Skip to content

Alcest – Les chants de l'aurore

Yayın Tarihi: 2024-06-21
Alcest - L'Enfant de la Lune

Müzik hayatının 25 yılını devirmiş Stéphane “Neige” Paut tarafından kurulan Fransız Alcest, sergiledikleri çok yönlü müzikal şölen ile sevenlerinin gönlünde kocaman bir yer edinmiş, çok özel bir grup olduğunu söyleyebiliriz. Grup başlarda karanlık ve atmosferik black metal tarzında müziklerle başlamış olsa da kısa zaman içerisinde proje tamamen Neige’nin ruhsal-mistik müzik yolculuğuna dönüştü.

2005 sonrasında grup black metalden shoegaze tarzına doğru ciddi bir geçiş yaparak 2007 yılında Souvenirs d’un autre monde albümü ile diğer albümlerinden daha farklı bir yer edindi. Albümde neredeyse hiç growl vokal yoktu ve black metal öğeleri çok daha duygusal bir atmosfer ile bezenmiş şekilde karşımıza çıkıyordu. Başka bir dünyadan anılar konsepti ön plandaydı. 2010’da yayınladıkları, birçokları için grubun başyapıtı olarak adlandırılan Écailles de lune albümündeki Sur l’océan couleur de fer birçoğumuzun melankoli playlistine girmiş şarkılardan birisi olduğunu düşünüyorum. Bu albüm ile shoegaze ve black metal karışımı olan blackgaze türü net bir biçimde grubun tarzına oturdu.

Shoegaze tarzının en önemli gruplarından birisi olmaya başlayan grup, 2012’de Les voyages de l’âme albümü ile daha rafine bir melankoli sunan grup uluslararası platformlarda ve sahnelerde çok daha iyi bir pozisyonda boy göstermeye başladı. 2014 yılında Shelter albümünde grup metal unsurlarını bir kenara bırakıp tam bir shoegaze/dream pop tadında hafif, eterik ve ışık dolu farklı bir albüm ortaya koydu. 2016 yılında Kodama albümünde Japon kültürü etkisini hissetmemek imkânsız. Shelter albümünden sonra sert müziğe geri dönüş ile blackgaze soundunun daha derin hissedildiği bir albüm. Ardından 2019 yılında Spiritual Instinct ile grup olgunluğun doruklarında harika şarkılarla harika bir albüme imza attı. Sapphire ve Protection şarkıları birçok metal müzik sevdalısı için özel bir yer edindi. Müzikal yolculuğuna çizgisini bozmadan devam eden grup, uzun bir ara verdikten sonra yazımızın konusu olan Les chants de l’aurore albümü ile 2024 yılında sevenlerini kucakladı.

Alcest müziğinde ruhani yapı o kadar yoğun ki neredeyse her şarkıda bir şekilde içinize işleyen, ruhunuzu ısıtan, gününüzün güzel geçmesine etki edecek derecede tatlı melodiler ve yerinde agresiflik ile duygusal geçişlerin tamamlandığı, üzerinizdeki yükü ve stresi atmanıza yardımcı olacak bir etki bırakıyor. Shoegaze ve dream pop tarzlarını black metal ile evrimleştirip duygusal tutarlılık ile birleştirip blackgaze adı altında icra etmesi Alcest’i kıymetli kılan etkenlerden birisi. Hatta black metalin daha geniş kitlelere yayılmasında etkisi olduğunu da söyleyebilirim. Deafheaven, Lantlôs, Bosse-de-Nage gibi gruplardan farklı yönü ise diğer gruplar agresyon ile ambiyans dengesi kurarken Alcest’in her zaman ruhani ve daha umut dolu bir tona sahip olması diyebilirim.

7 şarkı ve 43 dakikalık bir ruhani yolculuk sunan Les chants de l’aurore (şafağın şarkıları), Shelter albümünden sonra çok büyük beklenti içerisinde geldi. Neige her albümde olduğu gibi bu albüm için de ufak dokunuşlarla tarzını bozmadan ve karakteristik yapısına uygun daha modern bir albüm ortaya çıkartmayı başardı ve şahsen benim için bu gayet olumlu bir durum. Shelter’da yarattıklarını bir şekilde daha iyiye götürme çabaları Neige’nin bizlere sunduğu müziğe verdiği değeri gösterir nitelikte. Tema ise albüm isminden de anlaşılacağı gibi karanlıktan ışığa doğru geçişi temsil ediyor. Agresyon ve melankolinin dengesini doya doya yaşayabileceğiniz bir albüm. Neige’nin clean vokallerinin yanında doğru zamanda kullanılan agresif growl vokaller ve black metal geçişleri akıcılığı derinleştiriyor ve atmosferi de bir o kadar güçlendiriyor. Albümde şahsi olarak hissettiğim en derin his ise “umut”. Bazı albümlerindeki yoğun karanlık ve melankoli bu albümde yerini daha çok umut duygusuna bırakmış. Neredeyse her şarkının sonunda bir tebessüm ile şarkıdan çıkmayı başarıyor.

Albüm Komorebi (Japonca karşılığı “yaprakların arasından süzülen güneş ışığı”) şarkısıyla dinleyicisini ışığın yumuşak dokusuna açılan huzurlu bir kapıdan içeri davet ediyor. Enerjisi yüksek, blast beat davullar ve shimmer gitarların Neige’nin insanın içine işleyen vokalleri ile bir araya geldiği ve az önce bahsettiğim tebessümü yüzünüze yerleştiren çok değerli bir şarkı. Geçişlerde fonda duyulan çocuk sesleri ve korolu kapanış, şarkıya hem doğal hem de huzuru pekiştiren bir hava katıyor. Gayet keyifli bir şarkı…

İkinci şarkımız ise L’Envol (Uçuş / Kanatlanma). İlk şarkıda yakaladığımız umut duygusunu daha güçlü bir pozisyona getirip motivasyonu sağlıyor ve huzura doğru bir geçiş başlıyor. Neige’nin sık kullandığı “ruhun hafiflemesi” teması öne çıkıyor. Uçuş ile aktarılmak istenen metafor belki de karanlıktan çıkış ve yükselişi ifade ediyor. Albümün melodik ve ritmik özünü en iyi aktaran şarkılardan biri.

Üçüncü sırada ise Améthyste, ametist taşının anlamını içeren korunma, arınma ve zihinsel berraklık gibi kavramları ön plana çıkarıyor. Sert bir başlangıcın ardından daha melodik bir akış yakalayan şarkının ortasındaki akustik pasaj sonrasında yükselen tansiyon ve yaşanan gelgitler ile çok farklı hisler yaşatacak yoğun bir şarkı olarak albüm akışının tam ortasında ayrı bir keyif sunuyor.

Ardından yine albümün en iyilerinden Flamme Jumelle (İkiz Alev) ile umut dolu melodiler ile devam ediyoruz. İki ruhun birbirini tamamlaması ve ruhsal bağ/birlik temasını derinden hissettiren şarkı sıcacık, sarıp sarmalayan bir enerjiye sahip. Albümün kalbi ve en duygusal şarkısı diyebilirim.

Réminiscence (Anımsama) Flamme Jumelle ile yakalanan yüksek enerjiyi bir bakıma yumuşatan piyano ve çellolar ve clean vokallerin yakarışı ile birlikte interlude niteliğinde bir geçiş şarkısı. Geçmişten gelen bazı hisler ve belki de hatıraların yankısı teması gibi bir geçiş.

L’Enfant de la Lune (Ayın Çocuğu) şarkısı albümde bazı enstrümanlarda katkıda bulunan Haruna Nakaie tarafından şarkı sözlerinin bir kısmını Japonca olarak masalsı bir anlatım ile açıyor. Gece, ay ve yıldızların ritmiyle umudun yeniden canlanması betimleniyor. Yine enerjisi yüksek, masalsı bir şarkı.

Albüm, Fransız şair Guillaume Apollinaire’in adı üzerinde şiirinin müzikal yorumu olan L’Adieu (Veda) ile huzurlu bir kapanış yapıyor. Şarkı vedanın acıtan yanından ziyade bırakışın rahatlatan tarafına odaklanıyor. Yumuşak clean gitarlar ve hafif ambient sesler ile bezeli albümün en sakin, en içsel parçası diyebilirim. Şarkıda bateri yok ve Neige’nin vokallerine ek olarak kadın vokallerin katkısı huzurlu bir su sesi gibi. Ruhani yolculuğu tamamlayan albüm sizi nasıl içine çekiyorsa o derece duygulu bir şekilde de dinleyicilerine veda ediyor.

Kısaca Les Chants de l’Aurore, sanki gecenin son kıyısından doğan ışığın ruhlara fısıldadığı bir yolculuk gibi açılıyor; karanlıkla aydınlık arasında gidip gelen bir dünyanın kapısını aralıyor. Neige, geçmişin rüyamsı hatıralarını doğanın döngüleriyle birleştirerek, her şarkıda insanın içsel yaralarını iyileştiren bir “şafak hikâyesi” anlatıyor. Japonca fısıltılar, Apollinaire’in şiirleri ve çok katmanlı vokaller, albümü hem dünyevi hislerin okyanusuna hem de başka bir âlemin ırmağına aitmiş gibi büyülü kılıyor. Sonunda albüm, dinleyiciyi sessiz ve melankolik bir vedayla baş başa bırakıyor; sanki gün doğarken gecenin bize anlattığı her şey parıltılı bir anıya dönüşüyor.

Geçen sene İstanbul’da verdikleri konser ile Alcest, dinleyenlerini müzikal atmosferinin içine dahil edip bizlere uzun süre unutulmayacak bir deneyim sunmuştu. Dinleyenlerini uzaklara götürüp derin düşüncelere daldıran ancak bu yolculukta elinizi tutan bir dost olan büyüleyici nitelikte değerli bir albüm.

9.0
  • L’Envol
  • Flamme Jumelle
  • L’Adieu
9.0
  • L’Envol
  • Flamme Jumelle
  • L’Adieu