Kasvetli, sağanak yağışlı bir havanın ardından nihayet bahar ayının habercisi ışıl ışıl parlayan güneş bizi selamladı. İçimiz aydınlandı, fakat fırtınalı havaların tozu çamuru içimizde tortusunu bıraktı. Tam da bu halet-i ruhiyeye kapılmışken aydınlık ve karanlığın karşıtlığına odaklanmak yerine ahenginden keyif alacak yeni sesler peşindeydim.
Nature Morte, yeni albümüyle radarıma girdi.
Fransız üçlü, kendilerini indie rock ve black metal füzyonu olarak tanıtıyor ve Alcest gibi blackgaze gruplarının patikasını takip ediyor. 2015’te kurulan grup bugüne dek üç albüm yayımlamış.
İlk albümlerindeki ayrım pekâlâ keskin ve anlam bütünlüğünden mahrum iken, Still Life ile beraber enfes bir kontrast yakalamışlar. Gibi dizisindeki badanacı Ünal Usta emsali “aydınlıktan karanlığa kusursuz bir geçiş” yapıyor (bkz. Sezon 1, Bölüm 8). Tizlerde dolanan aksisedalı gitar cümleleri ile boğuk ve kirli gitar tonuna geçişte ortaya çıkan tüm pürüzleri perdahlamışlar. Üstüne üstlük, çok sesli müziklerinde brutal vokaller ile pürupak gitar melodileri birbirine karışmadan ve kulak tırmalamadan sunulmuş. Ahenk içerisinde vuku bulan bu kaosta kendimi serbest bırakıp süzülmek istedim.
Bugüne dek Enslaved’den örneğini duyduğumuz melodi odaklı black metal kompozisyonlarını, Deafheaven’dan emsallerine tanık olduğumuz armoniyle sunuyorlar. Kaldı ki Nature Morte’un icra ettiği sanatı Deafheaven’in varisi olduğunu dile getirmek, sarih bir nitelendirme olacaktır.
Hal böyle olunca vokali George Clark ile karşılaştırdım. Tabii, sağlıklı bir karşılaştırma mı bilemem. Geçen sene Lonely People with Power albümünde çıtayı o kadar yukarı koydu ki sırıkla atlamacı Armand Duplantis gibi kendi rekorunu yine kendi egale edecek sanırsam. Yine de pek çok sekansta vokalin işi kotardığını söyleyebilirim.
Gitarlara ve vokale değinmişken davuldan söz etmemek de olmaz. Doludizgin çalmasını beklediğim pek çok yerde gaza basmadığını, dolduruşlarla krezendoları inşa edeceği anların kimisinde ambiyansı bozduğunu düşünüyorum. Şarkıyı rezil etmemiş, ama vezir de etme fırsatını bagetinin tersiyle itmiş. Öte yandan davulun yankılı tınısı beni bir nebze ikna etti.
Sesini Aç barometresinde klasikleşecek albüm puanına ilk dakikalarında göz kırpsa da şarkılar ilerledikçe gözümden düştüler. Her ne kadar ilk şarkıda mest olsam da, neredeyse her şarkıda aynı formülün farklı varyasyonlarını işittim.
Albüm kronolojisini yemek servisine benzetirim. Çorbasından ara sıcağına, ana yemeğinden tatlısına mide suyunu ekşitmeyecek sırayla ve dengeli porsiyonuyla tüketmeyi yeğlerim. İtiraf etmek gerekir ki, Nature Morte albüm konseptine geçişte afallıyor. Yalnızca ana yemek olan bir servis olunca, ardı ardına beş tabak et yemiş gibi hazmı zor. Michelin yıldızı hak edecek bir lezzet olsa dahi, günün sonunda damakta kalan tat mühim.
DISGUST parçasında gitar cümlesinin değişmesiyle dramatik yapının rotasının sapması, BLUE da albümün konuğu Amaya Lopez’in narin ve dokunaklı vokalleri ve LIBERTY (T.G.I.F) şarkısının muazzam sonu haricinde hafızama kazınan kesit olmadı. Öte yandan, albümün ruhu ise içime işledi ve kimi şarkılarını dönüp tekrar tekrar dinlemekten haz duydum.
Hâlen gidecekleri yol var, fakat vardıkları yer pek çok sanatçının erişemeyeceği bir düzey. İpin ucunu yakalamışlar, şimdi tam gaz kovalamaya devam! Badanacı Ünal Usta’nın da dediği gibi: “Belki de bu yüzden yalnızca cesurların işidir blackgaze!”
- DISGUST
- BLUE
- DISGUST
- BLUE

