ilk merch standında sıraya girerek kendimize hem bu konsere özel yapılan hem de genel konser tişörtlerinden aldık. Her bir konser için (2 günlük konserde 2 farklı) tişört ve poster çıkarıyorlar. Biz sırada iken ilk ön grup olan Avatar sahne almıştı bile, dolayısıyla onları kaçırmış olduk. Tişörtlerimizi aldıktan sonra stada giriş yaptık. VIP biletimiz olduğundan giriş ayrı idi, giriş sonrasında da bir merch standı vardı ama kalabalık pek de farklı değildi. Asansör ile 3. kata çıktığımızda büyük bir salon bizi karşıladı. Cephesi stada bakan salonda birçok masa, sandalye ve açık büfe yemek ve içki standları bizi bekliyordu. Biz tabii yemek konusundan bihaber olduğumuz için stada tok olarak gitmiştik ve bundan pek de hoşnut kalmadık. Oldukça başarılı açık büfeyi kaçırmış olduk. Bu arada ilk M72 turnesindeki Hamburg’daki VIP bileti ile Budapeşte VIP bileti inanılmaz farklı idi. Yemeklerin biraz tadına bakıp sonrasında bira ile devam ettik. Artık Pantera zamanı gelmişti, yerimize geçtik. VIP olmanın avantajlarından biri de kurulan kuleler görüş alanınızı hiçbir şekilde kapatmıyor. Dolayısıyla güzel bir saha görüşü ile yerimizde Pantera ile konsere ısınmaya başladık. Pantera yaklaşık 1 saat sahnede kaldı ve 10-11 şarkı söyledi. Stad henüz dolmamıştı, saha içi ve snake pit alanı (burası yuvarlak olarak kurulan sahnenin iç kısmı) doluydu normal olarak. Bazı şarkılar bir ağızdan söylendi. Ama tabii ön gruplar ne kadar başarılı, ne kadar büyük olursa olsun kendi verdikleri konserler ile ön grup olmak arasında dağlar kadar fark oluyor konserlerde. Ön gruplar asıl konsere ısındırmak için çıktıkları için hem kısıtlı süre kalıyorlar hem de insanlar yeni yeni geliyor. Tabii bazı seyirciler özellikle bu grupları seyretmek için de geliyor. Pantera 19:30’da sahneyi asıl sahibine bırakıyor ve artık herkeste heyecanlı bir bekleyiş başlıyor. Bekleyiş sürerken insanlar eğlenmek ve sürenin de hızlı geçmesi için sanırım Meksika dalgasına başladı. Yaklaşık 70 bin kişilik stadda görülmeye değer sahneler oluyor.

Tüm hazırlıklar bitiyor ve AC/DC’nin It’s A Long Way to the Top şarkısı başlayınca artık dolmuş olan stadda coşku iyice artıyor. Herkes Metallica’yı bekliyor. Bizim oturduğumuz yere göre karşıdan geliyorlar, AC/DC şarkısına eşlik ediyorlar, her biri bir yere dağılmış durumda. Şarkı sonrasında İyi, Kötü, Çirkin filminin meşhur müziği olan The Ecstasy of Gold çalmaya başlıyor. Burada aynı zamanda stada kurulan kulelerden filmin en çarpıcı sahnelerinden biri olan mezarlık sahnesi dönüyor. Metallica konser açılışlarını uzun zamandır bu şarkı ile yapıyor. Melodiye tüm stad eşlik ediyor ve güzel bir enerji ile açılış yapılıyor. Açılış Creeping Death ve ardından Harvester of Sorrow ile. Dinamik bir açılışı Of Wolf and Man takip ediyor. Devamı Memory Remains. Burada stad artık konserin içine giriyor tamamen ve eşlik ederek şarkıyı tamamlıyoruz. Devamı 72 Seasons, If Darkness Had a Son ile geliyor.

James’in sunumu ile Kirk ve Robert tarafından icra edilen Jam session var. Burada yine bu sene turda gidilen ülkeye özgü olarak yapılan jam sessionlarda Macarlara özgü olarak çalınan Pokolgép’in Totális Metál’ını dinliyoruz. İlk dinleyişte kendini dinleten keyifli bir parça, her ne kadar biz ilk defa dinliyor olsak da sanırım Macarlar için de aynı şeyi söylemek yanlış olmaz. Zira pek de tepki gelmiyor şarkıya; ya yeteri kadar popüler bir şarkı değil ya da popüler ise de Metallica yorumundan şarkıyı anlamadılar 😊. Sonuç olarak burada enerji bayağı bir düşüyor. Neyse ki ardından The Day That Never Comes, Cyanide ve Orion ile enerjiyi yükseltmeyi biliyor grup. Ardından tüm flaşların yandığı ve bir ağızdan söylenen Nothing Else Matters var. Hava da iyice karardığı için ortaya gerçekten görülmesi gereken manzaralar çıkıyor. Aynı albümden Sad But True üzerine de Battery ile hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor. Artık sonlara yaklaşırken Fuel, Seek & Destroy ve son olarak da Master of Puppets ile konseri noktalıyorlar. Tabii Master of Puppets’ta hep bir ağızdan söylenen nakaratlar keyifli olsa da, aklıma 1998’de o zaman hâlâ ayakta olan Ali Sami Yen Stadı’nda gittiğimiz Metallica konseri geliyor. Ses düzeni, şov ve benzeri açılardan belki bugünkü imkânlarla kıyaslanması pek de mümkün olmasa da seyirci açısından bakacak olursak –o zaman yaklaşık 40 bin kişi vardı stadda, bugün ise yaklaşık 70-80 bin kişi– o coşkuyu anlatmaya kelimeler yetmez. O zaman söylenen Master of Puppets’ta oluşan koro ve bugün arasında da teknoloji kadar fark vardı. O zaman oluşan coşku ve eşlik ile bugün konserdeki karşılaştırılamaz bile. Şartlara da baktığımızda Macaristan’da yeni iktidar değişikliği olmuş, üzerine Şampiyonlar Ligi Finali, üzerine de Metallica konseri. Coşmak için daha neye gerek var? “Neden coşmuyor bu insanlar?” diye düşünmeden duramadık. Metallica İstanbul’a geldiğinde (gelirse demiyorum, elbet gelecek) Avrupa’da verdiği en coşkulu konserlerinden birisi olacağına eminim. Bu düşünceler ile kalabalığın dağılmasını bekliyoruz biraz, sonra çıkıp yine metro ile otelimize dönüyoruz.

Cuma konsersiz gün. Yine tüm şehirde Metallica ve ikinci olarak da Iron Maiden tişörtlü insanlar yeme içme ve gezme turlarında. Şehirde birileri bizi durdurup tişörtleri nereden aldığımızı ya da alabileceklerini soruyor. Ayrıca her şehirde açılan merch mağazaları olduğundan biz gitmesek de insanlara tarif ediyoruz. Merch mağazaları önündeki uzun kuyruklar bizi biraz uzak tutuyor.

İkinci güne geldiğimizde bugün programda Knocked Loose ve Gojira var. İlk grubu bilmiyorum ve tabii geliş saatimiz sebebiyle kaçırıyoruz. Bu sefer hazırlıklıyız ve aç geliyoruz. Açık büfeden yemeklerimizi ve içkilerimizi alıyoruz. Keyifle yiyip içtikten sonra Gojira başlıyor. Dışarı geçip ayakta Gojira izliyoruz. Bugün ilk güne göre daha kalabalık doğal olarak. Daha enerjik ve katılımlı bir konser olacağını düşünüyoruz. İlk günkü gibi 20:15’te çıkıyor Metallica. Açılış ve sonrası benzer şekilde seyrediyor. İlk açılış Whiplash ve ardından For Whom the Bell Tolls ile hızlı ve dinamik bir giriş yapılıyor. Enerji ilk andan itibaren yüksek tutuluyor. Özellikle Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da seyirci de şarkıya dahil oluyor. Ardından Ride the Lightning, yine enerji yüksek.

Dördüncü şarkıda Load albümüne geçiyoruz, benim favori albümlerimden (gerçek Metallica’cılar kızabilir). Buradan Until It Sleeps geliyor. Burada stad daha fazla katkı sağlıyor. En fazla katılım şimdiye kadar bu şarkıda olduğunu söyleyebiliriz. Sonrasında 72 Seasons albümüne geçiyoruz; Lux Æterna ve Screaming Suicide geliyor sıra ile. Bu albüm gerek yeni olması gerekse istenen başarıyı elde edememesi (bence) sebebiyle en az katılım ve etkileşim alan bölüm oluyor. Kirk ve Robert jam session’da bu sefer farklı bir şarkı söylüyor: Quimby’nin Hoppá. Yine düşük bir etkileşim alıyor şarkı.

Sonrası Fade to Black gelince herkesin enerjisi tekrar yerine geliyor. Üzerine gelen Wherever I May Roam ile zirveye çıkıyor keyif. The Call of Ktulu sonrasında Unforgiven’da yine flaşlar yanıyor. Tüm ağızdan beraber söylenen şarkı sonrası sırasıyla Whiskey in the Jar, Fight Fire with Fire ve Moth Into Flame geliyor. Tüm şarkılarda kulelerden şarkı ile ilgili bir klip ve grup üyelerinin konser görüntüleri dönüşümlü olarak dönüyor. Burada görsel bir şölen de izliyorsunuz.

Son geldiğimizde ise savaş alanı seslerinin gelmesiyle One geldiğini anlıyoruz. One ve ardından Enter Sandman’da tüm stad konsere katılıyor ve maalesef 2 günlük maraton son bulmuş oluyor. Son şarkılarla beraber M72 konseptli büyük şişme balonlar kulelerden salınıyor ve tüm seyirci son şarkıda bunlarla oynuyor. Lars ve davulunu bu büyük toplardan korumak için 2 koruma görevlisi de hazırda bekliyor.

İki günlük konserlerde toplam 4 saat üzeri çalan Metallica’nın tüm üyelerinin performansları gerçekten olağanüstü. Tüm sahneyi defalarca kere dolaşıyor, koşarak gitar çalıyor, her noktada şarkılarını söyleyerek seyirci ile bütünleşmeleri, o sahne kullanımı ve enerjileri Metallica’yı Metallica yapan sebeplerin başında geliyor. James elini uzatan herkese dokunuyor, şarkıları seyircinin tam dibinden söylüyor. Kirk ve Robert yerlerinde duramıyor, gitarlar seyircilerin neredeyse ağızlarının dibine giriyor. Lars kendinden geçip davulunun üzerine çıkıyor. Hepsini büyük bir içtenlikle, çok severek yapıyorlar. Konser bitiminde de hemen sahneden inmiyorlar. Her iki günde de en az yirmi dakika sahneden tüm seyircilere hediyeler dağıttılar hem de büyük keyifle, arkalarını dönüp gitmeden seyirci ile bütünleşmeye devam ettiler. Tartışmasız dünyanın en büyük grubu 😊

İki gün süren Metallica konserlerinin gerçekten şehrin atmosferini, insanların moralini ve ekonomisini olumlu yönde değiştirdiği görülüyor. Umarım seneye bu tur devam eder ve İstanbul da 2 günlük maratona dahil olur. O zaman hepiniz ile konserde görüşmek üzere.