Norveç’in progresif rock bakımından ne kadar hareketli bir dönem yaşadığından defalarca kez bahsettiğime sürekli takip edenleriniz aşinadır. Sadece bu yıl her biri farklı kulvarda koşan ve progresif müzikseverlerin gönlünü çalan albümleriyle gelen müzisyen ve grupları tekrar hatırlatmak gerekirse Motorpsycho, Lars Fredrik Frøislie, Agropelter, Avkrvst, Panzerpappa, Soft Ffog, Jordjø & Breidablik… diye listeyi uzatabiliriz. Ülkenin en köklü gruplardan Gazpacho’nun da bu kervana eklenmesiyle perçinlenen bu durumla beraber, Norveç’in kara metalin merkezi olma kimliğinin yanında daha butik kalsa da aynı zamanda en önemli progresif rock lokasyonlarından biri haline geldiğini söylemekte artık bir sakınca olmaz diye düşünüyorum.
Norveç güzellemesini kayıt altına alarak başladıktan sonra artık yavaş yavaş yazının öznesi Gazpacho ve 5 yıl aradan sonra gelen 12. albümleri ‘Magic 8-Ball‘a geçiş yapabiliriz. İlk bakışta grubun özellikle ‘Molok‘, ‘Soyuz‘, ‘Fireworker‘ gibi son dönem örneklerle alıştırdığı gibi net bir konseptle karşı karşıya olmamamız göze çarpıyor. Bunun sebebiyse 2020’deki ‘Fireworker‘ sonrası üzerinde çalıştıkları konseptin çok benzerinin 2021’deki ‘Don’t Look Up‘ filminde karşılarına çıkmasıymış.* Belki de bu albüm öncesi alışılagelmişten daha uzun bir ara vermelerine de ‘Sky King’ hariç bu konsept için ortaya çıkardıkları parçalardan vazgeçip her şeye yeniden başlamaları yol açmıştır. Ama bu ara bana göre albüme hayli yaramış görünüyor. Zira ortaya gruba adını veren Gazpacho çorbası misali birbirinden farklı malzemeleri biraraya getirerek oluşturulmuş zor ama lezzetli bir karışım var. Bu lezzet için de 5 sene beklemeye değdi açıkçası. Hem Gazpacho da soğuk içilir öyle değil mi 🙂
Aslında her ne kadar albümden net bir konsepti yokmuş gibi bahsetsem de, grubun klavyecisi Thomas Andersen’in açıklamasına bakılınca parçaların her biri şans, kader, rastlantısallık ve kaçınılmazlık üzerine bir kırılma noktası yaşayan bir karakterin hikayesini anlatıyor. Bu da aslında bir nevi bu albümün konsepti olarak sayılabilir belki de.
Albüm kendi adıma favorim ‘Starling‘ ile hayli güçlü bir açılış yapıyor. Parça alışılagelmiş Gazpacho build-up’ı diye tarif edebileceğim yapıyı hayli akıcı ve başarılı bir şekilde sunarken, yumuşak başlangıcını duygusal bir patlamayla sonlandırıyor. Bu 9 dakikalık yolculuktaki grubun önemli parçalarından Mikael Krømer’in girişteki keman dokunuşu ve Rimsky Korsakov’un Scheherazade’ına kısa bir saygı duruşu (Hacer Erişkin’e değerli hatırlatması için teşekkürler) gibi ufak detaylar da parçayı daha değerli kılıyor.
Hemen arkasından gelen ‘We Are Strangers‘ zaten albümün ilk habercisi ‘8-Ball‘un tam da oluşturamadığı beklentiyi yükseltmeyi başaracak güçteki 2. teklisiydi. Albümde de ‘Starling’in duygusal olarak dağıttığı biz dinleyicileri yeniden kendine getirme görevini başarıyla yerine getiriyor.
Aslında muhtemelen adına ithafen 8 güzel parçaya sahip albümün bundan sonrasını birbirinden ayırmak hayli güç olsa da özellikle bir parça seçecek olursam, grubun zengin enstrüman yelpazesinin hayli ustaca kullanıldığı ‘Gingerbread Men’i biraz daha ön plana çıkarabilirim. Ve elbette ki Gazpacho built-up’ı burada da devreye giriyor.
46 dakikalık yolculuğu sonlandıran ‘Unrisen’, kırılgan denilebilecek kadar hassas yapısıyla bizi bir kez daha duygularımızla baş başa bırakınca sihirli 8 numaralı top da delikten girmiş olurken, teknik ve prodüksiyon açısından tüm ustalıklarını sergileyen Gazpacho üyeleri, yılın duygusal açıdan en güçlü albümlerinden birine imzalarını atıyor. Duygu yüklü ve teknik açıdan hayli zengin bir albüm arayanların ‘Magic 8-Ball‘a mutlaka şans vermeleri gerektiğini düşünüyorum.
*Prog Magazine – 164 – Ekim 2025
Öne Çıkanlar:
- Starling
- We Are Strangers
- Gingerbread Men
- Unrisen
Öne Çıkanlar:
- Starling
- We Are Strangers
- Gingerbread Men
- Unrisen

