Skip to content

Bu sene dinlediğim en keyifli albümlerden biri, yine bu yıl keşfettiğim Legs on Wheels grubundan geldi. Legs on Wheels, İngiltere’de kurulmuş, beş kişiden oluşan ve müziğini tek bir türle tanımlamanın hayli güç olduğu bir grup. Kimileri onları Neo-Canterbury Scene içinde değerlendiriyor, kimileri ise eklektik progresif rock özellikleri taşıdıklarını söylüyor. Bana kalırsa müzikleri gerçekten de 50-60 yıl önceki Canterbury Scene gruplarını hatırlatıyor. Caravan ve Soft Machine gibi türün demirbaşlarını, özellikle de Canterbury’nin imza niteliğindeki klavye tınılarını ve fuzz org tonlarını sevenler için oldukça ilgi çekici olabilir.

Grubun 2023 çıkışlı L E G R O O M isimli ilk albümünden tam 3 yıl sonra yayımlanan Gobble, yer yer hissettirdiği doğaçlama tavrı, yer yer insanı kışkırtan tekrarlı yapıları ve karmaşası ile bana King Crimson’ın Discipline albümünü anımsatıyor; eklektik karakteri de muhtemelen biraz buradan geliyor. Daha ilk şarkıdan albümün ayırt edici özelliklerinden biri kendini belli ediyor: Punk ile Canterbury Scene’in tuhaf fakat son derece doğal duran füzyonu.

Açılış parçası Oysters On The Half Shell, ilk yarısında punk yönelimini sergilerken ikinci yarısından itibaren önce modern ve liminal klavye melodileriyle, ardından dile dolanan teatral vokal melodileriyle aklımda kalıcı bir iz bırakıyor. Şarkının ikinci yarısı olmasaydı “burada çok da ilginç bir şey yokmuş” diyerek albümü kapatma ihtimalim yüksekti. Fakat parçanın bu iki yarıya bölünmüş kurgusu beni albümün geri kalanına bağladı; bu satırları da ona borçluyum. Parçada ve albümün genelinde, Canterbury Scene’in temel temsilcilerinde duymaya alışkın olduğumuz fuzz org tonu hâkim.

A.P.E.S. parçasında vokalleri maymunlar devralıyor desem çok da yalan olmaz sanırım. Böylesine absürt bir şarkıya da ancak böylesi yakışırdı. Biraz konsepti, biraz da psikedelik efektleri sayesinde asidik bir havaya bürünen A.P.E.S., başarılı, akılda kalıcı, caz yönelimli ve bütün tuhaflığına rağmen kısa süresiyle ve kolay takip edilebilir ritmik yapısıyla radyo dostu bir şarkı.

Winner Winner… Chicken Dinner. Şarkının ismi, kumar masalarından çıkma bu meşhur deyişten alınmış. Winner Winner benim için bir botanik bahçedeki yemyeşil peyzajın üzerine vuran sarı bir ışığı temsil ediyor. Yapay zekâ görüntü üretiminin yaygınlaşmasıyla birlikte liminal alanlara ve rüya âlemlerine eşlik eden, bilinçaltını dürten bir müzik türü de türedi; Winner Winner’ın kaydediliş biçimi bana onları hatırlatıyor. Fakat sözlerdeki manzara müziğin bu sakinliğiyle taban tabana zıt: kaçan tavşanlar, karanlıkta yol alan sürücüler, kemiğinde et kalmamış biri ve hep kazanan bir evin salonunda yüzmeye devam eden küçük bir balık. Yani kazanan siz değilsiniz, tabaktaki sizsiniz. O sarı ışığın altında oyalanırken birinin akşam yemeği olduğunuzu fark etmek biraz zaman alıyor. Sonlarına doğru flütün ve Genesis’in Mellotron kullanımını andıran klavyelerin öne çıkmasıyla kısa süreliğine İngiliz pastoral prog’una yaklaşıyor; fakat sanki yapmak istedikleri tam olarak bu değilmiş de son anda vazgeçmişler gibi, bu fikri kısa süre sonra kenara bırakıyorlar.

Sakinliğiyle albümün geri kalanından ayrılan Winner Winner, aynı zamanda Gobble’ın ne kadar geniş bir ruh hâli aralığında dolaştığını da gösteriyor. Albüm boyunca punk agresifliği, Canterbury sıcaklığı, cazın durgun enerjisi ve yer yer beliren saykedelik anlamsızlık sürekli birbirinin alanına giriyor. Ancak bu değişken yapının en etkileyici sonuçlarından biri, açık ara albümdeki favorim hâline gelen Centipede’da ortaya çıkıyor.

Eklektik progresif rock’ın karakterini belirleyen Gentle Giant ve Van der Graaf Generator’a oldukça yakın bir tınıya ve yapıya sahip olan Centipede, üçüncü dakikadan itibaren caz ile psikedelik dünyanın kesişim alanına geçerek adeta insanın akıl sağlığını tehdit edecek türden bir ritmik yapı sunuyor. Klavyeler ise elektroniğin müziğe sunduğu bütün nimetlerin hakkını sonuna kadar veriyor. Bunu herkes için geçerli bir övgü olarak söylemiyorum: Çevremde saykedelik ve asidik müziklerden hoşlanmayan insanlar, tam olarak burada duyduklarımıza benzer örneklerden kaçıyor. Benim ise bu albüm özelinde söz konusu özelliklerin içine adeta bir girdaba kapılır gibi düştüğümü söylemem gerekiyor. Özellikle şarkının 3.40 ile 4.40 arasındaki bir dakikalık bölümü, beynimin müzikten sorumlu kısmında kira vermeden yaşamaya başladı.

Gobble, Neo-Canterbury zemininden saykedelik bir girdaba savrulurken bile hiçbir yerde tam olarak duramıyor; en sakin anında bile size bir şey saklıyor. Belki de bir araya gelmemesi gereken şeylerin bu kadar doğal durması, onu bu yıl dinlediklerim arasında ayrı bir yere koyuyor. Yolu hayatında en az bir kez Canterbury Scene, caz füzyonu ve saykedelik müzikle kesişmiş; müzikte düzen kadar tuhaflıktan da keyif alan herkesi bu albüme özellikle davet ediyorum.

8.5

Öne çıkanlar:

  • Centipede,
  • Oysters On The Half Shell,
  • Winner Winner
8.5

Öne çıkanlar:

  • Centipede,
  • Oysters On The Half Shell,
  • Winner Winner