Bazı kritikleri yazarken girişte grubun müzik profilini bir tür ismi vererek özetlersiniz. Şablon az çok bellidir: “Bilmemnereli falanca tür grubu bilmemne yeni albümünü yayınladı!” Chat Pile’ın albümünü tanıtmak üzere bu satırı yazarken “Oklahoma çıkışlı—” yazdıktan sonra uzunca bir süre klavyeye elim gitmedi. Elbette bu durum, 2013 yılında Deafheaven için kritik yazmak isteyen bir müzikseverin de başına gelmiştir.
Chat Pile, ilk albümü God’s Country’den bu yana ele avuca sığmayan, ilk bakışta tarif edilmesi güç işler ortaya koyuyor. Gerek God’s Country (2022), gerekse Cool World (2024) albümlerinde tasvir ettikleri dünya, her gün yüzleştiğimiz sıkıcı, tatsız ve gıcık kesitlerin bütünü. Karşımızda beliren solgun ve çirkin suretler irite edici olsa da en nihayetinde hepimizin tiksindiği imgeler, Chat Pile’ın yaptığı ayna tutmak. Bir anlamda, nefret ettiğiniz birini hayal edip yumruk torbası pataklamak gibi hissettiriyor müzikleri.
Kurulduğu günden beri aynı üyeleriyle devam eden Chat Pile, istikrarlılık sağlayarak her albümde üzerine ekledi. Özellikle bu yıl ortaya koyduğu eserlerle kendi kulvarlarında zirveyi kafaya takmışlar!
2026 yılına biri Nirvana cover’ı olmak üzere iki tekli (Masks ve Sifting) yayınlayarak hızlı bir başlangıç yaptı. Ardından, yeni albümün habercisi üç şarkı daha paylaştı. Ve nihayet, 4 Eylül 2026 tarihinde yeni stüdyo albümleri Who Loves The Sun’a kavuştuk!
Açılış şarkısı Creature albümün geri kalanının ön izlemesi niteliğinde, devamında gelecek şarkıların dokusuna dair fikir veriyor. Doludizgin davulu ve buram buram pas kokan bas gitarı ile kurgulanan altyapının üzerine konan boğuk ve çamurlu gitar tonu ile ekstrem vokal önderlik ediyor. Pak tonlarıyla tıngırdayan arpejler şarkının yoğun trafiğini zaman zaman seyreltiyor. Albümün tamamına sirayet eden benzeri gitar cümleleriyle kompozisyonları durağanlıktan uzaklaştırıp dinleyicinin sıkılmasının önüne geçiyor.
Creature başladığı gibi dilinin kemiği olmayan Raygun Bush‘un dinletisi de başlıyor:
“Please be quiet, skull is speaking/And the wind will whirl away your paper crown”.
Yalnızca müzikal olarak değil, hikâye anlatımı olarak da albümün lisanını belirleyen bir yapıt: tehditkâr ve acımasız…
Albümün habercisi olarak yayımlanan bir başka tekli olan Same Rules da arpejlerle bezenmiş, vokalin frene basıp dingin bir ruh hâline geçişine eşlikçi oluyor. Chat Pile’ın yalnızca pata küte çalmaya girişen bir grup olmadığını kanıtlayan bir eser. Verse’lerde clean gitarlara destek veren harmonik gitarlarıyla ve 2.39’da ana melodinin distortion’lı çalınışıyla, Deftones’un diskografisinde çokça tanıklık ettiğimiz şablonlardan birini dinliyoruz. Albümün geneline hâkim olan kaotik ve uğultulu atmosferin içerisinde dinleyiciye dinlenme şansı tanırken, bugüne dek çok görmediğimiz yılgın ve kırılgan yüzleriyle de tanışıyoruz Same Rules ile.
PEN I S MALL ile yaldır yaldır çalmaya devam ediyorlar ve içlerinde biriktirdikleri öfkeyi saçıyorlar. Şarkının sözlerine de odaklanınca bu öfkenin kaynağını daha iyi anlıyoruz: Albüm kapağında, harabe yapının arkasında beliren gökdelenlerdeki insanları alaycı bir dille hedef alıyorlar:
“Greg is a man, he never drinks water / Greg drinks black coffee and Pepsi.”
Metafora yer yok; anlatmak istediği neyse dümdüz dile getiriyorlar. Nakaratta
“Of hallowed halls of degradation”
dizesinin tekrarıyla ekstrem vokalin sınırları iyice zorlanıyor, davulun ve gitarların senkron vuruşları kafamıza dank ediyor. Klibiyle de tüm gaddarlığını gözler önüne seriyor. Yaklaşık 6 dakikaya dolu dolu bir hikâye sığdıran klibi izlemenizi muhakkak öneririm.
Albüm yayınlandığından beri de en çok dinlediğim parça bu oldu. Bir beyaz yaka olarak, iş hayatının tozpembe görüntüsünün arkasında maruz kaldığımız zorbalığın tam da hak ettiği üslupla anlatılmasından keyif aldım.
Duygularıma bu denli iyi tercüme olmaları ise sürpriz değil. Nitekim, onlar da yıllarca bir işverenin altında çalışmış ve uzun bir süre müzikal çalışmalarını gizlemek adına sahne isimleriyle tanınmışlar.
Shrine da Same Rules gibi gitarın distortion ile clean pasajlar arasında mekik dokuduğu bir başka yapıt. Clean gitarlar en beklenmedik anda geçişleri dolduruyor ve takip mekanizmasını altüst ediyor. Same Rules’un aksine kirli ton burada daha baskın.
Family Funeral, düzensizlikten cereyan eden strüktürü ile noise rock karakterli bir parça. Her kaliteli noise rock şarkısı gibi nerede dağıtacağını, nerede dizginleyeceğini çok iyi biliyor ve kontrolü asla elinden kaçırmıyor.
Intruder’da akılda kalıcı bir girizgâhla tam gaz çalmayı sürdürüyorlar. Çok geçmeden verse başlıyor ve yeniden clean bir gitar cümlesi işitiyoruz. Neredeyse caz denebilecek muzip bir gitar cümlesini nasıl noise rock/nu-metal esintili bir şarkıya yakıştırdınız be kardeşim!
O an idrak ediyorum ki Chat Pile bizi bir roller coaster’ın içine atıvermiş!
October All the Time, albüm boyu süregelen tüm gümbürtüye tezat bir biçimde zuhur ediyor. Neredeyse Kurt Cobain yılgınlığında bir vokal ve sade akustik gitarla çalıyorlar.
“Everything will be fine / October all the time”
sözleri country müziği çağrıştırarak albüm boyu hırpalanan kulaklarımıza masaj yapıyor. Öte yandan, Same Rules şarkısında olduğu gibi sonradan akustik gitarı taklit eden distortion’lı bir pasaj dâhil oluyor; bir arkadaşa bakıp çıkıveriyor. Finalde de albüm boyu sirayet eden uğultu bu kez fısıltı formunda beliriyor ve albüme noktayı koyuyor.
Chat Pile, kendi yolunu çizmek için öncesinde tüm ezberleri altüst eden, sonra sil baştan inşa eden bir oluşum. “Hedefe giden yolda her şey mübahtır!” diyerek yakıp yıkmaktan asla sakınmadılar. Fakat, bugüne dek yarattıkları kaos hiç bu kadar görkemli olmamıştı.
Öne Çıkanlar:
- Same Rules,
- PEN I S MALL,
- Intruder
Öne Çıkanlar:
- Same Rules,
- PEN I S MALL,
- Intruder

