Skip to content

Rivayet olunur ki evvel zaman içinde bir kahramanlık hikâyesi anlatılırmış ve bu hikâye müziğin içinde şekil bulacakmış. 2001 yılında dünyanın nezih coğrafyalarından Tunus’ta heyecanlı bir kıvılcımla başlayan ve bunu tüm dünyaya yaymayı başaracak bir hikâye yazıldı. Gitarist Malek Ben Arbia, baterist Saif Louhibi, basist Anis Jouini ve klavyede Elyes Bouchoucha daha gencecik zamanlarında progresif power metal denemeleri yaparak X-Tazy adıyla bir araya geldiklerinde büyük progresif grupların cover’larını yaparken kendilerini de geleceğe hazırlamakta olduklarının belki de farkında değillerdi. Ve böyle başladı çöl müziğinin hikâyesi…

2005’e gelindiğinde grup, kendi bestelerine yoğunlaşmaya ve sound’unu şekillendirmeye başladı. En kritik adım, Arap–Kuzey Afrika melodilerini Batı progresif metaliyle harmanlama kararıydı. Bu bağlamda oryantal makam temelli melodik yapısını müziklerinin iskeletine yerleştirdiler. Kemane, darbuka, bendir, ney gibi yerel enstrümanları melodik klavye ve yaylıları düzenlemelere entegre ettiler ve Arap müziğinin duygusal tatlarını progresif metalin teknik yapısıyla birleştirdiler. Ancak en önemlisi bunu aktarabilecek bir frontman’di. 2007 yılında vokalde Zaher Zorgati’nin gruba katılmasıyla oryantal metalin öncülerinden olacak Myrath yepyeni kimliği ile doğmuş oldu.

2007 yılında Hope ve 2010 yılında da Desert Call ile tam olarak ortaya koymak istedikleri müzikle olgunlaşmaya başlayan Myrath, 2011 yılında davulcu değişikliğine gitti ve Morgan Berthet gruba katılmış oldu. Ardından çıkan Tales of Sand albümü ile oryantal metali tüm dünyaya tanıtıp dinletmeyi başardı. Özellikle Tales of Sand ve Merciless Times gibi şarkılar ciddi bir başarı yakaladı. Bu yükseliş grubun prodüksiyon seviyesinin de gelişmesi ve Arap müziğini Batılı bir tarz ile çok daha geniş kitlelere yaymak adına ciddi adımlar atılmasını sağladı. Dansözlü konserleri, doğu-batı füzyonu müzikleri ve müzikal çeşitliliği ile başarılı işlere imza attılar.

Legacy albümü bunun en büyük örneklerinden birisi diyebilirim. Sıcak çöllerde geçen epik kahramanlık hikâyeler ile senaryolaştırılan klipler yanında müziğin Orta Doğu ezgilerinden kopmaksızın Batılılaşması da tamamlanmıştı. Believer şarkısının klibinde kahramanımız Zaher’in zamanın kumlarında başlayan yolculuğunun sonraki albümde Dance şarkısı ile devam ettirilmesi kesinlikle dikkat çekici ve keyifli bir detaydı. Kaldı ki 2019 yılında çıkan Shehili albümü grubun geldiği noktayı gösteren son derece keyifli bir albümdü. Aynı yıl Kartaca’da verilen konseri de unutmak mümkün değil.

2020 sonrası grup elemanlarında birtakım değişiklikler yaşansa da en büyük değişim klavyeyi Kévin Codfert’in devralması oldu. 2024 yılında çıkan Karma albümü tabiri caizse daha Batılı ve daha progresif bir albüm olarak evrilen Myrath müziğinin bir göstergesi niteliğindeydi. Ancak bu albümden geçiş sürecinin getirdiği eksikler ya da Myrath müziğine olan alışkanlıkların değişiminin zorluğundan olacak, bu albümden diğer albümler kadar memnun kalamadım. Aynı sene Türkiye’de verdikleri konserde metalcilerin nasıl göbek atabildiğine şahit olduk.

Ve zamanın kumları ile uğraşmayı bırakıp günümüze geldiğimizde bambaşka bir kahramanlık hikâyesi yazıldığını görüyoruz. Karma albümü ile atılan tohumlar meyvelerini Wilderness of Mirrors ile vermeye başlayacaktı. Belki de Karma albümünde tam anlamıyla başaramadıklarını başardıkları bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Masalsı doğu melodilerinin dengeli orkestral aktarımı şarkılarda film müziği etkisi bırakıyor. İcra ettikleri müziği pop müziğe yakın nakaratlarla modernize ederken akılda kalıcı melodileriyle eski tarzlarının doğru biçimde evrimleştiğini de gösteriyorlar. Malek’in keskin ve progresif riff’leri ve can alıcı soloları azalmış ancak senfonik aktarım ile genel anlamda güçlendirilmiş. Oryantal tarza uygun şekilde iyi yazılmış davullar ise grubun en dikkat çeken yönlerinden. Zaher Zorgati ise ne kadar iyi bir ses olduğunu bu albümde de son tınıya kadar hissettirmiş. Yeri geldiğinde nağmeli vokaller ile scream’ler iç içe geçmiş. Dramatik olduğu kadar sert geçişlere de zorlanmadan uyum sağlayan olgun bir vokal olarak Myrath müziğinin en önemli öğesi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca albümde bol bol kullanılan korolar da albüme farklı bir tat katmakta. Orkestrasyonun baskın olması ve ciddi bir yenilik olmaması yönündeki eleştirileri duyuyor olsam da bence modern Myrath bu albüm ile kurulmuş oldu. Grup çok uzun süredir aynı müziği icra ederken neden şimdi tekdüze olarak nitelendiriliyor, açıkçası pek anlam veremiyorum.

Gelelim albümün şarkılarına:

Funeral; Myrath için doğu ezgileri zaten vazgeçilmezdir ama adeta Afrika’nın savanalarında başlayan bir intro ardından doğu-batı sentezinin bir ürünü olan şarkı, yüksek enerjisi ile bol enstrümanlı, korolarla güçlendirilmiş, Zaher’in şovuna başladığı harika vokalleriyle açılışı yapıyor. Özellikle basit ama müzikal zevki taşıyan bas pasajları şarkıya çok güzel renk katmış.

Until the End; “Amaranthe’den” Elize Ryd ile birlikte yapılan şarkı karşılıklı bir diyalog gibi ilerliyor. İlk çıkan tekli olan Until the End albüm için farklı bir deneyim sunuyor.

Breathing Near the Roar; normal tempolu bir geçiş şarkısı diyebiliriz. Koro pasajları ve Zaher’in performansı şarkıyı bir üst seviyeye çıkarmaya yetiyor. “Kuzey Afrika’da bir dünya kupası yapılsaydı kesinlikle şarkısı Breathing Near the Roar olurdu” diye düşündüren şarkıdır.

Les Enfants du Soleil; “Güneşin çocukları” metaforu ile umut, miras ve aidiyetin anlatıldığı şarkı, çocuk korosu ile başlayıp progresif akış ile devam ederek epik bir nakarata bağlanıyor. Yüksek enerjisine rağmen dramatik bir yönü olan duygu yüklü bir şarkı. Şarkı sonundaki gitar solo ile yaşanan duygusal salınım ve ardından Zaher’in performansı birbirlerine çok yakışmış.

Still the Dawn Will Come; Albümde en sevdiğim şarkılardan biri. 9/8’lik ritimlerle başlayan şarkı zarif akustik dokularla işlenerek progresifliği ve oryantal tarzı ilmek ilmek işlemiş. Harika bir nakarat ve inanılmaz iyi vokaller ile istemsizce bir ürperme yaratıyor. Davulların da ne kadar iyi yazıldığını ayrıca belirtmek istiyorum. Ufak growl dokunuşlar da ayrıca dikkat çekiyor ki bu Myrath müziğinde pek rastlanır bir durum değildir.

The Clown; Maskeler, ironiler, yüzleşmeler… Palyaçonun ardındaki gerçek çıkarsa ne olur? Bu parça sahte ışığın altındaki karanlıkla yüzleşmeyi konu alıyor. Orkestral yönü ağır basan, yükselen enerjiyi düşürmeden devam ettiren, yine harika yazılmış nakaratıyla dikkat çeken ve bir başka Zaher şovuna sahip bir şarkı…

Soul of My Soul; Zaher’in performansını ne kadar övsem azdır. Albüm insanı kesinlikle yormuyor ama bir mola vermekte fayda var. Soul of My Soul duygu yüklü bir soluklanma yeri ancak dinlenmekten çok vokal performansı nedeniyle şaşkınlık ve hayranlık ile şarkıyı tamamlıyoruz.

Edge of the Night; Bu şarkı yazılırken çok eğlenildiğini söyleyebilirim ama kanıtlayamam. Duygusal geçiş sonrası aşırı eğlenceli synth melodiler ve yine enerjik patlamalarla dolu eğlenceli bir şarkı.

Echoes of the Fallen; progresif yönü ağır basan ve sağlam bir gitar riff’i ile başlayan şarkı, albümde tasarlanmış geçişlere uygun şekilde ilerliyor ve kesinlikle sıkmıyor. Orkestral geçişlerle bezenmiş nakaratlarla bir başka keyifli şarkı diyebilirim. Gitar sololarının ön planda olması şarkıya ayrı bir keyif katıyor.

Through the Seasons; Albümde en beğendiğim şarkı. Sıcak çöl müziğinin yoğun ve melankolik dokusuyla başlayıp ansızın göbek atma moduna bağlayıveriyoruz. Enerjik olduğu kadar duygusal bir şarkı. Darbukalarla, kemanlarla zenginleştirilmiş ve akıllara kazınan nakaratıyla dilinize yapışacak cinsten iyi melodilerle bezenmiş bir şarkı. Ufak growl dokunuşlarını ise aşırı beğendim. Olur da bu şarkıya bir klip çekerlerse –ki mutlaka çekilmeli– ikinci nakarattan sonra gelen breakdown ile gitar solo kısmında bir dansöz izlemezsek çok üzülürüm. Şarkı sonu da başında olduğu gibi üflemelilerin tatlı dokunuşuyla bitiyor ve böylece albüm kapanıyor.

Karma albümünü beğenmemiştim ancak bu albümü başarılı buldum. Oryantal müzikle bir derdi olmayan metal seven yahut sevmeyen herkesi içine çekecek yapıda. Kaldı ki gerçek anlamda grubun en Batılı hâlini bu albümde görüyoruz diyebilirim. Şahsen beğendim. Doğru prodüksiyonlarla ve hikâye anlatımlı klipleriyle Myrath olgunluk dönemini en iyi şekilde geçiriyor gibi duruyor. 04.04.2026 (yani bu yazının yayınlandığı gün :)) İstanbul konserinde de performanslarını izleyeceğiz. Yeni albüm çıkalı bir hafta oldu ancak hemen ardından konseri izlemek büyük bir şans oldu. Kendi coğrafyasının kültürünü böyle sentezlerle yaymayı başarmış gruplara saygım sonsuz. Hem kültürel hem de müzikal bir başarının hikâyesi bu. Hem de en metal hâliyle. Coğrafyaların en derini, hikâyesi ve folkloru en geniş ülkelerden biri olan Türkiye’de ise metal müzik adına aynı başarıyı yakalayabildiğimizi söyleyemem. Eh, nihayetinde gökten üç elma düşmüş… yuvarlanmış ve herkes kendi payına düşen kadarını almış…

8.5
  • Les Enfants du Soleil
  • Still the Dawn Will Come
  • Through the Seasons
8.5
  • Les Enfants du Soleil
  • Still the Dawn Will Come
  • Through the Seasons