Soft Machine’in bugünkü kadrosunun batıl inançlardan uzak olduğu açıkça ortada.
Sadece grubun klasik dönemindeki isim silsilesine onüçüncü albümle beraber geri dönmekle kalmamış; üstüne uğursuz adledilen bu rakamın olabildiğince çok sefer albümla anılmasını sağlamışlar. Sıralamak gerekirse 13 Nisanda yayınlanan bu 13. albümün 13 parça içermesi ve en uzu parçasının 13 dakika sürmesi belki de tessadüftür ama bunun gruba iyi gediği açık. Zira grubun yeni üyeleriyle yaşadığı ikinci baharındaki diğer iki albümü de keyifle dinlememe rağmen; bana göre Thirteen, gerek grubun yapmak istediklerini net biçimde ortaya koyması ve Soft Machine klasiklerinin arasında sırıtmayacak parça sayısını artırmasıyla, gerekse köklerine bağlı kalarak yaptıkları yeniliklerle bir adım öne çıkıyor.
Aslında grubun elemanlarına baktığımızda Soft Machine olarak adlandırmak kolay değil. Zaten, bu kadronun başlangıcı da eski Soft Machine üyeleri John Etheridge, Elton Dean, Hugh Hopper ve John Marshall’dan oluşan Soft Machine Legacy grubuna dayanıyor. Bu isimle üç albüm yayınlayıp, “ismi taşıyıcısı” olma konusunda rüştünü ispatlayınca 2018’deki leziz Hidden Details‘la beraber Soft Machine albüm sayacı yeniden çalışmaya başlamış ve ardından da yine başarılı bir albüm olan Other Doors gelmişti. Tüm bu yolculuk esnasında, grup elemanlarının yaşları da göz önüne alındığında, haliyle kaçınılmaz olarak eleman değişikleri de olmuştu. Bunların en önemlisi ise şüphesiz, daha yolun başında saksafon, flüt ve tuşlu enstrümanlardaki hüneriyle merkeze yerleşen; pek çok farklı müzisyene yaptığı katkıların ardından nihayet kendini evinde gibi hissedeceği bir gruba kavuşan Theo Travis’in katılımı oldu. En son değişikliklerle beraber kadroda klasik Soft Machine dönemini yaşamış olarak sayılabilecek sadece gitarist John Etheridge kalmış durumda. Other Doors sonrasıysa, bas gitarı emekli olan Roy Babbington’dan Freddy Baker, davulu da ne yazık ki aramızdan ayrılan John Marshall’dan Asaf Sirkis devraldı; ve 2022 sonunda Cemal Reşit Rey’de gerçekleşen konserle beraber bizim de sahnede görme şansına eriştiğimiz kadro oluştu.
Thirteen‘e de Soft Machine klasik döneminden hayli farklılaşmış olan bu kadro imza atıyor. Ancak, bir yandan olabildiğince köklerine sadık kalan, diğer yandan da grubun genlerindeki yenilikçiliği sürdürmeyi başaran bu ekibi Soft Machine olmamakla etiketlemek kesinlikle haksızlık olur. Hem de böyle sapasağlam bir iş ortaya koymuşlarken.
Kadronun yanısıra başka ne gibi yeniliklerin albüme yansadığının peşinden gidecek olursak, aslında yolumuz progresif müziğe pek yabancı olmayan enstrümalara çıkıyor. Evet bildiniz Mellotron ve Hammond org 🙂 Üstelik Theo Travis tarafından bir Soft Machine albümünde ilk kez icra edilen Mellotron’a ait ilginç de bir detay var. Steven Wilson’dan ödünç aldığı enstrüman karşılığında Theo Travis, birlikte Ancestral gibi güzelliklere imza attığı müzisyenin 2025’te Londra Palladium’da verdiği konsere konuk olmuş. Konser belki izleyemedik ama bu alış verişten bizim de karlı çıktığımız kesin. Zira albümün ilk teklisi ve ağır toplarından Open Road‘a bu sayede sahip olduk. Parçanın bestesi de yukarıda bahsettiğim üzere artık iyiden iyiye gruptaki ağırlığını hissettirmiş durumda olan Travis’e ait.
Hammond org’sa 1975’teki Bundles’dan beri ilk kez kullanılmış ve bu melodilerin altındaysa Theo Travis ve John Etheridge’le daha önce de çalışmış olan Pete Whittaker’ın imzası var. Bu da bizi değişken yapına müzisyenin yaptığı katkıyı yadsıyamayacağımız albümün bize bir diğer büyük armağanı, 13 dakikalık müthiş epik The Longest Night‘a götürüyor. Parçanın bir diğer gücü de şüphesiz stüdyoda canlı doğaçlanmış uzun Etheridge solosu. Parçanın canlı icrası nasıl mümkün olacağını zaman gösterir ama albümün merkezine çok yakıştığı ortada.
Albümde grubun yeni elemanları Asaf Sirkis’in üç ve Freddy Baker’ın da bir parçası mevcut ve bunlar bu iki müzisyenin Soft Machine’e ilk katkıları olarak kayda geçti. Bunlardan özellikle adının hakkını verip gitar, bas gitar, saksafon ve davulun birbirine girdği kargaşadan bir güzellik çıkaran Baker bestesi Turmoil‘i ön plana çıkarabilirim. Albümün prodüksiyonu da dahil geriye kalan işin çoğunluğuysa Theo Travis’e ait.
Son parçaya da özellikle değinmek gerekir diye düşünüyorum. Soft Machine’in kurucularından olmasına karşın sadece bir demoya adını yazdırabilen Daevid Allen’a bir saygı niteliğindeki parça, bu önemli müzisyenle 2000’lerin başında Gong’ta bir araya gelen Theo Travis’in ortaya çıkardığı kullanılmamış bir kayıt üzerine yazılmış güzel bir ağıt. Böyle güçlü bir albüm sonrası yapmaları için bir sebep olmasa da, eğer Soft Machine bu albümle noktayı koyuyor olsaydı Daevid’s Special Cuppa başlangıca dönen mükemmel bir kapanış olurdu. Zaten bu kadro köklerine sadık bir şeklde müziğini icra ediyor dememiş miydik?
Albümün süresi biraz uzun, parça sayısı biraz fazla olsa da Thirteen konsepti içerisinde bu durum kabul edilebilir bir hal alıyor. O kadar da olur deyip, albümü rahatlıkla Soft Machine’in büyük albümleriyle yanyana getirebiliriz. E zaten numaratör de bu yüzden yeniden çalışmaya başlamış gibi 🙂
On üç sayısının uğursuzluğuna inananlardan değilseniz ve türe ilgi duyuyorsanız bu albümü mutlaka deneyimleyin. Bizim buralarda zaten yaygın bir inanç değil; ama öyleyseniz bile bence bir göz atın. Belki Thirteen’in gücü fikrinizi değiştirir.
- Open Road
- The Longest Night
- Turmoil
- Daevid’s Special Cuppa
- Open Road
- The Longest Night
- Turmoil
- Daevid’s Special Cuppa

