Kvartetten Som Sprangde – Kattvals

Progresif Rock takipçileri olarak genelde tek bir albüm ile su yüzüne çıkıp daha sonra derinliklere dalıp kaybolan gruplara İtalya bölgesinden alışkınız. Fakat bu şablon ile bu kez İsveç’e gidiyoruz; hem de 1970’lere… 1970’lerin progresif rock sahnesi düşünüldüğünde İsveç’in pastadan küçük bir pay aldığını bilmekle birlikte, içerisindeki nadir güzelliklerle adından söz ettirmeyi yine de başarıyor. Bugün ne Samla Mammas Manna’dan bahsedeceğiz ne de Bo Hansson’dan. Bugünün konusu; 1973 yılında ‘Kattvals‘ isimli albümleri ile ortaya çıkan Kvartetten Som Sprangde grubu olacak. Benim için de yeni sayılabilecek bir grup olan Kvartetten Som Sprangde ve albümleri ‘Kattvals‘, enstrümantal yapısı ile öne çıkıyor. 50 yıl öncenin aranjman ve prodüksiyon anlayışını bir çırpıda hissedebildiğiniz, solo gitar yönelimli fakat Hammond org’un koro şefliği görevini üstlendiği çok ilginç bir deneyim sunuyor albüm. Sentezleyici kullanımının tercih edilmediği bu albümde Hammond org, nadiren de olsa monofonik bir klavye gibi ön plana çıkıp Keith Emerson tarzı ile takım liderliğine soyunuyor; fakat albüm boyunca genellikle orkestrayı yöneten bir şef pozisyonunda atmosferik etki üretiminde bir tamamlayıcı olarak görev alıyor. Albüm kaydının ve analog etkilerin sebep olduğu ses kaymaları bana doğrudan Biglietto Per L’Inferno’nun çıkış albümünü anımsatıyor. Bizler tam da bu yüzden bu sularda gezmiyor muyuz zaten? Bugünün miks anlayışı; netlik, düşük gürültü ve kusursuz transient üzerine kurulu olduğu için, 50 yıl önceki kayıtların her birinin kendi stüdyosuna, kendi mühendisine ve kendi ekipman zincirine özgü bir parmak izi taşıdığını unutmaya başladık. Yine de nostaljik yönümüzü kaybetmemeye çalışırken, bugünler ile aramızı fazla açmamakta fayda var diyerek albüme giriş yapalım.
Albümün açılış şarkısı ‘Andesamba‘, Latin tınılarını ve folklorik ritimleri andıran perküsyon dokusuyla davul performansına odaklanan bir giriş yapıyor. Gitarların ve Hammond org’un bu yöresel çağrışımlı ritmik şovu beslediği bu yaklaşık iki dakikalık bölümde, siz deyin Frank Zappa, ben diyeyim Carlos Santana; geniş bir müzikal geçmişe selam veren bir atmosfer kuruluyor. Bu çılgın açılış anından sonra şarkı, gitarın melodik solo icrası ile daha tahmin edilebilir bir ritmik akışa oturuyor ve dinleyici klasik bir rock salınımı ile buluşuyor. Hammond org’un sınırsız sustain üretebilen yapısı sayesinde parça boyunca güçlü bir arka plan dokusu oluşturduğunu da hemen fark ediyoruz. Bu kullanım, Procol Harum’un erken dönemlerinde Matthew Fisher’ın Hammond yaklaşımına oldukça benzer: agresif bir liderlik değil, parçanın duygusal atmosferini taşıyan geniş bir müzikal zemin.
‘På en sten‘, flütün pastoral tınılarla sahne alarak albüme giriş yaptığı hafif bir folklorik esinti ile açılıyor. Bu kısa geçişin ardından parça, Hammond org’un yönlendirdiği yumuşak bir caz etkileşimiyle genişliyor. Gitarın, iki düşünüp bir hareket ettiği bu atmosferdeki boşluklarda Hammond org’un bant salınımları daha da belirgin hale geliyor. Dört dakikalık yapısının son bölümünde piyanonun albüme küçük bir selamlama ile giriş yapması ve açılıştaki flüt temasının kapanışta yeniden belirmesi, parçaya hem tematik bir bütünlük kazandırıyor hem de albümün geri kalanı için merak uyandıran bir çeşitlilik sunuyor. Tüm bu renk değişimlerine rağmen şarkı, çizgisini bozmadan lineer akışını korumayı başarıyor.
‘Gånglåt från Valhallavägen’, albümün en uzun şarkısı olarak öne çıkıyor. Şarkının ilk iki dakikasında gitarla hayat bulan tekrarlı melodik yapı, bir Grobschnitt rüzgarı gibi belirip kayboluyor; tadı damağınızda kalmaya varmadan saykodelik etkilere maruz bırakan, Hammond org örtüsünün arkasında biraz daha keskinleşen ve performatif bir yapıya geçen gitar solosu karşılıyor bizi. Bu birkaç dakikalık reverb etkili kısmı, biraz da Alman grup Ümit’in formülü/yaklaşımı ile ilişkilendirdim. Göz atmanızı ve kulak vermenizi tavsiye ederim. Şarkının geri kalanında (~04:00 sonrası) Hammond’ın albüm boyunca melodi üretimine katkı sağladığı anlardan birine tanık oluyoruz. Şarkı genel olarak, uzaklara dalıp gitmenizi sağlayan ve düşünmeye fırsat veren, zihin boşlukları oluşturan yapısıyla öne çıkıyor: Tipik bir saykodelik şarkının yeteneklerine ve kapasitesine sahip kısaca.
Albüme adını veren dördüncü parça ‘Kattvals‘, albümün ortalama sound’u düşünüldüğünde tam anlamıyla üç sigmalık bir sapma gibi duruyor. Intro ve outro’da duyduğumuz ritmik motif—grubun İskandinav kökeniyle bağlantılı olup olmadığını bilmiyorum ama—bana Edda’daki hikâyelerin anlatıldığı Viking kasabalarını hatırlattı. Malum, popüler kültürün etkisiyle 1000 yıl öncesinin atmosferini bile hemen bir müzik ile ilişkilendirebiliyoruz. Grubun İskandinav olduğunu bilmeseydim aynı yorumu yapar mıydım emin değilim ama böyle bir çağrışımı da kabul etmekten yanayım açıkçası. Kattvals ayrıca albümde Hammond org’un ilk kez Jon Lord / Keith Emerson esintili, bireysel performansa dayalı bir rol üstlendiği parça. Daha önce koro şefi gibi geri planda duran Hammond, bu kez sahnenin tam ortasına geçerek albümün en enerjik anlarından birine imza atıyor.
‘The Sudden Grace‘, albümde İngilizce başlığa sahip tek parça olmasıyla bile ufak bir ayrışma yaratıyor. İlk iki dakikada Hammond org’un kurduğu ostinato yapı, parçanın ritmik omurgasını ikinci bir katman gibi taşıyor. Kattvals’ta olduğu gibi burada da Hammond’ın solo karakterine geçtiği anlara tanık oluyoruz; fakat şarkının asıl gollerini atan taraf gitarlar. Asistlerin kimden geldiğini ise söylemeye gerek yok sanırım.
‘Vågspel‘, albümün nefes alma noktası. Sahnenin tamamen Hammond org’a bırakıldığı, üç dakikalık sakin, melodik ve çok sesli, geniş armonik bir dokuya sahip 70’ler kesiti adeta. Albümde söz yazarlığı olsaydı, enstrümantal kontenjanını dolduracak parça büyük ihtimalle bu olurdu; doğal, kendi halinde ara bir bölüm.
Son şarkımız ‘Ölandsshuffle‘, bizi yeniden Procol Harum’un ilk dönemlerine götüren sıcak bir Hammond org havasıyla açılıyor. Genel karakteri itibarıyla tipik bir proto-prog yapısına sahip; hatta yer yer The Doors’un sade, groove odaklı enerjisini de anımsatıyor. Basit ama akılda kalıcı melodilerle keyif veren parça, albümün genel tınısına en çok yaklaşan işlerden biri olarak doğal bir kapanış görevi üstleniyor.
Erken dönem Procol Harum başta olmak üzere, Proto-Prog dönemleriyle ilgilenen herkesin keyif alacağını düşündüğüm bu albüm, 1970’lere ait saklı hazinelerden biri olarak, tozunu alıp dijital kütüphaneme yerleştirdiğim eserlerden biri oldu.
Nerede o eski Hammond’lar!
- Andesamba
- Gånglåt från Valhallavägen
- The Sudden Grace
- Andesamba
- Gånglåt från Valhallavägen
- The Sudden Grace
