“Yine de Green Carnation’ın bizi davet ettiği melankolinin kıyılarına doğru yapılan bu yolculuğu tavsiye ederim. Bakalım alevleri aşarak devam ederken bizi neler bekliyor olacak?”
Green Carnation’ın merakla takip etmeye devam ettiğimiz üçlemesinin ilk albümü A Dark Poem, Pt. I: The Shores of Melancholia için yazdığım incelemenin sonunda bu sözler yer alıyordu. O yazıda bahsettiğim üzere Arthur Rimbaud’un, Shakespeare’in Hamlet‘indeki Ophelia’dan ilham alarak yazdığı Ophelia şiirini referans alarak çıkılan bu üç albümlük maceramız, metaforlarla tasvir edilmiş bir içsel yolculuğu anlatıyordu. Elimizdeki taze albüm A Dark Poem, Part II: Sanguis, hikâyeyi bıraktığımız yer olan melankolinin kıyılarından alıp alevlerin arasından geçilen kısmı anlatıyor.
Bir içsel yolculuk olduğundan bahsettiğimiz hikâyenin tahmin edileceği üzere grubun ana söz yazarı olan Stein Roger Sordal’ın kendi geçmişinden kalma kişisel hatıraları ve sancılarından esinlenerek yazılmış olduğunu bu albümdeki şarkı sözlerinden ve grubun verdiği demeçlerden anlıyoruz. Zaten albümün adı olan Sanguis de kan bağının Latince karşılığından geliyor.
Buradan albümün ismini veren ilk ve en uzun şarkısı olan Sanguis (Blood Ties)‘a gelecek olursak, Sordal burada çocuklukta ailesinden gördüğü baskıları kaleme dökerek ikinci bölümün hikâyesinin ana parçasını daha en başından dinleyiciyle buluşturuyor.
“Father, I do realize that the cards you were given destroyed you
Mother, I know now why I should forgive and forget
Stained by your past”
Aslında Sordal, parçayı üçlemenin tümüyle beraber kaydettikten sonra geçtiğimiz yıl hastalıkla mücadele eden babasına bu konu hakkında açılmış ve hemen sonrasında da onu kaybedince parçanın tonunun biraz sert olup olmadığı konusunda kararsız kalmış. Yine de parça olduğu gibi kalarak bize ulaşmış durumda. Bu kalp buran hikâyesiyle beraber parçaya müzikal olarak bakınca, Green Carnation’ın Hammond org kullanımıyla beraber black/doom kökeninden gelme imza yanı olan melankolik atmosferi albümde en iyi yansıtan parçalardan biri olduğu söylenebilir.
Albüme verilen bir nefes arası olarak görülebilecek olan Loneliness Untold, Loneliness Unfold, Sordal’ın kaleminden çıkma bu içsel hikâyede aynı zamanda vokali de üstlendiği bir yalnızlıkla yüzleşme anını temsil ediyor.
“You know, there’s nothing I can say
I see you fade away, you’re trapped
Loneliness untold, loneliness unfold”
Sonrasında tam gaz devam eden Sanguis, Sweet to the Point of Bitter ile tematik olarak tatlı anıların zamanla acıya dönüşmesini, yani sevgi ve kaybın iç içe geçtiği duygusal bir yolculuğu; albümün ikinci teklisi I Am Time ile hayatın geçiciliğini hatırlatıyor ve “anı yakalama” çağrısı yapıyor.
“The risk that I take, experience
What’s in it for me? Sweet to the point of bitter
I don’t have the need to succeed in anything
And it’s sweet to the point of bitter”
Sanguis parçasının anlattıklarının yankıları olarak kabul edilebilecek bu üç parça sonrası albümün ikinci zirvesini oluşturan Fire in Ice‘a varıyoruz. Kabul etmek gerekir ki Green Carnation daha uzun süreli parçalarda etkileyiciliğini artırıyor (bkz. tek parçalık Light of Day, Day of Darkness ve My Dark Reflections of Life and Death). Fakat Fire in Ice‘ın etkileyiciliğinin ikinci ve yine kişisel bir hüzne dayanan bir sebebi daha var. Sordal parçayı eşinin, şimdilik kısmen başarılı olarak atlattığı beyin tümörüyle mücadelesinden esinlenerek yazmış. Parçanın başı ve sonundaki “spoken-word” kısımlarıysa insanın doğa karşısındaki çaresizliğine vurgu yapıyor.
“We are in desperation and in despair
Nature has thwarted us again
Let us abandon it, Anderson”
Son parça olan Lunar Tale ise kapağındaki gibi karanlık bir albümün son halkasını oluşturuyor ve Ingrid Ose’nin flüt pasajı eşliğinde dingin bir şekilde bizi bu yıl içerisinde yayınlanacağı duyurulan üçüncü bölüme uğurluyor.
“Sunlight, you’re better off without me
Moonlight, with me gone, you’ll be free”
Grup, üçüncü kısmın adı ve detayları ile ilgili ise bu albüm öncesinde olduğu gibi ketum kalmayı tercih ediyor. Tek bilinen ise albümün en azından bir kısmında onlara orkestranın eşlik edecek olması. Kim bilir, belki de bizi Light of Day, Day of Darkness gibi tek parçalık bir albüm bekliyordur.
Zaten, her hâlükârda A Dark Poem‘in gücü adına en sağlam kısmın henüz gelmediğini ummamız gerek. Kabul etmek gerekir ki The Shores of Melancholia ve Sanguis tatmin edici olmakla beraber henüz üçlemeyi unutulmazların arasına yazdıracak kadar etkileyici değillerdi.
Green Carnation – A Dark Poem, Pt. I: The Shores of Melancholia incelemesi
Öne Çıkanlar:
- Sanguis (Blood Ties)
- Sweet to the Point of Bitter
- Fire in Ice
Öne Çıkanlar:
- Sanguis (Blood Ties)
- Sweet to the Point of Bitter
- Fire in Ice

