“…hiç yaşamadığım bir geçmişi özlemek… “
Fleshwater, 2017’de Boston’da kurulan ve grungegaze-nugaze-shoegaze tarzda müzik yapan bir grup olarak karşımıza çıkıyor. Bu albümde yer alan müzisyenler: Marisa Shirar (vokal-gitar), Anthony DiDio (vokal-gitar), Jeremy Martin (bas), Matt Wood (bateri). Matt Wood ve Jeremy Martin, 2013’te kurulan Vein.fm adlı metalcore yaptıkları gruptan sonra bir yan proje olarak kurdukları Fleshwater grubunda grungegaze yaparak yer almışlar. Zaten Vein.fm’de yaptıkları müziğin etkisi tam olarak silinmiş değil şimdiki işlerinden; bunu albümleri dinlediğimizde gitar rifflerinden ve scream vokallerin kullanımından anlayabiliriz.
Tarz olarak Deftones-Paramore karışımı gibi diyebiliriz fakat taklit olarak değil, daha çok bu türü farklı bir yere evirmişler gibi. Ayrıca albümdeki şarkılar bana Greg’in abisi Rodrick’in tarzını hatırlattı (referans: Greg’in Günlüğü kitapları). Albümün kapağına bakarsak kullanılan görsel de aynı etkiyi/hissi veriyor.

Müzik dinlerken başka bir işle uğraştığımda dinlediğim müzikten pek keyif alamıyorum, çünkü orada anlatılan şeyi anlamaya uğraşmamış oluyorum ve beynimi yoran bir durum oluşmuş oluyor. Sadece dinlediğim şeye odaklanınca farklı dünyaların/hayatların kapısı açılıyor birdenbire. Bu farkındalık, başka farkındalıkların da öncüsü oldu. Örneğin müzik dinlerken, müziğin anlattığı şeyi sadece duymaktan ziyade ona kalpten inanmam ve hissetmem gerektiğini, aksi halde sadece öylesine zaman geçirmiş olduğumu fark ettim. Fark etmiş olduğum bir diğer şey de tekniği mükemmel olan gitar sololarından, vokal performanslarından ve mükemmel bir mix-mastering’den keyif almadığım albümler/parçalar oldu. Bu tabii herkes için değişiklik gösterir ancak anlatmaya çalıştığım şey şu: Bazen duyguyu yansıtmak için en zor teknikleri süper bir biçimde uygulamak yanlış bir yöne gitmemize sebep oluyor olabilir. Bu arada, “Teknikleri yanlış uygulamak daha iyidir.” gibi bir şey asla söylemiyorum. Sadece, şarkı örneğin daha kırılganlık duygusu veren bir özellikteyse çok güçlü vokaller bu hissi yansıtamayabilir. Güçlü bir vokal yapabilme potansiyelimiz varsa da bu parça için daha sakin kullanılabilir ses. Özellikle vokallerden örnek verdim çünkü kendim de vokal konusunda kendisini geliştirmeye çalışan ve farklı türleri deneyen biriyim. Bu nedenle de vokal açısından bakıyorum ister istemez dinlediğim şarkılara: hem tekniğine hem canlı performanslara hem de az önce dediğim gibi duyguyu hissettirebilmesine. Anlattığı hikâyede, anlattığı yerlerde hissedebilmeliyim ve görebilmeliyim kendimi diye düşünüyorum bu konuda.
Peki neden bu konudan bahsettim? Çünkü bu albümde bu konu o kadar iyi uygulanmış ki, hissettirmeyi amaçladığı o “huzursuzluk veren nostalji” hissini ben deneyimledim dinlerken. Yani dinamikler o kadar iyi kullanılmış ki bazen vokal çok sakin, bazen ise çok güçlü. Bazen erkek, bazen kadın vokal kullanılmış veya bazen şarkılarda riffler ve hareketlenmeler coşuyorken bazen hepsi sessizleşiyor ve bas gitar öne geçiyor. Bu dinamikler dikkatimizi taze tutmakla beraber bize bir hikâye anlatıyor.
Örneğin bu albümdeki Closet şarkısını her dinlediğimde; gerçekte 2008’de 5 yaşında olmama rağmen o yıllarda sanki lisede olup müzik grubu kuran, öfkeli ve melankolik hislerle dolu bir gençmişim gibi hissediyorum. Kendimin o yılda ve o rolde olduğuna beni inandırıyor dinlerken. İnsanın o yaşlarında hissettiği öfke-üzüntü-karamsarlık gibi duygular da peşinden geliyor bu hissin. Hatta bu yılın üzerinden oldukça zaman geçtiği için gerçek olmayan bu hikâyeye o kadar inanmışım ki “eskiyi” özlediğimi düşündüm bir anlık. Hiç yaşamamış olduğum bir geçmişi özledim yani. Aynı zamanda derealizasyon-depersonalizasyon dediğimiz, o gerçeklikten kopma-kendimin o roldeki hâlini dışarıdan izleme hissini de deneyimletti. Tekrar söylüyorum ki bu albümde insanı huzurlu bir ruh hâline sokan nostalji türü söz konusu değil. Bana bu kadar hissi bir arada yaşatan şey de vokalin melodisi oldu; arka plandaki scream’lerin de eklenmesi şarkıyı daha katmanlı ve vurucu bir hâle getirmiş. Bu parça ile ilgili eleştireceğim tek şey şu: parçayı çok kısa buldum, keşke daha uzun olsaydı da yarattığı o illüzyon içerisinde kalabilmek için tekrar tekrar başa sarmak zorunda kalmasaydım diyorum.
Şarkıların sözlerini ilk dinleyişlerimde detaylı düşünmedim, ancak dinlerken bahsettiğim hislerin ve bende oluşan düşüncelerin sebebi aslında sözler diyebilirim çünkü sözler o ruh halinin yansıtılmasında çok önemli bir unsur. Örnek olarak yine Closet‘ın birkaç sözüne bakabiliriz:
Forgive me and the world outside your room – (Affet beni ve odanın dışındaki dünyayı)
We’re falling – (Düşüyoruz)
Still dreaming of waking up – (Hâlâ uyanmanın hayalini kurarak)
And now you’re crawling to become – (Ve şimdi emekliyorsun)
The one you’ve been running from – (Kaçtığın kişiye dönüşmek için)
Kısacası We’re Not Here to Be Loved albümü gerçekten adında dediği gibi sevilmek için değil de bize o karmaşık hisleri yaşatmak için yapılmış. Nostaljinin o buruk ve huzursuz edici tarafını oldukça başarılı bir şekilde yansıtarak bir illüzyon yaratmış. Ben bu illüzyon içerisinde kaybolmaktan fazlasıyla keyif aldım.
- Closet
- Kiss the Ladder
- Linda Claire
- Closet
- Kiss the Ladder
- Linda Claire

