Kusursuz Tonun Peşinde
On yılı aşkın bir aranın ardından Avrupa turnesini duyuran Grammy ödüllü gitar üstadı Eric Johnson’ı, Texaphonic Avrupa turnesinin Almanya’daki tek konserinde izleme şansı buldum. Aschaffenburg’daki Colos-Saal’da gerçekleşen bu özel gece aynı zamanda Avrupalı dinleyiciler için uzun zamandır beklenen bir buluşmaydı.
Johnson, kariyerinin bu döneminde yeni bir müzikal kimlik arayışından çok, onu gitar dünyasının en saygın isimlerinden biri haline getiren temel unsurlara geri dönüyor. Texaphonic projesi, sanatçının yıllardır zaman zaman başvurduğu power trio yaklaşımının güncel bir yorumu. Bas gitarda Daniel Kimbro ve davulda Tal Bergman’ın eşlik ettiği bu kadro, Johnson’ın melodik gitar diline geniş bir hareket alanı sağlarken müziğe de daha doğrudan ve enerjik bir karakter kazandırıyor.
Konser boyunca en dikkat çekici unsur, Eric Johnson’ın yıllara meydan okuyan ton anlayışıydı. Gitar dünyasında çoğu zaman “kusursuz tonun peşindeki adam” olarak anılan Johnson, sahnede de bu ününü sonuna kadar haklı çıkardı. Her nota berrak, her melodi son derece kontrollü ve her doğaçlama büyük bir müzikal bütünlüğün parçası gibiydi. Teknik ustalığı hâlâ hayranlık uyandırıcı olsa da, performansın merkezinde hız ya da gösteriş değil, müzikal ifade yer alıyordu.
Setlist ise, kariyerinin farklı dönemlerinden seçilmiş eserleri bir araya getirirken, Johnson’ın blues ve rock köklerine ne kadar bağlı kaldığının bir kanıtı gibiydi adeta.
Righteous ile başlayan konser, sahnedeki trionun yüksek enerjisiyle izleyenleri hemen etkisi altına almayı başardı. SRV ve Forty Mile Town ile sanki bu büyülü anın yıllardır bir parçasıymışım gibi hissetmemi sağladı.
Daha sonra akustik gitarını eline alan Johnson, bu kısımda Kimbro ile birlikte başta Resolution olmak üzere Abelia, Chester, Once Upon a Time in Texas ve Song for George gibi efsane şarkılara hayat verdi. Bu performanslar, gecenin öne çıkan anları arasında yer alarak hafızalara kazındı.
Gecenin ilerleyen dakikalarında tempo yeniden yükselirken, sanatçı hem teknik ustalığını hem de sahne hâkimiyetini ortaya koyan performansıyla alkışları toplamaya devam etti. Özellikle Cliffs of Dover‘ın ilk notalarıyla birlikte gecenin en coşkulu ve etkileyici anlarından biri yaşandı. Johnson’ın teknik ustalığını ve sahnedeki hâkimiyetini gözler önüne seren performansı, dinleyicilerden büyük alkış aldı. Parçanın ardından seyircilerini teşekkür ederek selamlayan Johnson ve ekibi, yoğun tezahüratlar üzerine iki kez bis yapmak üzere sahneye geri döndü. İlk bis bölümünde Jimi Hendrix klasiği Bold as Love‘ı seslendiren grup, finalde Zap ile geceyi enerjik ve görkemli bir şekilde noktaladı.
Önümüzdeki ay 72. yaşını kutlayacak olan Johnson, sahne duruşuyla, besteleriyle ve azalmayan enerjisiyle bizlere ilham olmaya ve bir efsanenin nasıl yaşadığını gözler önüne sermeye devam ediyor. Onu izlemek, bir efsanenin zamana nasıl meydan okuduğunu görmek müthiş bir deneyimdi. Konserin üzerinden yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen Johnson’un gitar klavyesinde büyük bir ciddiyet ve nahiflikle dolaşan parmakları gözlerimin önünde ve sahnede devleşen rahat çalışıyla neden gitar dünyasının efsanelerinden biri olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Müziğiyle Johnson, uzun bir süre daha kalbimde ve zihnimde yankılanmaya devam edecek.
Ses için yollara düşenlere ve gürültüde kendini bulanlara selam olsun!

