Paul Gilbert; rock star personalarını fazla ciddiye alan müzisyenlerin dünyasında, renkli kişiliğini ve mizah anlayışını müziğine yansıtmaktan geri durmamasıyla nam salmış bir gitar kahramanı. Yeni albümü WROC‘ta ise insanoğlunun günbegün yitirmekte olduğu bazı medeni değerleri hatırlatmayı kendine görev belleyerek, yeryüzünde belki de sadece onun altından kalkabileceği büyük bir sorumluluğu üstleniyor! On yıllık bir aradan sonra ilk defa vokal yaptığı bir solo albüm kaydeden Paul, George Washington’ın* “Rules of Civility and Decent Behaviour In Company and Conversation” adı altında listelediği âdâb-ı muaşeret kurallarını melodik şablonlara oturtarak, yaratıcılığını olabilecek en eğlenceli şekilde sınıyor.
70’li yılların sonlarında Eddie Van Halen’ın müzik sahnesine çıkışı ile beraber rock müzik tarihindeki önemli kırılma noktalarından biri yaşanmış; Jimi Hendrix’ten sonra ilk defa başka bir gitarist, elektro gitar icrasına yönelik kökten bir dönüşümün öncüsü olmuştu. Geleneksel blues lick’lerinin aynı yöntemlerle defalarca geri dönüşüme sokulup eskitilme noktasına geldiği bir dönemde hard rock’ın kalbine adrenalin iğnesi enjekte eden EVH; çok daha hızlı, cüretkâr ve agresif bir gitar disiplininin kapısını aralamıştı. Eddie’nin devrimsel yeniliklerini sıralamak gerekirse; whammy bar’ı ile adeta yabani bir kısrağı dizginlemeye çalışıyormuşçasına olan tavrı, harmonikleri kullanım tarzı ile daha önce gitardan hiç kimsenin çıkarmayı hayal bile edemeyeceği ve bu dünyaya ait değilmiş gibi tınlayan titreşimleri elde edişi ya da tapping tekniğini mükemmelleştirip imzası haline getirmiş olması akıllara ilk gelenler olacaktır. Ancak yarattığı en kıymetli etki; gitar çalmaya meraklı bir genç nesli, kendi içlerindeki en iyiyi ortaya çıkarmak adına motive etmesi ve küresel çapta bir rekabet ruhu yaratması olmuştu. Van Halen’ın debut albümü ile birlikte EVH kod adlı bomba gürültülü bir şekilde infilak etmiş ve şarapneller dört bir yana dağılmıştı!
1982’de Amerika’nın taşra vilayetlerinden birinde ikamet etmekte olan 15 yaşındaki Paul Gilbert, Shrapnel Records‘un sahibi Mike Varney’e bir demo kaydı ulaştırarak Guitar Player dergisinin genç yetenekler köşesinde kendisine yer bulmuş ve adını ilk defa duyurma şansı yakalamıştı. 80’ler shred kültürünün görünmez kahramanlarından olan “gitarist simsarı” Mike Varney’nin ilgisini çekmeyi başaran Paul, bu noktadan sonra bir nevi Varney’nin himayesine girmiş bulunuyordu. Bu birliktelik, onun zirveye doğru çıktığı yolculuğundaki önemli desteklerden biriydi. Çünkü Shrapnel Records; EVH enfekte, heyecanlı ve neo-klasik düzenlemelere kafa yoran çocukları yatak odalarından çıkarıp sahne ışıklarının altına yerleştirmek gibi devrimci bir vizyona sahipti. Müzik piyasasında kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Yngwie Malmsteen isimli bir genci İsveç’ten getirerek onu Los Angeles müzik piyasasına adapte eden, Jason Becker ve Marty Friedman’ı keşfetmekle kalmayıp bu ikiliyi Cacophony çatısı altında birleştiren; Vinnie Moore, Shawn Lane, Tony MacAlpine, Richie Kotzen, Greg Howe gibi isimleri bulup onlara ilk kontratlarını veren plak firması “Shrapnel Records”tan başkası değildi!
Çocukluk çağını atlattıktan sonra gitar eğitimi için Los Angeles’taki Guitar Institute of Technology isimli okula kayıt olan Paul, geleneksel heavy metal’in çılgın neo-klasik gitar soloları ile buluştuğu efsane grubu Racer X’i burada tanıştığı müzisyenlerle birlikte kurdu. Dönemin Shrapnel Records sound’unu başarıyla yansıtan albümleri ve izleyenlerin ağızlarını açık bırakan sahne performansları ile lokal seviyede başarı yakalamış olan Racer X, Paul Gilbert’ın önlenemeyecek yükselişinin de habercisi gibiydi. Ucunda pena takılı olan matkap ile gitarını taradığı enerjik bar konserlerinin sabahında okulun yolunu tutan Paul’ün çalışkanlığından ve tutkusundan çok etkilenen okul yönetimi, onu öğrencilikten azat ederek doğrudan eğitimci kadrosuna bile dahil etmişti! Kısa süre içerisinde kazanmış olduğu deneyimler neticesinde artık daha geniş kalabalıklarca tanınan bir müzisyen olabilecek olgunluğa erişmiş ve kariyerinin bir sonraki aşaması için hazır hale gelmişti…
Mr. Big, her biri kendi alanında üst düzey müzisyenlerden müteşekkil bir “süper grup” projesi olarak hayata geçti. Paul Gilbert ve Billy Sheehan’ın bir araya gelerek yarattıkları kolektif virtüöziteyi, melodik yönü kuvvetli bir hard rock anlayışı ortaya koymak için kullanan grup; 90’lı yılların başlarında, müzik endüstrisinin grunge eksenine oturduğu dönemi az hasarla atlatabilmiş, hatta Billboard listesinin tepesine bir ballad yerleştirmeyi bile başarmıştı. Bu aşamadan sonra rüştünü iyiden iyiye ispat eden Paul; kendi adına üretilmiş signature gitar modellerine sahip olan, video eğitim kasetleri ile ise gitarist adaylarının nezdinde referans alınan bir müzisyen olarak şöhret şarabını tatmıştı. Kariyerinin her döneminde ilgiyi kendi üstünde toplayan işlere imza atmış olan bu şeytan tüylü adam, günümüzde hâlâ çocuksu bir hevesle çalıp üretmeye devam ediyor!
WROC, Paul Gilbert’ın vokal kullandığı diğer solo albümlerine benzer şekilde; dinleyici özelinde kolay erişilebilirlik sağlayan, pop ve punk rock akor dizilimlerinin bolca kullanıldığı bestelerden oluşan bir çalışma. 70’ler pop müziğine duyduğu hayranlığı her fırsatta dile getiren Paul; o dönem hit parçalarının sahip olduğu lezzetli ton değişimlerini ve akılda kalıcı nakarat melodilerini bu albümde de bolca kullanmış.
Albümün müzikal tonu, George Washington’ın Fransız kültüründen araklayarak kaleme aldığı bir dizi görgü kuralındaki cümlelerin kulakta yaratmış olduğu ritim ve ahenk üzerinden belirlenmiş. “Gitarı konuşturan adam” benzetmesi kullanmaktan haz etmediğim oldukça klişe bir tabir. Ancak Paul’ün sözlerdeki frekansı birebir yakalayarak gitar klavyesine adapte edebilme yeteneğinin WROC‘ta da en fiyakalı haliyle kendisini göstermiş olduğunu söylemeliyim. Paul’ün bu alandaki üstün maharetinin daha iyi anlaşılması adına 2023 çıkışlı “The Dio Album”üne de göz atılabilir. Ronnie James Dio gibi agresif ve operatik bir heavy metal tanrısının vokal aralıklarını enstrümantal olarak taklit edebilmek de zaten ancak Paul gibi muazzam nota hassasiyetine ve müzik teorisi bilgisine sahip bir gitaristin kotarabileceği cinstendir.
WROC, Paul Gilbert ve ona eşlik eden müzisyenlerin aynı anda stüdyoya girerek canlı kaydettikleri bir albüm (yalnızca vokaller sonradan eklenmiş). Her enstrümanın defalarca tekrar alınıp en çok içe sinen halinin kullanılması yoluna gidilmemesi ya da overdub’larla bir stüdyo illüzyonu yaratmaktan kaçınılmış olması, albüme çok daha sahici bir karakter kazandırmış. Albümün genel karakterine katkı sağlayan bir diğer unsur ise farklı müzikal disiplinler arası geçişleri ve tempo değişikliklerini kusursuz şekilde yönetebilen davulcu Nick D’Virgilio’nun varlığı. İkilinin Mr. Big’in son zamanlarından kalma ahbaplıklarının bu albüme taşınmasının çok isabetli bir karar olduğunu düşünüyorum.
Albümde kendi adıma ön plana çıkardığım üç parçadan ilki; açılışı yapan Keep Your Feet Firm and Even (Ayaklarını yere sıkı ve dengeli şekilde bas). Bu şarkı, rock müzik konserlerinin meşhur sonlandırma yöntemi olan, her bir müzisyenin kendi enstrümanlarından yüksek desibelde sesler çıkararak enerjiyi tırmandırdıkları ve yine aynı anda birlikte sonlandırdıkları “trash can ending”e benzer bir şekilde başlıyor. Canlı performans yöntemiyle kaydedilmiş bir albüm olma kimliğini pekiştirmesi açısından çok yerinde bir kullanım. Paul’ün gitara merak salmadan evvel, bir rock vokalisti olmayı arzuladığı biliniyor. Her ne kadar bu hayalini tam olarak gerçekleştirememiş olsa da mikrofonun başına geçtiği zamanlarda şarkı söylemekten ne kadar keyif aldığını rahatlıkla hissedebilirsiniz. Özellikle bu şarkının nakarat kısmında Nick D’Virgilio ile oluşturdukları harmoni dinleyiciyi şarkıya eşlik etmeye teşvik ediyor. Solo kısmında ise ana nakarat melodisinin, kuvvetli bend çekişleri ve whammy bar kullanımı ile çalındığı yerlere bayılıyorum. Ama bacaklarımı nasıl konumlandıracağım konusunda George Washington’ın fikirlerine çok ihtiyacım olmadığı için bu nezaket kuralını es geçmek durumundayım!
Go Not Thither’da bahsedilen; hoş karşılanmayacağımız yerlere gitmememizi ve yürürken kibirli bir eda takınmamamızı öğütleyen nezaket kuralları ise canı gönülden destekleyeceğim türden! Paul’ün cephanesinde bulunan ve solo albümlerinde kullanmaktan hiç çekinmediği modern punk rock dinamizmi, bu şarkının ana iskeletini oluşturuyor. Bluesy motifli geçişleri ve solosu ise genel bağlamda hedeflenen muzip havayı destekliyor.
Speak Not Evil of the Absent‘ta, Mr. Big’e özgü telaşlı ritim yürüyüşleri ve 70’ler glitter rock’ının coşkulu tavrı yoğun şekilde kulağa çalınıyor. Şarkıda, bas gitarist Timmer Blakely’nin bir nevi Billy Sheehan’ı oynaması ve Paul’ün albümdeki wingman’i pozisyonunda olan Doug Rappoport’ın tekrar ettiği keyifli fingerstyle kalıp; bu albümün tek kişilik gösteri olmaktan çok grup müziği atmosferinin ön planda tutulduğu bir iş olduğunun kanıtı niteliğinde.
Paul Gilbert; isminin önüne “virtüöz” sıfatı eklenen diğer gitaristlerden farklı olarak, dinleyicisiyle bağlantı kurarken dramaya veya uhrevî rollenmelere ihtiyaç duymadan sadece kendisi olabilen bir müzisyen. WROC ise Paul’ün kendisine inşa etmiş olduğu eğlenceli solo kariyerinde işlediği en absürt temalardan birine sahip olmasına rağmen rock and roll’un cazibesini aktarmada noksanlığı olmayan şahane bir albüm!
* Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu lideri. Tarihi kaynaklara göre, hayatı boyunca 670 civarında köleye sahip olduğu biliniyor.
- Keep Your Feet Firm and Even
- Go Not Thither
- Speak Not Evil Of The Absent
- Keep Your Feet Firm and Even
- Go Not Thither
- Speak Not Evil Of The Absent

