Konser Tarihi: 2026-29-09
Konser Alanı: Colos-Saal
Müthiş bir geri dönüşle 2025’in en iddialı albümlerinden Dissonance Theory’e imza atan Coroner, Avrupa turnesini duyurduğunda, konser verecekleri en yakın şehirdeki konser tarihinin doğum günüme denk gelmesi biraz düşündürse de, nihayetinde bileti alıp konseri beklemeye başladım.
29 Eylül’deki konserlerin bende tabiki yeri ayrı. Bundan üç yıl önce İstanbul’da yine doğum günümde Terence Blanchard’ı izlerken, gerçekten yapılacak daha iyi bir aktivite olamaz demiştim kendime. (Ne konserdi ama!) Ancak insanın bir ikiz kardeşinin olması (selam olsun sana koca yürekli adam/neyseki o da konserleri ve müziği seviyor.) planlarını gözden geçirmesine neden olabiliyor.
Coroner’in Schizophrenia ve Tar Pond ile turlayacak olmaları büyük bir sevinç yarattı şöyle ki: Geçen sene Girne’de bir sabah denize bakıp Tar Pond isimli grubu keşfetmiş ve Petrol albümlerini dinliyor iken, bu ne yaman huzursuzluk diyerek grubu, müzik zevkine güvendiğim bir kaç kişiyle büyük bir heyecan duyarak paylaşmıştım. Onlar da çok beğenmişlerdi. Ancak bir gün onları canlı izleyeceğimi nedense hiç düşünmemiştim.
İçimde büyük bir heyecanla doğum günü çocuğu olmanın verdiği neşeyle trene atladım. 1 saat 20 dakikalık bir yolculuğun ardından Aschaffenburg’a vardım.
Colos-saal isimli mekanın önünde beklerken Nevermore tişörtlü iki kişi ile yeni vokal Berzan Önen üzerine kısa bir konuşma yaptık. İkisi birbirini tanımamalarına rağmen ikisi de Nevermore’u Bonn’da izlemişler ve Berzan Önen’in vokaline bayıldıklarını söylediler. Ben de Berzan’ın Ascraeus döneminden bahsederek, onların merakını yakalamayı başardım.
İçeri girdiğimde konserin başlamasına bir saat vardı. Mekan yavaş yavaş doluyordu. Coroner’in ilk zamanlarına şahit olduğunu düşündüğüm bir çok müziksever mekanda yerini almıştı.

Tar Pond sahneye çıktığında yoğun bir sis bulutu kapladı ortalığı. Konser boyunca dumanı eksik olmayan grubun vokali Thomas Pott gecenin en ağır grubu biz olacağız diyerek yüzleri gülümsetti. Davulcuları eski Coroner davulcusu Marquis Marky’ninde doğum günü olduğunu Pott anons etti ve kısaca tebrikler kabul edildi. Gerçekten de ağır tempoda yaklaşık 40 dakika sahnede kalan grup. Bomb, Please ve Damn şarkılarını çalarak sahneyi Schizoprenia’ya bıraktı.
Tüm enerjisiyle sahneyi devralan Schizophrenia, Souls of Retribution ile başlangıcı yaparak tozu dumana kattı. 1 saatlik performansına bir de Morbid Angel coverı Maze of Torment’ı sığdıran Belçikalı grup, etkileyici performansı ile bizleri Coroner’e harika bir şekilde hazırlamış oldu. Davulcuları Lorenzo Vissol’ü izlerken uzun zamandır bir çalıştan bu kadar etkilenmediğimi düşündüm. Tam anlamıyla ağzım açık izledim. Devasa bir performanstı. Tebrikler.

Ve gecenin beklenen anı: Coroner sahneye çıktığında saatler 21:45’i gösteriyordu. Dissonant Theory açılış parçasıyla sahneye adımını attılar ve Consequence ile ne yaptıklarını çok iyi bilen bir hava estirmeyi başardılar. Sacrificial Lamb ile bu sırayı bozmayarak seyirciyi, ilk dakikalardan etkisi altına almayı başardılar.
Avrupa sahnesinde çalmayı çok özlediklerini düşündüğüm grup Mental Vortex’e bir uğrayıp Divine Step çalarak gecenin müthiş keyifli geçeceğinin sinyallerini verdi.
Grim albümünden Serpent Moves ile devam eden ve tam anlamıyla bir thrash metal partisine dönen ortamda müthiş keyif aldığımı ve grubun önünde saygı duruşuna geçerek izlediğimi söylesem abartı olmaz.
Farklı dönemlerden şarkılar çalmaya devam eden Coroner , No More Color albümünden Tunnel of Pain çalarak nerdeyse yarım asırlık serüvenini hiç bir aralık vermemiş gibi izleyiciye yansıtarak büyük beğeni topladı.
Gecenin finalini Reborn Through Hate, Die by My Hand ile yapan grubun konser boyu bir an olsun düşmeyen temposu dakikalarca alkışlandı. Büyülenmiş bir halde konserden çıkıp trene doğru yol alırken bir efsaneye şahit olmanın mutluluğu vardı üstümde…
Ses için yollara düşenlere ve gürültüde kendini bulanlara selam olsun!

