Russian Circles & Pelican @ Köln

Bazı grupların hayatımızda bir köşede durup zaman zaman onlara uğrayıp kafamızı dağıtacağını, bizlere düşler kurduracağını ya da çıkılan uzun bir yolculukta veya yürüyüşte bizlere kusursuz bir şekilde eşlik edeceğini biliriz. Hatta bu gruplar sık sık dinlemediğimiz gruplar olabilirler ancak dinlediğimizde mutlaka “iyi ki varlar” dedirtirler. Russian Circles ve Pelican ikilisi benim için tam olarak bu kategoriye giren gruplar oldular. Bütün albümlerini bildiğim ve bir dönem epey dinlediğim ancak son birkaç yılda sadece ara ara uğradığım gruplardı Pelican ve Russian Circles. Pandemi öncesi Russian Circles İstanbul konseri açıklandığında (2018 olmalı) çok heyecanlandığımı dün gibi hatırlıyorum ancak konser maalesef iptal olmuştu.
Bu senenin başında bir Avrupa turnesine çıkacaklarını duyurduklarında ise çocuklar gibi sevinmiştim ve Köln konserine hemen bilet almıştım.
12 Mayıs tarihinde gerçekleşecek Köln konseri için sabah treniyle Köln’e geçip orada biraz dolaşıp Hollanda’dan gelen arkadaşımla buluşup mekâna geçmeyi planlamıştım. Sabah 10:20 treniyle Köln’e geçtim. Ara ara serpiştiren yağmura aldırmadan Köln sokaklarını arşınladım. Daha sonra konser alanına geçmeden arkadaşımla buluşup bir süre hasret giderdik. Konser alanı Die Kantine adında bir kompleksti ve hem içeride hem de dışarıda sahnesi ve dışarıdaki alanıyla, bira çadırıyla ve oturma yerleri ile küçük bir panayır havası veren bir mekândı. İnsanlar daha çok dışarıda takılmayı tercih etmişlerdi. Mekânın hem kapalı hem de açık havadaki kapasitesi 900 kişilikti. Fotocrime isimli Post-Punk grubun son birkaç şarkısını yakalayıp sosyal mesajlarını dinledikten sonra… Pelican ve Russian Circles için önlere doğru ilerledik…
Pelican sahneye çıktığında bütün heyecanımla sahneye kilitlenip, grubun üst düzey enstrüman hâkimiyetini ve muazzam gürültülü oluşu hayatım boyunca unutmayacağım bir detay olarak konserin ilk dakikasından itibaren dikkatimi çekti. Davulda Larry Herweg’in üst düzey performansı, gitarlarda Trevor De Brauw ve Laurent Lebec’in müthiş uyumu gecenin unutulmaz detayları arasında yerini aldı. Hayatımın bazı anlarına soudtrack olmuş şarkıları canlı dinlemek heyecan vericiydi. Yaklaşık bir saat sahnede kalan Pelican, son albümü Flickering Resonance”tan dört ve What We All Come to Need albümünden iki şarkı çalarak müthiş geceyi Wandering Mind ile sonlandırdı ve sahneyi Russian Circles’a bıraktı. Ekipmanları toplarken Trevor De Brauw’un yanına gidip, harika performans için teşekkür edip, İstanbul’da Pelican seven bir hayli arkadaşım olduğunu söyledim. “Orada çalışmıştık,” dedi, gözleri parladı. Kendisinden bir pena isteyip, tokalaşarak ayrıldık. Pelican izlemek hayatım boyunca unutamayacağım bir anı olarak hafızamda yerini alacak.
Russian Circles ise sahneye tam anlamıyla gümbür gümbür çıktı. Deficit isimli şarkılarıyla müthiş bir başlangıç yapan grup, Pelican’dan farklı bir ışık sistemi kullandı ve bu güçlü ses ile ilk saniyeden sahnede giderek büyüyen üç kişilik dev bir kadroya dönüştüler. Bas gitarda ton canavarı Brian Cook, gitarda Mike Sullivan ve davulda izlemesi inanılmaz keyifli Dave Turncratz seyirciye tabiri caizse on bir kaplan gücünde inanılmaz bir konser yaşattılar. Sahnede seyirciyle herhangi bir diyalog kurmadılar. Henüz yayımlanmamış Empath adında bir de yeni şarkı çalan grup, Mladek ile kapanışı yaptı. Gnosis ve Station albümlerinden ikişer şarkı çalan grup toplamda 1 saat 20 dakika sahnede kaldı.
Konser bittiğinde ışıklar yandı ancak bir süre “biz ne yaşadık böyle” dercesine olduğumuz yerde kalakaldık. İnsanların yüzünde memnun olduklarına dair daha önce rastladığım çok tanıdık bir ifade vardı.
Benim için gecenin en etkileyici taraflarından biri ise iki grubun da yıllardır kurduğu o kendine has atmosferi canlıda kusursuz biçimde taşıyabilmesiydi. Çünkü post-metal ve enstrümental müzik söz konusu olduğunda stüdyo kayıtlarının yarattığı hissi sahneye taşımak her zaman kolay olmuyor. Pelican ve Russian Circles bunu fazlasıyla başardı.
Konser sonrası mekândan çıkıp gece trenine yetişmeye çalışırken Köln sokakları sakinleşmişti. Yağmurdan parlayan kaldırımlar, uzaktan görünen katedral silüeti ve kulaklarımda hâlâ çınlayan Mladek…
Ses için yollara düşenlere ve gürültüde kendini bulanlara selam olsun!
