Skip to content

2000’li yılların başında adını duyurmaya başlayan Misha Mansoor’un etrafında şekillenen Periphery, 2010’da yayımladıkları kendi adlarını taşıyan ilk albümden itibaren djent akımının kural koyucu ve yönlendirici gruplarından biri haline geldi. Her albümde çıtayı belirli bir çizgide tutmayı başaran grup, özellikle olgunluk dönemi olarak nitelendirebileceğimiz son iki çalışması Periphery IV: Hail Stan ve Periphery V: Djent Is Not a Genre ile karmaşık şarkı yapılarını adeta çocuk oyuncağına dönüştürerek, kendi türünde günümüzün en büyük aktif gruplarından biri konumuna yükseldi.

Keramet, albüm kapaklarındaki üç noktada mıydı, hemen her albümü kendi adlarıyla sıralamalarında mıydı, yoksa bir önceki albümde şaka yollu olarak bizzat öncüsü oldukları djent için — haşa — “bir janr değildir” demiş olmalarının lanetini mi yaşıyorlardı? Ya da, bu kadar karmaşık bir müziği icra etmekten yorulup biraz nefes mi almak istediler, bilinmez. Muhtemelen en sonuncusu tabii. Ama bir gerçek var ki, bu yazının konusu olan son albümlerinde nedense bu yoldan biraz sapmayı tercih etmişler.

Daha fazla detaya girmeden söylemeliyim ki A Pale White Dot, büyük ölçüde düz ritimlere ve güçlü nakaratlara dayanan standart süreli şarkılardan oluşan en yalın albümleri olmuş. Bu, albümün kötü olduğu anlamına gelmiyor; hatta muhtemelen bundan sonra yanımda taşıyacağım gayet leziz birkaç parça da içeriyor. Ancak eğer üzerinde Periphery etiketi taşımıyor olsaydı, ait olduğu haftanın “kısa kısa”sının alt kısımlarında bir yerde bahsedip geçerdim. Fakat bu devirde eşi zor bulunur bir şekilde neredeyse en başından beri bir arada kalmayı başaran — Misha Mansoor, Jake Bowen, Matt Halpern, Spencer Sotelo ve Mark Holcomb’dan oluşan — kadro ve yaptıkları müzikle olan bağımdan ötürü, bu albümü kısa bir notla geçiştirmeye gönlüm el vermedi 🙂

Yapısal olarak albüme detaylı bakacak olursak A Pale White Dot, bahsettiğim gibi diğer tüm Periphery albümlerinden daha yalın bir halde. Daha ilk albümlerinde karşımızda dimdik duran Racecar ya da olgunluk dönemlerinden Sattelites, Dracul Gras ya da Reptile gibi dinleyeni karmaşık oyun sahasında davet eden parçalar yok. Külliyatlarındaki albümler arasında en kısa süreye sahip ve şarkı başına ortalama süre de neredeyse ortalamalarının bir dakika altında. Sözün özü daha önce hiç 47 dakikaya 14 parça sıkıştırmış bir Periphery albümü dinlememiştik.

Albümdeki bunca parçanınsa ortak bir tema olarak yalnızlık etrafında şekillendiği söylenebilir. Albümün son vokalli parçasının adı ve onun son sözleri de buna uygun olarak seçilmiş:

“Everyone dies alone”

Fakat bu tema çevresinde birleşen parçaların arasında yıldız olarak parlayanlar olsa da Periphery, bunlardan uyumlu bir takım oluşturmayı çok başaramamış. Aralarında en ayrıksı duranlara örnek olaraksa, elektronik yapı üzerinde kurulu Blackwall ve akılda kalıcı nakaratıyla Carry On’u verebilirim.

Yıldız parçalar arasında, öncelikli olarak Heaven on High’ı sayabilirim. Parçanın albümdeki diğer takım arkadaşlarını geçerek bugün için popüler Periphery parçaları arasında da en tepeye yerleşmesi boşuna değil. Ama bunu yaparken gücünü albümdeki çoğu parçada olduğu gibi yine güçlü nakaratından alıyor. Üstüne de leziz Misha Mansoor solosunu ve kısa da olsa sonlarına doğru gelen alıştığımız Periphery karmaşıklığıyla tarifini  güzelleştiriyor.

İkinci sıraya da Malevolent‘ı koyarım. Özellikle en başta çıkagelen ve albümün kalanında eksikliğini hissettiğimiz karmaşık melodi, aradaki nefes alma bölümü ve sonrasında yine karmaşıklığa dönüşüyle albümün tam ortasında farklı bir yerde duruyor.

Bir diğer yıldız parça olarak da, albümün ikinci teklisi olan ve temasına uygun bir kapanmasını sağlayan Everyone Dies Alone’u yanlarına yerleştirebilirim. Albümün zirvelerinden olan duygusal gitar solosuyla parça, grubun en iyi işlerinin seviyesine tam olarak ulaşmasa da akılda kalıcı olmayı başarıyor.

Albümün geri kalanıysa çoğunlukla Periphery’nin bu kez sınırların dışına çıkmadan güvenli alanda kalmak istediğini hissettiriyor. Birçok kısım öngörülebilir hale gelirken, bazı nakarat ve akorlar tanıdıklık hissiyle etkisini azaltmış. Bu açıkçası daha önce bir Periphery albümünde hissetmediğim bir durum olmuştu.

Büyük olasılıkla bu nedenle, albümün adıyla paralel olarak üç nokta imgesi ve Periphery serisi terk edilmiş, grubun bu albümde farklı bir şeyler deneyeceğinin sinyali verilmişti. Ancak bu farklılık, kendi özgün yönleri olan progresif ve teknik karmaşadan uzaklaşıp daha doğrudan bir yöne evrilince, yenilikten çok sıradanlaşmayı işaret ediyor. Kötü diyemem ama ileride dinlemek için başka bir Periphery albümüne tercih eder miyim emin değilim. O yüzden bu albümü bir nefes alma arası olarak görüyor, bu yönde ilerleyişlerinin kalıcı olmayacağını umuyorum. Biz en iyisi, Periphery VI’yı ve o albümün ortasında yeniden ışıldayacak üç noktayı bekleyelim.

7.5
  • Talk
  • Heaven on High
  • Malevolent
  • Everyone Dies Alone
7.5
  • Talk
  • Heaven on High
  • Malevolent
  • Everyone Dies Alone