Skip to content

Asira İngiltere menşeili, kendilerini “Blackened prog from UK” olarak tanımladıkları müzikleriyle 2017 yılında müzikal serüvenine ‘Effervescence’ albümü ile başlayan grup, sekiz yıllık bekleyişin ardından çok daha olgun ve çok daha doygun albümleri ‘As Ink in Water’ atmosferi ile tematik ve bir o kadar da cesur bir prodüksiyon. Özellikle Alcest, Steven Wilson, Cult of Luna gibi post metal, atmosferik black, shoegaze türlerini sevenlerin çok beğeneceği bir albüm olduğunu söyleyebilirim.

Albüm kapaklarındaki gibi metalin renginin sadece siyahtan ibaret değil, renk skalasındaki her rengi içeren bir kompozisyon olduğunu kanıtlar nitelikte bir müzik sunan İngiliz grup, yeni albümleri ‘As Ink in Water’ ile her şarkıda ayrı bir hikâye ile sizleri keyifli bir yolculuğa davet ediyor. Düzen ve kaosu bir arada yaşatabilen, metal müziğin çeşitliliği ve bu çeşitliliğin harmonisinin ne denli etkileyici olabileceğini kanıtlıyor. Elektronik ve melodik altyapılar, içli ve duygusal akustik pasajlar ve gitar sololar, huzur verici vokaller ile kurulan düzen; ani yükselişler, sert riffler ve brutal vokaller ile yoğun bir geçiş yaşatarak dinleyeni her şarkıda kaygı, keder, öfke, şefkat, şifa ve ilham dolu bir atmosfere sürüklüyor ve neredeyse her şarkıda ayrı bir konsepti yaşatmayı başarıyor.

Martin Williams (Gitar, Vokal), Jack Reynolds (Vokal), Ethan Bishop (Gitar) üçlüsü, icra edilen müziğin ve anlatılan hikâyenin içine çeken bir müzik ortaya koymayı başarmış. Bu prodüksiyonda onlara Sam Greenland (Davul), Alex Taylor (Bas gitar) ile bazı şarkılarda Martin Williams’ın eşi Lydia Williams soprano vokal olarak ve oğulları Ellias Williams ise minik katkılar sunarak albümü daha da renkli hale getirmişler.

Albüm genel olarak melodik ve dinlendirici bir akış ile bir nehrin sakin sularında bir kayıkla süzülüyormuşçasına huzurlu bir hissiyat verirken, zaman zaman hızlanan akıntıyla gelen coşkuyu ve kayığın sallanmasıyla ortaya çıkan sarsıntıyı da yaşatırcasına akıp gidiyor. Bu denli sert geçişlerin bu kadar iyi kompoze edilmesi gerçekten sıkılmadan dinlenebilecek müzikal bir keyif veriyor.

Albüm, bazıları uzun, bazıları kısa, bazıları ise geçiş şarkısı niteliğinde olan 7 şarkıdan oluşan tematik bir albüm. Albüm başından sonuna değin birçok duygunun iç içe olduğu zihinsel bir yolculuk hissi veriyor. Şarkılara baktığımızda:

Silence of Mind, elektronik bir altyapı ile başlayan şarkı, sakinleştirici melodiler ile sakin bir başlangıç yapıyor. Zihnin sessizliğini betimlerken atlanmaması gereken yegâne şeyi aktararak devam ediyor: zihin sessiz kalamaz! Şarkı bir anda yükseliyor ve melodiyi kaçırmadan zihnin içine dalıyoruz; akustik pasajlar, harika bas gitarlar, ruhlu gitar sololar ve akıp giden davullar ile coşkulu olduğu kadar duygusal bir şarkıya dönüşüyor. Uzun ancak keşke bitmeseydi diyebileceğiniz bir şarkı.

Clarity ile devam ediyoruz. İlk şarkıda yaşadığımız karmaşık hisleri bir noktaya yoğunlaştırarak bir kaybın acısını ve hatırasını taşıma duygusunu özetler nitelikte. Şarkı, yıkıcı bir kaybın ardından gelen ilk aydınlanmayı temsil ediyor ve albümdeki karanlığa karşı umut kıvılcımı burada beliriyor. Duygusal yoğunluğun seviyesini iyice artırıp bizi sonraki şarkıya taşıyor.

Cauterise; ara geçiş olan ‘Descent’in karanlık introsuyla birlikte biriken bütün duygusal yoğunluk bir anda salınan bir öfkeye dönüşüyor. Black metal etkisi güçlü, brutal vokalleriyle, blast beatli sert davullarıyla ve katartik melodiler ile bir yarayı dağlarcasına yüksek bir hissiyat sunuyor. “Let the fire take what’s broken” sözleriyle çöküşün son raddesini yaşatırken dönüşümün de başlangıcını sunuyor. Öfke krizi 3.30’da yerini yorgunluğa ve dinginliğe bırakıyor. İşte burada hisler bir noktaya yoğunlaşıp kontrol altına alınıyor ve soluk almaya başlayabiliyoruz.

In Sunrise aydınlanma ve umudu temsil ediyor. Uzun olmasına rağmen bir dakika bile heyecanını kaybettirmeyen ve her enstrümanı ayrı ayrı duyup hissedebileceğiniz bir bütün olarak da çok iyi bir post-rock/metal şarkısı diyebilirim. Karanlıktan çıkışın ilk ışıkları… Şarkının tam ortasına geldiğimizde ise tüyleri diken diken eden bir geçiş yaşanıyor. Brutal vokaller ile blast beatler ve agresif gitarlar ile “Ne dinliyorum ben?” dedirtiyor. Güneş yükseliyor… Son kısım ise tüm bunların bir araya geldiği daha melodik bir yapıya bürünerek devam ediyor. Gün doğuyor… Albümün en iyi şarkısı. Puanı kesinlikle 11.

Ascent; Descent’in zıttı olarak, yukarı çıkışın kısa ama umut dolu bir nefesi. Ambient tınılar ve hafif koro sesleri, “rising above” hissi yaratıyor. Albümün finalindeki huzurun kapısını aralayan sakin bir geçiş.

Ve Still ile albümü kapatıyoruz. Duygusal çözülme ve içsel huzura geçişi temsil ediyor. Müzik minimal başlayıp duygusal bir zirve kuruyor; blackgaze duvarı yumuşak, shoegaze etkisi yoğun. Albümün ortasındaki kaosun ardından varılan dinginlik “suya dökülen mürekkebin sonunda berraklaşması” gibi. Şarkının sonuna doğru gelirken arkadan gelen koro ezgileri ile brutal vokallerin yoğunluğu ve nihayetinde piyano melodileriyle gelen bir kapanış, duygusal bütünlüğü o kadar iyi veriyor ki bir kapanış şarkısından bekleyeceğim şey işte tam olarak bu.

Progresif yönü ağır basan post-rock/metal, shoegaze ve blackgaze ezgileriyle harika bir atmosfer sunan başarılı bir albüm. Asira umarım bir daha bu kadar uzun süre bekletmeden yeni bir albüm sunar. Her türden müzik severe hitap edecek bir albüm. Keyifli dinlemeler.

9.5
  • Cauterise
  • In Sunrise
  • Still
9.5
  • Cauterise
  • In Sunrise
  • Still