Coheed and Cambria – Vaxis - Act III: The Father of Make Believe

Müzik, ancak ve ancak tüketicisiyle var olabilen ve süregelen bir olgu. Sanatçılar, varlıklarını ve bittabi eserlerini sürdürebilmek için kitlelerine kayıtsız kalamıyorlar; geçim sıkıntısı ve prodüksiyon masrafları bir yana, albüm satmak, en olmadık sahnelerde çalmak ve toplumun nezdinde bir an olsun imajlarını düşürmemek zorundalar. Progresif müziğin yetmişli yılların ortalarında ritmini kaybedip Punk’a yenik düşmesi ve Neo-Progresif ile tekrar popülerlik kazanması için seksenlere kadar sabretmesi gerektiği; Metal müziğin popüler kültürde esamesinin en son, ancak günümüzde burun kıvrılan Nu-Metal’in yükselişte olduğu 2000’lerin başlarında okunduğu; hatta günümüzde her insanın diline pelesenk olmuş en basit müzikoloji tartışmaları, Rap müziğin nasıl popüler olabildiğine yönelik toplumun her tabakasından hayretler — tüm bunların her biri, müziğin dinleyicisinden münezzeh olmadığının bariz ibareleri niteliğinde. Oldukça vahşi bir ortam olduğu yadsınamaz; lakin tüm bu baskıyla başa çıkabilen yetenek ve zihinler için talihin de kendilerinden yana olabileceği zaman zaman deneyimlemediğimiz şey değil. Coheed and Cambria, ya da metnin geri kalanında kısaltacağım üzere Coheed, belki de hak ettiği bilinirliği ve kitleyi az da olsa yakalayabilmiş nadir gruplardan birisi.
En azından 2000’lerin başlarında durum bu şekildeydi; lakin artık Rush dinleyen babalar yerlerini At The Drive-In dinleyen çocuklarına bırakıyordu. Nitekim Coheed and Cambria da benzer bir patikayı takip eden bir grup; özellikle yola bir screamo/hardcore grubu olarak başlayıp da boynuz kulağı geçtiğinde progresif grubu olarak anılangillerden. Konsept albüm mevzusu bile ziyadesiyle göz korkutucuyken, Coheed denince tam on bir albümlük devasa bir konsept-diskografi külliyatı, dört cilt, onlarca fasikül, “dördüncü duvarı yıkarak patlayan” evrenler, kendi yazarıyla didişen ana karakterler ve Reddit’te dolaşıp Fandom’da makaleler okuyarak yitip giden saatler söz konusu. Tam bir nerd işi esasında; Star Wars’ı 4-5-6’dan ibaret bulmayıp da üniversiteden sonra metali de bırakmamış genç ruhlara yönelik.
Bu devasa yapının ardındaki mimarları anlamak için zamanda geriye, 1995 yılına gidelim. O zamanlar grup, New York’ta, Afrika kabile ilahilerinden, özellikle The Naked Prey filminden esinlenerek “çıplak av” anlamına gelen Shabütie adıyla biliniyordu. İlk günlerinde de punk, indie rock, funk ve heavy metal arasında gidip gelen, müziğin ve türlerin sınırlarını zorlayan bir gruptu. Ancak asıl dönüşüm, grubun kimliğinin, solist ve gitarist Claudio Sanchez’in zihninde filizlenen bir bilim kurgu anlatısıyla bütünleşmesiyle gerçekleşti; nitekim 2001 yılında grup, adını Sanchez’in hikâyesindeki iki ana karakterden alarak Coheed and Cambria oldu. Sadece basit bir isim değişikliğinden çok daha fazlasıydı; bir deklarasyondu aynı zamanda. Müzikleri, Progresif Rock’ın karmaşık yapısını, Post-Hardcore’un enerjisini, Heavy Metal’in gücünü ve dahi Pop müziğin akılda kalıcı melodilerini harmanlayan oldukça leziz bir sese dönüştü. Bu melez ses, onları hem Vans Warped Tour gibi sahnelerin gediklisi yaptı hem de prog-metal çevrelerinde yavaş yavaş saygı görmelerini sağladı.
Pek çok grup, uzun ömürlü olmak için ana akım trendlere uyum sağlamaya çalışır. Coheed ise tam tersini yaptı: son derece spesifik, karmaşık ve niş bir konsepte dört elle sarıldı. Bahsettiğim üzere, neredeyse tüm diskografileri, The Amory Wars adlı bu tek bir hikâyeye adanmış konsept albümlerden oluşuyor. Bu devasa kurgu sadece şarkı sözlerinde değil, aynı zamanda Sanchez’in yazdığı çizgi romanlar ve romanlarla da genişletilmekte. İlk bakışta ticari bir intihar gibi görünebilir; ancak grubun başarısı, tam da bu adanmışlıkta yatıyor. Coheed, sıradan bir grup hayranlığının epey ötesinde sadık dinleyiciler yarattı kendisine. Children of the Fence (Parçalanmış Cennetin Çocukları) olarak bilinen hayran kitleleri sadece albüm satın almıyor; karmaşık bir kurguya da ilk adımlarını atıyorlar. Metnin ilerleyen paragraflarında ‘The Father of Make Believe’e değinmeden evvel, bu olay örgüsünden yüzeysel de olsa bahsetmeye çalışacağım.
Hikâye, ‘Heaven’s Fence’ adı verilen ve ‘Keywork‘ olarak bilinen gizemli bir enerji ağıyla birbirine bağlı 78 gezegenden oluşan bir sistemde geçiyor. Orijinal destan, Coheed ve Cambria Kilgannon çiftinin trajik öyküsünü, kehanetini ve onların, ‘The Crowing‘ (Karganın Çağrısı) olarak bilinen bir mesih figürü olmaya mahkûm olan oğulları Claudio Kilgannon’un, zalim Yüce Tri-Mage Wilhelm Ryan’a karşı verdiği mücadeleyi anlatıyordu. The Second Stage Turbine Blade’den No World For Tomorrow’a değin tam yedi albümde bu destanı ilmek ilmek işleyen grup, 2018 yılında çıkardığı ‘Vaxis – Act I: The Unheavenly Creatures‘ adlı albümüyle de seriye geri dönmüş ve ana kurgudan yıllar sonra geçen yeni bir hikâyenin temellerini atmıştı. The Father of Make Believe ise bu yeni beşlemenin üçüncü ve şimdiye değin en yeni halkası. Orijinal destanın sona ermesi ve Heaven’s Fence’in “Büyük Çöküş” adı verilen bir olayla yok olmasının ardından hikâye yeni karakterlere odaklanıyor.
Bu yeni serinin kahramanları Nostrand (diğer adıyla Creature) ve Nia (diğer adıyla Sister Spider). İkili, Dark Sentencer adlı bir hapishane gezegeninde tanışıp âşık olan iki kanun kaçağı. Burada, “yeni bir evrenin babası” olacağı kehanet edilen, gizemli ve güçlü bir çocuk olan ve albümlere de ismini veren karakter olan Vaxis’e hamile kalırlar. Serinin ikinci bölümü ‘A Window of the Waking Mind‘da çift, Vaxis’in görünüşte komada olan durumu için bir tedavi ararken firardadır. Ancak sonunda oğullarının hasta olmadığını, aslında daha yüksek bir bilince sahip bir varlık olduğunu anlarlar. ‘The Father of Make Believe‘ ise bu noktadan itibaren devam ediyor.
Ancak bu galaktik savaşın ardındaki asıl neden, hikâyenin kendisinden daha dokunaklı. Claudio Sanchez, bu devasa konsepti yaratmasının sebebinin, son derece kişisel olan şarkı sözleri için bir “kılık” veya “maske” olduğunu defalarca kez dile getirdi. Utangaç bir genç olarak, kendi hayatını, ailesini, güvensizliklerini ve ilişkilerini doğrudan anlatmaktan çekiniyordu; bu yüzden duygularını bilim kurgu zırhının arkasına gizledi. Örneğin, grubun ilk albümü The Second Stage Turbine Blade’in kapağındaki yusufçuk, aslında bir şırıngayı simgeliyor ve babasının uyuşturucu bağımlılığıyla mücadelesine bir gönderme yapıyor. Bu yusufçuk da hikâyedeki Coheed karakterine onu bir canavara dönüştüren virüsü enjekte ediyor. Bu ve bunun gibi albümlerinde fazlasıyla yer alan sayısız metaforun her birini keşfettiğimiz vakit, tüm o uzay gemileri ve psişik güçler birdenbire yürek burkan bir altmetne bürünüyor; The Amory Wars’ı da sadece bir bilim kurgu hikâyesi olmaktan çıkarıp çok daha derin bir anlatıya dönüştürüyor.
Başlangıçta bu evren, sanatçı ile kişisel gerçekliği arasında bir kalkan görevi görüyordu. Daha sonra, ‘Good Apollo, I’m Burning Star IV‘ albüm serisiyle birlikte, bu kalkanın kendisi anlatının bir parçası oldu. Bu albümlerde, Sanchez’i temsil eden “The Writer” (Yazar) adlı bir karakter ortaya çıktı ve onun gerçek dünyadaki mücadeleleri, kurgusal evreni doğrudan etkilemeye başladı. İncelemekte olduğumuz bu yeni albüm Vaxis Act III ile birlikte artık bu kalkan da bilinçli olarak indiriliyor. Sanchez artık hikâyenin ardına saklanmıyor; hikâyenin duygusal çekirdeğinin kendisi olduğunu açıkça kabul ediyor. Albümü bir “orta yaş krizi” kaydı olarak tanımlaması, bu dönüşümün en net ifadesi; bir sanatçının savunmasızlıkla barışmayı öğrenme yolculuğu. Duygularını korumak için bir kale inşa ederek başlayan bu serüven, şimdi dinleyicileri o kalenin içine davet ediyor. Bu da albümün adını, ‘The Father of Make Believe‘ (Hayal Gücünün Babası), son derece anlamlı kılmakta.
‘Vaxis Act III‘, grubun bugüne kadarki en çeşitli ve belki de en duygusal albümü. Müzikal olarak inanılmaz bir yelpazeye sahip:
Albüm, ‘Yesterday’s Lost‘un hüzünlü piyano notalarıyla açılıyor. ‘Meri of Mercy‘ gibi güçlü balladlar, Sanchez’in merhum büyükanne ve büyükbabasına bir övgü niteliği taşıyor ki bu çift, The Amory Wars mitolojisindeki kilit karakterler olan Sirius ve Meri Amory’ye ilham vermişti. ‘Corner My Confidence’ gibi tamamen akustik parçalar ise albüme ham ve samimi bir kırılganlık katıyor.
Bu sakin anların ardından albüm, dinleyiciyi hazırlıksız yakalayan keskin bir dönüş yapıyor. ‘Searching For Tomorrow‘ oldukça lezzetli bir 180 BPM, ki albüm boyunca en çok sevdiğim parça denebilir. ‘Blind Side Sonny‘ ise gruptan beklenmeyecek ölçüde “thrash-vari bir metal parçası” olarak tanımlanabilecek, iki buçuk dakikalık saf bir öfke patlaması. Bitişik gelen ‘Play the Poet‘ ise nu-metal etkileşimli yapısı ve grubun tarihindeki en ağır breakdown’lardan birini barındırmasıyla şaşırtıyor.
Albüm, dört bölümden oluşan ve yaklaşık yirmi dakika süren ‘The Continuum‘ adlı bir suite ile doruğa ulaşıyor. Bu bölüm, progresif rock’ın ne olabileceğinin bir dersi niteliğinde. ‘Welcome to Forever, Mr. Nobody‘nin enerjik ve ritmik yapısıyla başlayıp, ‘The Flood‘un epik ve yükselen melodileriyle devam ediyor. Ancak en büyük sürpriz, ‘So It Goes‘ adlı son bölümde geliyor. Şaşırtıcı bir şekilde neşeli, ELO veya erken dönem Panic! At The Disco’yu anımsatan barok pop tınılarıyla albümü kapatıyor.
Eski hayranlar için albümün en ödüllendirici yanlarından biri, geçmiş albümlere yaptığı sayısız gönderme. Albüm o kadar çok eski temayı yeniden işliyor ki, hayranlar arasında hızla ‘The Afterman 3‘ lakabını kazandı. Örneğin, ‘The Continuum III: Tethered Together’daki ana piyano melodisi, The Afterman: Ascension albümündeki ‘Key Entity Extraction I: Domino the Destitute’ parçasının gitar riff’inin bir leitmotifi. Albümün sonundaki yaylı bölümü ise The Afterman: Descension’daki ‘Pretelethal‘ temasını yeniden canlandırıyor. Hatta ‘The Afterman‘ albümlerindeki yapay zeka All Mother’ın sesi bile bir bölümde duyuluyor.
Bu müzikal geri dönüşler, rastgele serpiştirilmiş detaylar veya easter-egg’ler değil, bilinçli birer anlatı araçlarıdır. Örneğin, ‘The Afterman‘, bilim insanı Sirius Amory’nin, Keywork’ün aslında ölülerin ruhları tarafından desteklenen bir tür ahiret olduğunu keşfetmesini anlatan bir pilot albüm idi. Vaxis II’nin sonunda ise Vaxis, bizzat Sirius Amory’yi “Quintillion Speaker” adı verilen bir varlığın içinden çekip çıkarır. Dolayısıyla, Sirius Amory ve ahiretin keşfiyle ilişkili melodilerin Vaxis’in hikâyesine dokunması, müziğin kendisinin bir hikâye anlattığını gösteriyor. Bu tekrarlanan motifler, geçmiş (Sirius’un yolculuğu) ile şimdiki zaman (Vaxis’in gelişimi) arasında sonik bir bağ kurarak birer analoji işlevi görüyor.
Elbette, her sanat eseri gibi, ‘Vaxis III‘ de bazı eleştiriler aldı. Öncelikle bu albüm Coheed’in ne en “metal” albümü, ne de en “proggy” albümü. En çok tartışma, ilk tekli olarak yayınlanan ‘Blind Side Sonny‘nin etrafında döndü. Lakin vurgulamak gerekir ki ‘Blind Side Sonny‘ tek başına pek sevilmezken, albümün akışı içinde, hemen ardından gelen ‘Play the Poet’e geçişiyle birlikte dinlendiğinde, hayranlar tarafından olağanüstü bir anlam kazandığı ve hatta bu geçişin övüldüğü görüldü. Günümüzde, özellikle teklilerin kıymet gördüğü ve albümlerin genellikle bireysel parçaların bir antolojisinden ibaret görüldüğü bir dönemde, Coheed çalma listeleri için müzik yapmıyor; onlar albüm yapıyorlar. Eserlerinin duygusal ve anlatısal etkisi kümülatif. Tek bir parçayı albümden ve diskografiden keskin hatlarla ayırıp yargılamak, bittabi basit olduğu kadar da anlamsız kalacaktır dolayısıyla.
Coheed and Cambria, eşi benzeri olmayan bir grup; ‘The Father of Make Believe’ ise onların kariyerlerinin zirve noktalarından biri. Peki, bu kadar derin ve karmaşık bir anlatıya sahip bir albüm, gruba yeni başlayacak biri için doğru yer mi? Paradoksal bir şekilde, cevabım evet. Albümün ham duygusal dürüstlüğü ve yıldızlarla dolu şarkı yazımı, onu anlatısal olarak karmaşık olsa da grubun en erişilebilir kayıtlarından biri yapıyor. Anında müzikal bir tatmin sunarken, keşfedilmeyi bekleyen devasa ve ödüllendirici bir evrenin ipuçlarını veriyor. Olay örgüsü girişe engel değil; aksine daha derin bir deneyime davet.
Öne çıkanlar:
- Searching For Tomorrow
- Meri of Mercy
- Play the Poet
- The Continuum II: The Flood
- The Continuum IV: So It Goes
Öne çıkanlar:
- Searching For Tomorrow
- Meri of Mercy
- Play the Poet
- The Continuum II: The Flood
- The Continuum IV: So It Goes
