Kariyerlerinin henüz başında, ışık saçan bir grubun varlığını keşfetmek kadar heyecan uyandıran çok az şey var. Potansiyelleri doğrultusunda erişebilecekleri noktayı hayal etmek ve yolculukları boyunca gelişimlerine tanıklık edebilmek, bir grup ve dinleyicisi arasındaki ilişkiyi her daim özel kılan unsurlardan. Amerikalı progressive rock grubu General Purpose’ın ilk albümü One Last Word‘ü dinledikten sonraki hissiyatım da benzer oldu. Grup sadece türün altın çağına bir aşk mektubu yazmaya niyetlenmekle kalmamış, bestecilikleri ve icra kabiliyetleriyle idollerine bir bakıma meydan okumuş. Öyle ki “Acaba bu grup Amerika’nın İngiltere’ye gecikmeli bir yanıtı olabilir mi?” diye aklımdan geçirmedim değil!
Atlantik’in her iki yakasındaki farklı müzikal geleneklerin ve hâkim güncel akımların suyun öteki tarafında oluşturduğu yankı, tarih boyunca rock müzikteki dönüşümlerin tetikleyicisi olmuştu. 60’lı yılların ortalarına gelindiğinde popüler müzik, erken dönem Amerikan rock ‘n’ roll ve R&B’nin cazibesine kapılarak yetişen İngiliz genç kuşak müzisyenlerin elinde çok daha kışkırtıcı bir hâl almıştı. Bu yeni dalganın topyekûn Amerika kıtasına çıkarma yapmasıyla iyiden iyiye adı konulan karşılıklı etkileşim süreci; bestecilik ve stüdyo kayıt metotları gibi alanlarda da rekabetçiliği körükleyerek modern müzik tarihinde derin bir kırılma yarattı. Yayımlandıktan sonra müzik çevrelerinin tatlı karın ağrısı hâline gelen ve standartları yeniden belirleyen Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümü de bu rekabetin en sembolik ürünlerinden biri olarak The Beatles ve Brian Wilson (The Beach Boys) arasındaki mükemmeliyetçilik savaşlarının sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Birbirlerinin yaratıcılıklarından esinlenirken, aynı zamanda karşı tarafın ortaya koyduğu yeniliği bir sonraki aşamaya taşımak adına gösterdikleri ilerlemeci tavır, diğer müzisyenlerin de daha cüretkâr eserler üretebilmelerinin önünü açarak progressive müzik fenomeninin ana rahmine düşmesini sağlamıştı.
Ancak İngiltere ve Amerika’nın bu yeni akıma yönelimleri prensipte bazı farklılıklar gösterdi. İngiliz genç müzisyenler, oyuncak dükkânına girmiş çocuk edasıyla enstrümanlarını kurcalayıp deneyselliğin sınırlarını zorlarken, Amerikalılar daha çok vakıf oldukları jazz geleneğine sadık kalmayı seçti. Yes, Genesis veya ELP gibi grupların klasik müzik etkileşimli anlayışları Yeni Dünya topraklarını o kadar da heveslendirmemiş, Amerikalılar Avrupa’dan gelen çılgınlıkları güvenli bir mesafeden izlemeyi tercih etmişlerdi. Zappa’yı türler üstü bir kategoride değerlendirirsek, açıkçası Kansas ve Utopia dışında Avrupalılara yanıt mahiyetinde iz bırakabilmiş bir isim bulmakta zorlanılacağı muhakkaktır. Prog trenini yakalamaya çalışan kimi ekipler, plak firmalarının desteklerinden yoksun şekilde ufak kıvılcımlar çıkarmış olsalar da kariyerleri kelebek ömürlü olmaktan öteye geçememişti. Kısacası, tarihin o bölümünde Amerikan topraklarında pek ekin yetişmediğini söylemek mümkün. Fakat yeni favori grubum General Purpose, geçmişe dönük bazı hesapları kapattıktan sonra gelecek için kendi isimlerini prog haritasına yerleştirmekte iddialı görünüyor!
General Purpose’ın One Last Word albümü, genç grupların ilk çalışmalarına has acemiliklerden ve baştan savmalardan uzak, kişilikli bir çalışma. Genel olarak felsefi ve mitolojik semboller üzerine kurgulanmış olan albüm ana temasındaki entelektüel yaklaşım, komplike müzikal kompozisyonlarla desteklenerek oturaklı bir üslupla dinleyiciye aktarılıyor. Albümü dinlerken belli başlı prog efsanelerine selam niteliğinde benzerliklerin kulağa çalınması ise bana göre çok sempatik ve samimi. Prodüksiyon aşamasında nostaljik hissiyatı önceleyip bilinçlice eskitilmiş bir sound yerine; berrak, enstrümanların birbirini ezmediği ve net duyulabilen bir kayıt alınmasına uğraşıldığı anlaşılıyor. Düzenlemelerindeki akıcılık ise ne denli erken olgunlaşmış müzisyenlerle karşı karşıya olduğumuzun açık bir kanıtı.
Albüme ismini veren parça One Last Word, Supper’s Ready‘nin meşhur 12 telli gitar arpejlerini anımsatan bir açılış yapıyor. Vokalist Xul Rutty (aynı zamanda bas gitarist), Azrail’in davetine gönülsüzce icazet etmek zorunda kalan zavallı bir adamcağızın ruh hâlini teatral bir atmosferde başarıyla yansıtıyor. Grubun kendi içinde çok dengeli ve ahenkli bir yapısı var. Şarkının ilk solo kısmında keman ve bas gitarın birlikte yaratmış oldukları melodik zenginlik bu görüşümü haklı çıkarır nitelikte. Ayrıca gitarist Uno Dos Santos’un çaldığı Hackettvari tatlı melankolik gitar solosu şahane!
“Descensus solis locum” (güneşin battığı yer)! Ne heybetli bir fonetik! Latince bilmediğim için ne anlama geldiğini çeviri araçlarına başvurarak öğrenmem gerekti ancak Descensus‘taki vokal korosunun ruhani tonu ve Rutty’nin agresif ama ölçülü yükselişleri, Türkçedeki karşılığını bilmeseniz bile tüylerinizi diken diken etmeye yeterli. Lion’s Den sayısız tempo değişikliğinin ve kaosun zekice dizginlendiği bir kendini bilmezlik! Akılda kalıcı melodik pasajlar ve avangart patlamalar birbirlerini sarmalıyor. Davulcu Gabe Genopolos şarkı boyunca bazen Phil Collins bazen ise Bill Bruford’a dönüşerek dikkat çekmekte. Keman ve nefesli çalgılar ise güçlü bir senfonik ambiyans sağlıyor. River’s Lover gerek kemanın folklorik tınısı gerekse davul yürüyüşleriyle bana Big Big Train’in imza sound’unu ve estetiğini anımsattı. Lion’s Den ve PR-66 gibi iki komplike şarkının arasında huzurlu ve mistik bir tampon bölge görevi görüyor. Bayıldım! PR-66, The Beatles’ın Day Tripper’ındaki ikonik riff’i hatırlatan sıkı bir bassline ile atağa geçiyor. Ancak şarkı ilerledikçe daha çok bir King Crimson saygı duruşuna evriliyor. Saksafoncu Grant Powers’ın yıldızlaştığı, nefis oryantal gitar solosu ile de nokta koyulan kısa ama sarsıcı bir enstrümantal. Marionettes faşist ve baskıcı rejimlere karşı kuvvetli bir politik eleştirinin getirildiği esaslı bir kapanış şarkısı. Bu düzenlerdeki kolluk kuvvetlerinin kontrolsüz gaddarlığına ve sorgulamaya cüret edenleri yok etmeye yönelik duyulan doyumsuz açlığa karşı ahlaki bir pozisyon alış! Baştan sona görkemli bir müzikal anlatım!
Müzikleriyle tanıştıktan sonra gruba olan sempatimin derecesini tarif etmem gerekirse, mesela bankadan kredi çekmek zorunda kaldıklarında kefilleri olur, karakola düşseler lehlerine seve seve dümenden tanıklık edebilirim! One Last Word, her dinlediğinizde farklı bir nüans keşfedebileceğiniz, detaycı ve üstüne titrenmiş bir albüm. Şahsen albümü dinlerken, yaşça kendisinden büyüklerin liginde varlığını kanıtlamak için var gücüyle uğraş gösteren bir çocuğun azmini hissettim ve büyük keyif aldım. Eminim zaman içinde deneyimleyecekleri artistik yönelimler ve edinecekleri düşünsel birikimler müziği ele alış biçimlerini daha kendilerine has bir hâle getirecek, kendi patikalarından yürümelerini sağlayacaktır.
Bundan sonrası için kendilerine dünyadaki bütün iyi şansları diliyorum!
Öne çıkanlar:
- One Last Word
- Lion’s Den
- Marionettes
Öne çıkanlar:
- One Last Word
- Lion’s Den
- Marionettes

