Skip to content

Karşımızda aynı şasi üzerinde tüm tork yolunu ve iletim organlarını değiştiren bir marka duruyor. Bir otomobil markası değil, bir müzik grubu, Norveç’ten gelen standartlara uygun bir senfonik progresif rock grubu… diyebilirdim ama artık diyemiyorum. Bizlere beklenmeyen bir heavy-prog değişimi yaşatan Jordsjø, yeni albümü Pestkrønikene ile biraz Amerikanlaşan, bol gain’li, gitarlı bir rock formasyonuna geçiş yapmış.

Beynime ait yorumlama merkezim bu değişimi, albümü ilk dinlediğimde medieval fantazya öğeleriyle pekiştirmeyi tercih etti. Kahraman ya da kahramanlar, kendi itikatları ya da intikamları uğruna ormanlardan çöllere, çöllerden yeşil vadilere, yeşil vadilerden ise onlara önce düşman görünen, sonra ise çok kıymetli bilgiler veren cadının evine giderler. Günün sonunda ise bir uçurum görürler; uçurumdan ileriye baktıklarında birkaç kilometre ileride kocaman bir şehir görürler. Bu çok tanıdık bir senaryodur: Roland’ın Kara Kule’yi görmesidir, Aragorn’un Helm’s Deep’e girişidir, Imoen ve Jaheira’nın Baldur’s Gate şehir kapılarına bakışıdır. İşte Jordsjø’nun yeni albümü Pestkrønikene ile ormanın yeşilinden, çölün turuncusundan betonun griliğine geçiş yaptığımı hissettim ve bu manzarayı büyük bir şaşkınlıkla izledim. Şimdiye kadar bu anlattıklarıma binaen bu değişimden memnun kalıp kalmadığıma dair ne düşündüğümü belki anlamışsınızdır, belki de anlamamışsınızdır. Yorum sizin olacak. Eh, grubu ilk kez dinliyorsanız tabii ki bir referans noktasına ihtiyacınız olacak. Referans ise grubun geçmişine ait Nattfiolen, Pastoralia ve Salighet gibi albümler olacak.

Albüm, aynı isimli şarkının Hammond org ya da onu taklit eden bir tını tarafından sürülen ritim bölümü ile başlıyor. Håkon Oftung’un vokalleri her zamanki gibi (benim için) Peter Hammill taklidi şeklinde yer buluyor. “Taklidi” diyorum ama olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir yorumun aksine bunu, Peter Hammill gibi benzersiz bir vokalin bir benzerini daha dinleyebildiğimiz için şanslı olduğumuzla açıklamak istiyorum. Flütler hâlâ altyapıyı taşıyor, pastoral arka plan ise hâlâ bizimle birlikte ama kafanızı yukarı kaldırdığınızda ormanı görmüyorsunuz da sanki omzunuzun üzerinden arkaya bir bakış atıp birkaç yeşil sahneyi hatırlıyor zihniniz. Şarkı, Led Zeppelin miraslı rock düzeni ile değişimin ilk ışıklarını yakıyor. O ışıklar betonu sarartan şehir ışıklarından başka bir şey değil. Yeni Jordsjø’ya hoş geldiniz.

İkinci şarkı White Magic‘i yerel halk şarkılarına çok benzetiyorum. Birçok yönüyle tipik bir folk-prog şarkısı diyebiliriz. Çağrışımın doğrusu yanlışı olmaz bence; bir yerinden yakalamayı başardıysanız doğrudur. Ben bu şarkıyı Vikings dizisinde Harald-Halfdan kardeşlerin eski bir İskandinav şiirini seslendirdiği My Mother Told Me şarkısına benzetiyorum. Şarkının sonundaki gitar solosu ise neo-prog gruplarından sık sık duyduğumuz şekilde hem şehirsel hem şiirsel bir tavra sahip.

Seven Heads, southern rock sevenler için gain’i kısılmış country gitarlarıyla Lynyrd Skynyrd miraslı bir şarkı… ta ki şarkının ortasındaki klavye molasına kadar. Hayır hayır, devamında Saturday Night Special var… bilemiyorum, bu kahramanların kafası karışık. Handa uyurken ormandaki cadı rüyalarına giriyor sanırım.

Kaosvelde – Vasallens Elegi ile ben bu kahramanların gerçekten de rüyalarında orman prog’una döndüklerine ikna oldum. Flüt merkezli, iki buçuk dakikalık bir geçiş şarkısı. Sea-shanty sevenler için tatlı ve zıpır bir şarkı diyebilirim. Vokal yok, muhtemelen o handa bira içiyor, uykuda değil.

Ve albümdeki favori şarkım Kaosveldets Endelikt‘e geldi sıra! Sürprizli bir şarkı olarak karşımıza çıkıyor. Önden spoiler almadıysanız, sürprizin ne olduğunu bu paragrafın sonunda bulacaksınız. Şarkının açılışındaki bayılarak dinlediğim klavye melodisi gizemli atmosferiyle albümün en karanlık anını gösteriyor bize. Aynı melodi kısa bir süre sonra gitarlar ile icra ediliyor. Bu noktadan itibaren Jordsjø’nun en hard rock, en heavy metal hâline tanık oluyoruz; Sonic Hedgehog temposunda, kafamda oluşan kedi merdivenleri boyunca adeta ileri momentumla koşuyoruz. Vokal yine yok. Duyduğuma göre handa bir büyücüyü kızdırmış dün gece. Adına Lars Fredrik Frøislie deniyormuş. O da bu hikâyeye aitmiş meğerse, ben de sonradan öğrendim. Moog’u ile birlikte bu şarkıda sürpriz bir katılım sağlıyor albüme. En sevdiğim şarkı olmasındaki sebebi de böylece anlamış oldum. Moog varsa tüm puanlar oraya.

The Awakened da en az bir önceki şarkı kadar sürprizlere sahip. Wobbler vokalisti Andreas Prestmo bu akılda kalıcı hard rock kökenli şarkıda karşılıyor bizi. 70’lerden 80’lere geçerken mevcut dönemin, şehirleşmenin ve modernleşmenin yaydığı ışığı Rush-vari bir tını ile temsil ediyor bu şarkı. Fakat Andreas Prestmo’ya rağmen en az aklımda kalan şarkı olduğunu söyleyebilirim.

Spiritual Lament, Obliteration isimli death metal grubunu bilenler için kıymetli bir şarkı olabilir. Obliteration grubunun davulcusu Kristian Valbo bu şarkıda davulda yer alıyor. Ayrıca Pestkrønikene albümünün kapağının da kendisi tarafından tasarlandığı bilgisini eklemiş olayım. Şarkı Arena Rock’tan Hard Rock’a kadar uzanan bir spektrumda yer buluyor kendisine. İçeride Journey de var, Kansas da var, 80’ler dönemine ait klavye tonları ile Rush grubunu da duymak mümkün. Kahramanlar yola çıkıp kırsala geri mi dönecek, yoksa şehrin demircisinden gelen çınlamalar ve marketinden gelen çömlek sesleri arasında konfor mu edinecekler?

Talisman II ile sona yaklaşıyoruz. Omuzlarının üzerinden bu defa Norveç kırsalına son bir kez bakış atan kahramanlar en azından hikâyenin bu kısmı için kararlarını vermiş gibi görünüyor. Şehir sesi bazen güzeldir ama ben ormanı ve çölleri özleyen biri olarak Jordsjø’nun bu değişiminin geçici olacağını umarak sizi son şarkıyla baş başa bırakıyorum. Heterojen bir yapıya sahip Talisman II, yer yer duyulan flüt tınılarının ardından sert rock rifflerini sürdürmeye devam ediyor. Daha önce de bahsettiğim şekilde bu şarkıda da ciddi şekilde Lynyrd Skynyrd mirasından faydalanıldığını hissediyorum.

Müzikte değişimi kucaklayan biri olduğumu önce kendime itiraf edebiliyor, daha sonra bunu çevremdeki insanlara dürüstlükle söyleyebiliyorum. Bu kucaklayıcı tavrımı Jordsjø için de sürdürmeyi tercih ediyorum fakat en güzel yaptıkları işi, ormanı ve orman cadısını unutmamalarını umut ediyorum. Yine de değişim güzeldir. Uzun yıllar buralarda olmalarını diliyorum!

9.0

Öne Çıkanlar:

  • White Magic
  • Kaosveldets Endelikt
  • Spiritual Lament
9.0

Öne Çıkanlar:

  • White Magic
  • Kaosveldets Endelikt
  • Spiritual Lament