Skip to content

Deafheaven - Lonely People With Power

Yayın Tarihi: 2025-03-28
Deafheaven - Lonely People With Power

Yalnızca metal müzik ile sınırlamayalım. Belirtmek gerekir ki müzik tarihi boyunca yaşanmış bazı enstantaneler ve iz bırakmış bazı gruplar vardır ki varoluşları birer turnusol kâğıdı işlevi görür. San Francisco’nun bağrından kopup gelen Deafheaven, 2013 yılında pembe kapaklı ‘Sunbather’ albümünü çıkardığında yaşananlar tam olarak buydu. “Gerçek metalciler” ile yenilik arayanlar arasındaki o kalın çizgiyi gösteren, kimine göre “Nike tişörtlü hipster metali”, kimine göre ise “hipster metal” diyenlere karşı çekilmiş devasa bir orta parmak. Sonuç olarak grup kendisinden beklenmeyecek ölçüde Billboard listelerini darmaduman etti, güzel bir gürültü patırtı çıkardı ve bugün bile ismi anıldığında tüyleri diken diken edebilecek ölçüde leziz bir albümü bizlerle buluşturmuş oldu. Lakin aradan geçen 12 yılda çok şey değişti. 2021’deki ‘Infinite Granite’ ile çığlıklarını susturup temiz vokallere ve shoegaze’in rüya âlemine daldıklarında, birçok kişi nihayet onların da kafalarının şişip metali bıraktığını düşünmüştü. Ancak 2025 baharında, Roadrunner Records etiketiyle yayınlanan ‘Lonely People With Power’, bu düşünceleri yerle bir etmekle kalmıyor, grubun bugüne kadar inşa ettiği her şeyi, öfkeyi, zarafeti, gürültüyü ve sessizliği tek bir görkemli anıtta birleştiriyor.

Blackgaze’in tür olarak ne denli niş olduğunu elbette yadsıyamam, bazı çiçekler bazı topraklarda olmuyor. Nitekim her kulağın hızlıca aşinalık kazanabileceği bir türü icra etmiyor Deafheaven; sevmeyeni için iki birbirinden kulak tırmalayıcı türün sentezi zira. Fakat açıkçası hakkında büyük konuşmaktan pek de kendimi esirgemeyeceğim bir albüm ‘Lonely People With Power’. Ne demek istediğimi daha net ifade etmek gerekirse eğer, 2013’te ‘Sunbather’ın, 2016’da ‘Kodama’nın (Alcest) ve 2022’de de ‘Island’ın (Asunojokei) ardından belki de black metal’in başına gelebilecek en güzel şey olabilir.

Peki, bu albümü yılın olayı yapan şey ne? Öncelikle bağlamı oturtalım: Deafheaven, kariyeri boyunca ya “fazla metal” olmakla ya da “hiç metal değil” olmakla suçlandı. Bu albümde ise grup bu ikilik arasında bir saf tutmaktansa ara bir yol bulmayı başarmış. Prodüktör koltuğunda ‘Infinite Granite‘in mimarı Justin Meldal-Johnsen var, ancak bu sefer amaç sesi yumuşatmak değil, o shoegaze dokusunu ‘New Bermuda‘nın kemik kıran agresifliğiyle birleştirmek. Öte yandan ‘Infinite Granite’ turnesi ve ‘Sunbather‘ın 10. yıl konserleri, grup üyelerinde -özellikle gitarist Kerry McCoy’da- “hızlı ve sert çalma” arzusunu yeniden tutuşturmuş gibi görünüyor. Ancak bu eski günlere basit bir geri dönüşten ibaret değil. Roadrunner gibi bir devin çatısı altına girmeleri, prodüksiyonun hiç olmadığı kadar kristalize, devasa ve “stadyum” boyutunda tınlamasını sağlamış, her ne kadar gücünü iç içe geçen seslerin yarattığı kakofoniden (wall of sound) alan bir tür özelinde konuşsak dahi. Artık karşımızda niş bir türün temsilcisi yok. Deafheaven’ın türler üstü bir grup olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz.

Peki sonuç ne olmuş dersiniz? ABD’de ilk haftasında 63.000 kopya satarak niş bir tür için akıl almaz bir ticari başarı yakalayan ve RateYourMusic gibi platformların 2025 listelerine zirveden giriş yapan, hatta kendi başyapıtları ‘Sunbather’ı dahi sollayan bir modern klasik. Veriler yalan söylemez. Bu albüm, sadece bir grubun değil, bir alt türün (bu örnek özelinde blackgaze) ana akıma atabileceği en güçlü imzalardan birisi olabilir.

Albümün ismi, ‘Lonely People With Power’ (Güçlü Yalnız İnsanlar), George Clarke’ın şimdiye kadar yazdığı en politik ve aynı zamanda en kişisel başlık. Çift katmanlı bir eleştiri olarak inşa edilen albümün lirik yapısı, bir yandan Sunbather’dan tanıdığımız o toplumun tepesindeki, insanlıktan kopmuş, empati yoksunu ve sosyopat elitlere karşı bir öfke, diğer yandan ise Clarke’ın kendi hayatındaki otorite figürlerine (ebeveynlerine, öğretmenlerine) ve onların kırılganlığına bir bakıştan mürekkep. Clarke’ın yedi yıllık ayıklık (sobriety) sürecini kutladığı bu dönemde, albümün tam 12 şarkıdan oluşması da tesadüf değil. Her parça, Adsız Alkolikler’in 12 adımından birini simgeler nitelikte. Yani dinlediğiniz şey sadece gürültü değil, bir iyileşme ve yüzleşme günlüğü.

Müzikal olarak albüm adeta dinleyiciyi hazırlıksız yakalayan bir fırtına gibi, ‘Incidental I’ın tekinsiz synth’leriyle karşılayıp, hemen ardından ‘Doberman‘ ile acımasızca nakavt ediyor. Daniel Tracy’nin insanüstü blast beat’leri geri dönmüş, hem de her zamankinden daha net bir prodüksiyonla. Dikkatli kulaklar, köprü bölümündeki Aphex Twin-vari elektronik davul kırılmalarını veya Emperor etkili klavyeleri fark edecektir. Bu da, “biz metal yapıyoruz ama kütüphanemiz sadece Burzum kasetlerinden ibaret değil” deme şekli işte.

Albümün duygusal omurgası ise orta bölümlerde gizli. 8 dakikalık ‘Amethyst‘, spoken-word girişi ve Clarke’ın ufak bir parıltı arayışını haykırdığı o sarsıcı kreşendosuyla, grubun diskografisindeki en dokunaklı anlardan biri. Hemen ardından gelen ve albümün ağır toplarından birisi olan ‘Revelator‘, ‘New Bermuda’ döneminin karanlığını geri çağırırken, Boy Harsher’dan Jae Matthews’ın eşlik ettiği ‘Incidental II‘ endüstriyel bir kabus yaşatıyor bize. Interpol’den Paul Banks’in konuk olduğu ‘Incidental III’ ise albüme bir film noir havası katıyor. Clarke’ın Mississippi’deki aile köklerine ve kaybettiği amcasına bir ağıt olan ‘Winona‘ ise ‘Sunbather‘daki o meşhur “güneş ışığının göz kapaklarından içeri süzülmesi” hissini 2025’e taşımış. Melodramın zirvesi, saf bir katarsis.

Eleştirmenlerin bir kısmı albümün “her iki tarafa da (black metal ve shoegaze) yaranmaya çalışırken ödün verdiğini” iddia etse de, bu albümün başarısı tam da bu sentezde yatıyor. Albümden düşen ilk tekli ‘Magnolia‘nın vahşeti ile kapanış parçası ‘The Marvelous Orange Tree‘nin Mogwai-vari post-rock hüznü, aynı madalyonun iki yüzü. Grup, ‘Infinite Granite’ ile öğrendiği melodik zarafeti, metal köklerinin üzerine bir dantel gibi değil de bir zırh gibi geçirmiş.

Sonuç olarak ‘Lonely People With Power’, benim nezdimde yılın açık ara en iyi albümü. Çünkü bu albüm, sadece kulakları doyuran teknik bir başarı yahut kalplere işleyen melankolik bir ziyafetten ibaret değil, aynı zamanda Deafheaven’ın kariyerindeki en cesur sentezdir. ‘Sunbather‘ın o üzerine konamayacağını düşündüğümüz devrimci enerjisini, ‘New Bermuda‘nın ve ‘Ordinary Corrupt Human Love’ın karanlık agresifliğini ve ‘Infinite Granite‘in zarif melodisizmini tek bir potada eriten albüm, grubun tüm dönemlerini kucaklayan bir başyapıt niteliğinde. Bize ise yalnızca dinlemek, dinlemek ve takdir etmek düşer.

9.5

Öne çıkanlar:

  • Doberman
  • Magnolia
  • Heathen
  • Amethyst
  • Winona
  • The Marvelous Orange Tree
9.5

Öne çıkanlar:

  • Doberman
  • Magnolia
  • Heathen
  • Amethyst
  • Winona
  • The Marvelous Orange Tree