Skip to content

Yazması aslında en kolay olması gereken yazılardan birinin başına oturunca farkettim ki aslında bu yazması en zor olanlarından biri olacak. Çünkü, mevzu bahis olan çaışma, yaptığı müziğin en büyüklerinden biri apoletini layıkıyla taşıyan Yes’in Steve Howe öncülüğünde yıllardır süregelen beyhude çabasının yeni bir ürünü daha. Yine olumlu yanları olumsuzları karşılamayan, sevmek istesek de bir türlü ısınamadığımız bir albüm daha var karşımızda. Yerip geçmek çok kolay aslında ama insan saygı duyduğu birilerinden bahsederken kelimeleri de seçerek kullanma ihtiyacı hissediyor. O nedenle de birilerinin el atması gereken bu yazıyı yazmak da bir o kadar zorlaşıyor.

Her ne kadar Asia dışındaki işlerine ısınamasam da Geoff Downes ve Jay Schellen, The Prog Collective projesinden fazla haz etmesem de Billy Sherwood, hepsi değerli müzisyenler ve önlerinde Jon Anderson’ı ismen ve ses rengiyle ziyadesiyle anımsatan Jon Davison duruyor ama Steve Howe‘un yanına klasik kadro sıralanınca oluşan büyünün yarısı bile ortaya çıkamıyor bir türlü. Sonuncusu bu yazının bahsi olan sonrasındaki altı albüme rağmen, Yes etiketiyle çıkan son etkileyici işin Magnification olmasının başka bir açıklaması olamaz zaten.

Aslında bu altı albümlük yolculuğun başında Howe çok yalnız sayılmazdı ama maalesef önce Chris Squire, sonrasında da Alan White aramızdan ayrılınca, The Quest sonrasını tek klasik kadro elemanı olarak yürütmek durumunda kaldı. Bir yandan da durup bakınca ve bu altı albümlük yolculuğun az da olsa pırıltı veren iki albümünün Mirror to the Sky ve Aurora olduğunu düşününce, son kadroya haksızlık ediyor muyum diye düşünmedim de değil. Ama Yes ışıltısı başka bir şey ve bu iki albüm bunun yanına yaklaşamıyor bile.

Bu kadar yermeden sonra yine de Aurora‘nın olumlu yanlarından bahsedip, albümün hakkını teslim ederek görevimi yerine getireyim. Yukarıda da bahsettiğim gibi çok da uzun sürmeyecektir zaten 🙂

Bir kere Steve Howe‘un kendine has gitar tonu ve bol vibrato’lu sololarıyla yine albümün karakterini yansıtan en önemli unusur olmaya devam ediyor. Aurora‘nın, Jon Davison‘ın Anderson‘vari sesinin yanısıra bir Yes albümü dinlediğimizi en çok hissetiren yanı da bu zaten. Howe bununla kalmayıp albümün tertemiz prodüksiyonuna da bizzat imza atıyor. Bir de yine Roger Dean elinden ama bu sefer kızı Frejya ile ortaklaşa çıkma kapak tasarımı var tabii.

Albümdeki en dikkat çekici parça ise şüphesiz tam kalbinde yer alan Countermovement. Dört bölümden oluşan epik yapıdaki parça gitar ve klavye arasındaki “countermovement”lar (karşıt hareketler) üzerinden insanın içsel çatışmalarını ve denge arayışını anlatan bir çalışma, ve bunu sağladığı müzikal zenginlikle birlikte ziyadesiyle başarıyor. Şunu söylemeden de geçmeyeyim. Bu albümün ışıltısını veren Countermovement ve önceki albümde aynı görevi üstlenen isim parçası Mirror to the Sky‘da Jon Davison‘ın vokal görevlerini paylaşmış olması tesadüf olmasa gerek. Belki de ışıltı için aranan yol oradan geçiyordur.

Mirror to the Sky parçasının bir diğer alamet-i farikası olan Downes imzalı orkestrasyonları Aurora‘da da bulmak mümkün. Bunun en güzel örneğini ise bu kısım sayesinde güçlü sayılabilecek giriş parçasının açılışında dinleyebilirsiniz. Albümün kalanıysa Ariadne gibi ışıldamasa da ara ara kıvılcım saçan parçalar ve Yes balladlarından aradığımız dinginliği en sonda veren Emotional Intelligence gibi parçalardan ibaret. Kalan parçalardan – hele ki bonuslardan – ise hiç bahsetmesek de olur. Zira 24 albüme ulaşan dev Yes külliyatında kaybolup gidecekleri neredeyse kesin gibi.

Zaten her altın çağını yıllar önce geride bırakmış grup gibi Yes’ten de bundan sonra ir yeni dev albüm beklentisine girmek de biraz haksızlık olur. Steve Howe gençleşmiş ekibiyle hobi olarak yeni albüm yayınlamaya devam etse de çok bir şikayetim olmaz ve yine dinleyip geçmeye devam ederim.

Bunun yanındaysa diğer dev gruplardan olduğu gibi Yes’ten de tek ve gayet geçerli sebeplere dayalı bir beklenti içinde olmak da hakkımız diye düşünüyorum. O da vakit daha da fazla geçmeden bir Reunion turnesi. Hatta bir adım ileri gidip, hepsi dev isimlere dönüşmüş olsalar da hakederek kazandıkları bu ünvanın önemli bir payını bu gruba borçlu olan bu müzisyenlerin böyle bir görevleri olduğunu da düşünüyorum. Jon Anderson son dönemlerde klasik kadrodan Yes kalitesine en yakın işleri çıkarsa da, Rick Wakeman’ın 80 albüme ulaşan külliyatı aradan cımbızla çekilebilecek şahane işler barındırsa da, Bill Bruford birkaç hafta sonra Peter Roth Trio’yla yeni bir albüm yayımlayacak olsa da sahnedeki o hiç canlı deneyimleyemediğimiz Yes ışıltısı bir başka olsa gerek. Ama Genesis ve Pink Floyd’dan olduğu gibi Yes’ten de ümidi keseli çok oldu. Yine de beklemeye devam 🙂

7.5
  • Aurora
  • Countermovement
  • Ariadne
7.5
  • Aurora
  • Countermovement
  • Ariadne