Skip to content

Japon rock/metali deyince büyük bir tabuyu konuşuyormuşuz gibi geliyor, değil mi? Öncelikle Japonya rock/metal müziği hakkında özellikle son yıllarda çok ciddi bir büyüme ve kawaii metal adı altında muhtemelen birçok old school metalci için çok absürt ve ilginç bir müzik icra ediliyor. Keza anime sektörünün bu denli büyümesi ve opening’lerde kullanılan rock/metal temalı müziklerle yayılma devam ediyor. Nihayetinde bu “biraz farklı” müzik tüm dünyada öyle ya da böyle ciddi bir kitleye hitap etmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Babymetal, Hanabie., PassCode, Ladybaby gibi gruplardan bahsediyorum ki biraz daha derinlere indiğinizde ufkunuzu üst seviyelere çıkaracak gruplar bulma şansınız olacaktır.

Lakin bir yandan da old schoolcuları memnun etmiş Loudness, Anthem ve X Japan gibi efsaneleşmiş gruplar çıkaran bir ülke Japonya. Power metale düşkünlüklerini ise bilmeyen yoktur diye tahmin ediyorum. Bu bağlamda da Galneryus, Versailles, Lovebites grupları sadece birkaç örnek. Son dönemlerde ise türlerin iç içe geçmesiyle Asunojokei, Sigh, Envy ve Heaven in Her Arms gibi progresif öğelerin de bolca yer edindiği post rock ve blackgaze grupları her ne kadar ciddi kitlelere ulaşmamış olsalar da niş zevkli dinleyicilerin dikkatinden kaçmamıştır. Tabii diğer metal türlerinde de çok iyi noktalara gelmiş onlarca grup sayabiliriz…

Peki, neden bu gruplardan bahsettim? Çünkü öncelikle Japon müzisyenler — diğer birçok işte de oldukları gibi — fazlasıyla yetenekli. Toplumsal pratiklerinin odak noktası olan disiplin, müziklerine de yansımış demek belki de doğru olacaktır. Bir diğer neden ise tam olarak Japon kültürünün bizatihi kendisinden kaynaklanıyor. Yakın zamanda ziyaret etmiş birisi olarak Japonya’nın son derece büyüleyici bir atmosfere sahip olduğunu ve artık büyük oranda kültür turizmine dönüşmüş olsa da geleneksel yapısı ile bambaşka bir dünya ve uçsuz bucaksız bir müzik denizi potansiyeline sahip olduğunu söyleyebilirim. Hele ki bu geleneksel temanın modern çağın rock/metal müziği ile bir araya getirilerek ortaya çıkacak çeşitliliği bir düşünün…

 

Tabii bunu deneyen birçok grup oldu. Biraz eksik biraz fazla 90’ların sonlarında ve 2000’lerin başlarında Onmyo-Za, Rin’ ve Kagrra gibi gruplar geleneksel Japon müziği enstrümanlarını elektro gitar ve davullarla bir araya getirerek Japon folk müziğini modern rock/metal müzik ile kombine etmeyi başardılar. Lakin 2012 yılında bu müziği çok daha geniş kitlelere yayacak yeni bir grubun temelleri atıldı: Wagakki Band!

Yuko Suzuhana, “shigin” eğitimi almış (Japon şiirlerini melodik/ritmik biçimde okuma sanatı) ve “kenshibu” geçmişi olan (şiir, dans, yelpaze/kılıç performansı içeren geleneksel sahne sanatı) pırıl pırıl sesiyle geleneksel yanı ağır basan bir performans sanatçısıyken aklına bir fikir geldi. Yuko’nun temel fikri, “geleneksel Japon estetiğini çağdaş sahneye taşımaktı.” Ama bunu tamamen akademik/folklorik bir formatta değil; yüksek enerjili, genç kitleye hitap eden, rock konseri gibi işleyen bir formatta yapmak istiyordu.

Bu fikirle önce 2012’de “Hanafugetsu” adlı daha akustik/geleneksel bir çekirdek oluştu. Burada Yuko’nun yanına iki çok kritik isim geldi:

  • Kiyoshi Ibukuro – koto (Çin icadı olsa da Japonya ile özdeşleşmiş telli bir enstrüman. Japon kanunu demek yanlış olmaz 😊)
  • Daisuke Kaminaga – shakuhachi (yine Çin’den gelen bambudan yapılmış bir flüt diyebiliriz.)

Bu üçlü geleneksel çekirdeği oluşturacaktı ve böylece bir sonraki adıma geçildi. Yuko’nun elinde geleneksel bir akustik proje vardı; ama asıl hedefi bunun sahne gücü yüksek, modern, sert ve büyük bir grup haline gelmesiydi. Bu yüzden bir sonraki adım çevresindeki rock müzisyenlerini projeye çekmek oldu:

  • Machiya – gitar/vokal

Hızlı tekniğiyle bilinen bir gitarist ve internet/otaku müzik çevrelerinde tanınan bir isim olan Machiya Wagakki Band’in rock/metal dilini taşıyan ana karakterlerden biri olacaktı.

  • Wasabi – davul

Grup geleneksel çalgılarla dolu olduğu için, davulun işi sadece tempo tutmak değil; bütün farklı dünyaları tek bir modern rock iskeletinde kilitlemek olduğundan güçlü kuvvetli ve yakışıklı Wasabi abimiz bu görevi üstlenmiş oldu.

  • Asa – bas

Asa’nın katılımı biraz farklı çünkü o, sadece bir çalgıcı değil; bir besteci/şarkı yazarı figürü ve bir prodüktör. Ayrıca harika bir basçı. Wagakki band için en değerli üyelerden olduğu kesin. Ketum kişiliği ve ilginç karakterinden de bahsetmiş olayım.

  • Kurona – wadaiko/taiko (geleneksel Japon savaş davulları)

Kurona sadece “taiko çalan adam” değil; grubun geleneksel sahne gücünü büyüten isimlerden. Özellikle canlı performanslardaki seyircinin heyecanını ve coşkusunu arttıran performansları ile grubun bir diğer güçlü kolunu oluşturuyor.

Asıl önemli olan enstrümanı sırtlayacak kişinin gelişi ile 8 kişilik Wagakki band kurulmuş oldu:

  • Beni Ninagawa – tsugaru shamisen (Japonyada doğmuş baçi adı verilen bir mızrap ile çalınan üç telli bir çalgıdır.)

Beni’nin gruba katılışı, kuruluş hikâyesindeki en hoş detaylardan biri. Kaynaklara göre Yuko’nun çevresindeki çekirdek grup bir dönem sahne alırken, Beni ile ortak performanslar ya da kesişmeler yaşanıyor. Sonrasında kadroya dahil oluyor ve sekizinci ve son parça oluyor. Keza bu çok önemli çünkü shamisen, Wagakki Band’in en güçlü geleneksel sesi. Koto ve shakuhachi daha atmosferik/duygusal bir alan açarken, Beni’nin tsugaru shamisen’i gitarla yarışabilecek kadar saldırgan, melodik ve ön planda bir karakter taşıyor.

Grup solo ya da frontman/woman mantığından ziyade tam anlamıyla her kolunun ayrı bir detayı barındırdığı inanılmaz bir senkronizasyon ile geleneksel ile modern müziği bir araya getirebilmiş, özellikle Japon kültürüne ilgisi olanları fazlasıyla kendine çekecek bir ekip. Özellikle canlı konser kayıtlarını bulduğunuzda inanılmaz keyif alacağınızı garanti ederim. Kesinlikle bir göz gezdirin; ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

Grubun ilk dönem çıkışını cover şarkılar üzerinden planlayarak iyi bir strateji ile internet patlaması yaratıyor. Böylece grup, henüz ana akım albüm kariyerinin başında bile çok geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmayı başarıyor. Ki bu başarıyı bir yapım şirketinin sıfırdan bir vitrin projesi gibi değil, tamamen müthiş yetenekli 8 kişinin ortaya koyduğu müzik oluşturuyor.

2012 yılında kuruluş aşamasına başlayan grup, 2014 yılında ilk albümleri Vocalo Zanmai ile dünyaya adını ve grubun oluşturmaya çalıştığı kimliği duyurmayı başardı. Tamamı cover şarkılardan oluşan albüm, yüksek enerjisi ve şarkılara kattıkları yepyeni karakter ile Wagakki Band’in en önemli albümlerinden biri diyebiliriz. Albümde özellikle Tengaku ve Senbonzakura şarkıları aşırı iyi aranje edilmiş; her grup elemanının şarkılara bir şeyler kattığını kolayca anlayabileceğiniz müzikal bir şölen gibi. Hele ki bu güzel müzik, Japon geleneksel kıyafetleri ve sahnesiyle birleşince hem işitsel hem de görsel bir şölene dönüşüyor.

İlk albümden hemen sonra 2015 yılında Yasō Emaki albümü yayınlandı. Bahsettiğim kıvılcımın bir cover grubundan çok daha fazlası olduğu ve dinleyicinin de fazlasıyla beğenisini kazandığı festival gibi bir albüm oldu. Öne çıkan Akatsuki no Ito, Ikusa ve Hangeki no Yaiba gibi şarkılarla grup kendini beste tarafında da fazlasıyla kanıtladı.

3. albüm 2017 yılında Shikisai adıyla yayınlandı ve muhtemelen grubun tabiri caizse “en çeşitli” albümü diyebiliriz. Geleneksel tema devam ederken biraz da anime ve J-pop etkisi net bir şekilde gözükmekte. Bir yandan duygusal balladları da görebileceğiniz albüm gerçek manada çeşitli bir albüm. Howling, Valkyrie ve Kishikaisei gibi şarkılar grubun bestedeki karakterinin de olgunlaşmaya başladığını gösteren fazlasıyla güçlü şarkılar.

4. albümün adı Otonoe ve 2018 yılında yayınlanıyor. Grubun olgunluk dönemi albümü diyebiliriz. Cesur hareketler yerini daha rafine ve dengeli bir albüme bırakıyor. Bu durum şarkıların biraz daha dramatikleşmesi ve J-pop’a daha yakınlaşması anlamına geliyor olsa da müzikal karakteristik bozulmadığı için keyifle dinlenebilecek bir albüm daha diyebiliriz. Sasameyuki, Yuki Kagebōshi gibi şarkılarla nasıl Yasō Emaki bende festival, savaş ve yaz gecesi hissi bıraktıysa, Otonoe çok daha fazla kar, soğuk hava, yalnızlık ve gece hissi bıraktı.

2020 yılında 5. albüm olan Tokyo Singing yayınlandı ve albümde konuk sanatçı olarak katılan Evanescence’den tanıdığımız Amy Lee fazlasıyla dikkat çekti. Gelişen Japon anime müzikleri içerisinde Wagakki Band’in biraz daha modern bir yapıya büründüğünü söyleyebileceğim bir albüm. Amy Lee ile birlikte söyledikleri Sakura Rising şarkısı bunun en büyük örneği diyebilirim. Gekka Bijin, Guernica albümün en sert şarkılarından. Ağır gitar riffleri yanında shamisen melodileriyle bambaşka bir deneyim. Yine Reload Dead ve ROKI gibi şarkılarla grubun bir yandan J-Rock etkisini görüyor, bir yandan da grubun en sert albümünü dinlemiş oluyoruz. Ee işin ucunda Amy Lee varsa Bring Me to Life yok mu derseniz, canlı performansları olduğunu ve YouTube’dan kolayca bulabileceğinizi eklemek isterim.

Müthiş bir üretkenlikle yoluna devam eden Wagakki Band, 2022 yılında Vocalo Zanmai 2’yi yayınlayarak köklere dönüş temasıyla yeni bir konsept oluşturma heyecanından olgun yapısıyla bunu ustalık çerçevesinde ne kadar geliştirebileceğini kanıtlayan grubun daha çok yorumcu ya da aranjör rolünde olduğu yine hareketli bir albüm ortaya koydu. Akahitoha, Tsumiki ve Surii gibi şarkılar ön plana çıkıyor.

Gelelim grubun 2023 yılında yayınlanan son albümü I vs I’a. Aranjeleri, harika nakaratları, geleneksel Japon enstrümanlarının kullanımı, melodileri ve karakteristik vokalleriyle grubun teknik olarak en üst seviyesi diyebilirim. Neredeyse her şarkıda bunu anlamak mümkün. The Beast ile harika giriş yapan albüm daha ilk şarkıda gerekli mesajı veriyor. Seimei no Aria gibi dramatik şarkılar bile güçlü bir karaktere sahip. Yoi no Hana ve Starlight (I vs I Ver.) gibi şarkılar yine albümün önde gelen şarkıları diyebilirim.

Bunlar dışında birkaç collection ya da kısa albüm yayınlayan grup, özellikle 2017 yılında yayınladıkları Kiseki Best Collection+ albümünde diğer albümlerde olmayan Hakushu Kassai şarkısı favorilerimden diyebilirim. Hele ki canlı performansının mutlaka dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar eğlenceli ve samimi olduklarını, geleneksel kıyafetlerin içinde ne kadar iyi müzisyenler olduklarını ortaya koydukları güzel müzikle birlikte izlemek fazlasıyla keyif verecektir. Hatta pek çok kez şaşkınlığınızı saklayamayacağınıza eminim 😊 Senbonzakura ve Tengaku ile birlikte en iyi 3 şarkımı da böylece yazmış olayım. İlgisi çeken için Japon kültüründen etkilenmiş şiirsel söz yazımı ve şarkı sözlerinin derinliği de dinleyici için büyüleyici bir etki bırakacaktır. Bu arada grubun birçok şarkısının çeşitli animelerde opening ya da outro olarak kullanıldığını tahmin edeceğinizi düşünüyorum.

Grubun kuruluşunun 10. yılında, 2024 başında grup tüm faaliyetlerini durdurma kararı aldığını açıkladı. Lakin bu bir ani karar değil; Wagakki Band’i bir süre durdurup her üyenin kendi solo/bireysel faaliyetlerine odaklanması, böylece herkesin sanatçı ve müzisyen olarak ayrı ayrı gelişmesi; sonrasında yeniden bir araya gelindiğinde daha güçlü bir Wagakki Band ortaya çıkması hedefi ile bir veda yılı planladıktan sonra 2024 yılı sonunda grup askıya alındı. Grup üyeleri tam olarak yaptıkları açıklama doğrultusunda kişisel projelerine bazen solo, bazen diğer grup elemanlarıyla birlikte performanslar sergilemeye devam etmekte.

Geriye bıraktıkları harika şarkılar, görsel ve işitsel şölen niteliğinde konser kayıtları, izleyeni ya da dinleyeni istemsizce mutlu eden melodileri ve “acaba geri dönerler mi?” sorusuyla sevenlerini hâlâ heyecanlandırmayı başarıyor.

Umarım bir gün tekrar bir araya gelirler ve yeni bir konser dinleme, hatta belki de izleme fırsatımız olur. Japonya yolcusu kalmasın…