Frank Us’ın kaybolan prog yıllarına hasretle hayata geçirdiği projesi Legacy Pilots, zengin konuk listesiyle her zaman dikkat çekmeyi başardı. Ancak, doğrusunu isterseniz bana göre şimdiye kadarki en idialı çıkışını bu yılki Camera Obscura ikilisiyle gerçekleştirdi.
“Albümde kimler yok ki?” diyeceğim ancak bu süpergrupla önceden tanışma fırsatı olanlar zaten çoğu isimin adının önceki albümlerde yer almasına aşınadırlar. Ancak yine de yeni gelenlere ufak bir girizgah yapayım.
Listenin en dikkat çeken isimleri şüphesiz ki Pete Trewavas (Marillion), Marco Minnemann (The Aristocrats, Steven Wilson), Steve Morse (Deep Purple, Kansas). Todd Sucherman (Styx) ve Lars Slowak da (Lioncage), daimi katkı verebler olarak önceki beş albümde olduğu gibi Camera Obscura‘larda da yerlerini almışlar. Albümdeki performansıyla dikkat çeken Seth Hankerson‘dan da (Emerald City Council) özellikle bahsetmik isterim.
Bu uzun çalışmanın iki bölüm halinde yayınlanmasının elbette ki bir sebebi var. Aydınlık yüz olarak görülebilecek Volume I, daha melodik ve rahat dinlenebilir parçaları bünyesine alırken, karanlık tarafı temsil eden Volume II daha sert, yoğun ve dramatik bir hissiyat veren işlerden oluşuyor. Bu durum albümlerdeki parça sürelerine de yansımış. Birinci kısımdaki sekiz parçaya karşılık, daha uzun süreye sahip olmasına karşın ikinci albümde yalnızca altı parça yer alıyor.

Her iki kısımdan akılda kalıcı işlere gelecek olursak, toplamda ortaya çıkan işin ve Volume I’ın yıldızı kesinlikle etkisini John Mitchell’in vokali ve Seth Hankerson’un melankolik gitar solosundan alan duygusal kapanış ve albümlerin müjdeci teklisi Afterglow olmuş. Parça Mitchell keşke bir parçadan fazlasına imza atsaymış dedirtiyor.
Üç parçalı yapısıyla Midnight Tide‘dan daha güçlü bir açılış yapmasını beklerdim. Ancak, her tekrarda başlangıçta dağılan dikkatimi çeken ilk parça Cloud City oldu. Dolayısıyla, sinematik açılışı, ambient atmosferi ve Todd Sucherman’ın öne çıkan davullarıyla, bu leziz enstrümantali tavsiyelerimin arasına yazabilirim.
Finally George’un vokali ve Seth Hankerson’un gitar solosuyla duygusal yoğunluk kazanan 10 dakikalık epik A Fleeting Echo da ilk kısımda es geçilmemesi gerekenlerden biri.

İkinci kısımsa Afterglow sonrası ikinci zirve olarak sayabileceğim The Illusion of Knowing ile açılıyor. Tempo değişimleriyle başdöndüren bu süit, güçlü melodileri ve Jake Livgren ile Liza’nın parlak vokal performanslarıyla taçlanıyor.
İki ksımlık bu serüvenin vedasını yapan ve albümün adına da ilham vermesi muhtemel olan So Obvious While Obscure, yukarıda bahsettiğim The Illusion of Knowing‘le melodi yapısı ve işlediği tema açısından bir bağa sahip. Bu sayede albümün felsefi çerçevesini de tamamlayan bir parça olarak öne çıkıyor ve Todd Sucherman’ın davullarıyla da yine dikkat çekiyor.
Son tahlilde, Frank Us’un en iddialı çıkışı olan ve muazzam müzisyenlerden üst düzey bir performans dinlediğimiz bu albümler kesinlikle bu emeğin karşısında verilecek ilgiye layık bir iş sunuyor. Nispeten daha sıradan bulduğum Volume I‘ı, biraz taşıyan Volume II sayesinde de aşağıdaki puanını hatta belki biraz daha fazlasını hakediyor. Tamamına olmasa bile bu seneden yanımda taşıyacağım parçalar arasına aldığım Afterglow ve The Illusion of Knowing’e mutlaka şans verilmeli.
- Cloud City
- A Fleeting Echo
- Afterglow
Vol II:
- The Illusion of Knowing
- So Obvious While Obscure
- Cloud City
- A Fleeting Echo
- Afterglow
Vol II:
- The Illusion of Knowing
- So Obvious While Obscure

