Bazı anlara eşlik eden müzisyenleri biz seçmeyiz; sanki onlar, tam zamanı geldiğinde bizi bulur. Almanya’ya taşınma hazırlıklarıyla dolu o karmaşık dönemimde yayımlanan Jerry Cantrell’ın I Want Blood albümüne kapılmam da tam olarak böyle oldu. O günlerde başlayıp taşındıktan sonra devam eden; dilini bilmediğim bir ülkede sokakları keşfederken, tren yolculuklarında dalıp giderken hep yanımdaydı. Hayatımın o geçiş dönemine eşlik eden görünmez bir yol arkadaşıydı.
Kendisinin bugün 60. yaşını kutluyor olması, bu satırları yazarken duygularımı ne kadar doğru ve derin ifade edebileceğim konusunda beni ister istemez tedirgin ediyor. Son 15 ayda yaşadığım Almanya macerası boyunca çoğunlukla solo albümlerini (özellikle Degradation Trip ve I Want Blood) sayısız kez dinledim. Yaratıcısı olduğu müziğin benim için hayatımın bir soundtrack’i hâline gelmesi, Almanya’nın kapalı ve gri havasında kendisini dinletmesi, şarkıları ve sözleri üzerine uzun uzun düşündürmesi ve 35 yaşımda başladığım bu macerada Jerry Cantrell müziğinin hep kulağımda olması benim için hiçbir zaman sıradan bir deneyim olmadı.
Jerry Cantrell Avrupa turnesini duyurduğunda kiminle ve nasıl ulaşacağımı düşünmeden Hamburg konserine iki bilet aldım. Haziran’a daha aylar vardı ancak gitme konusunda en ufak bir şüphem yoktu. Daha sonra plan netleşti ve Londra’dan gelen arkadaşımla konsere gitmeye karar verdik.
Hamburg treninde heyecanım tavan yapmış bir hâlde yolculuk ederken hem uzun zaman aradan sonra göreceğim dostumu hem de konseri düşünerek 26 Haziran günü Hamburg’a ulaştım. Konsere gideceğim dostumla buluştuktan sonra yaklaşık 1000 kişilik Gruenspan adındaki mekâna vardık. Bizi konsere hazırlama görevini Hamburg’lu hard rock grubu Velvet Rush üstlendi.
Saat 9 civarında sahneye Jerry Cantrell’ın çıkmasıyla büyülü diyebileceğim iki saatlik serüven resmen başlamış oldu. Psychotic Break ile açılışı yapan müzisyen, hemen ardından Alice in Chains’in efsanevi parçası Them Bones ile izleyiciyi tamamen etkisi altına aldı. Geçmiş solo albümlerinden ve son albümü I Want Blood’dan seçmeler sunan Cantrell, hem gitarıyla hem de vokaliyle sahnede devleşti.
Her şarkıda kendine has tınıları ve karakteristik gitar riff’leriyle hayran bırakan Cantrell, sahne hâkimiyeti ve enerjisiyle izleyiciyi kelimenin tam anlamıyla büyüledi. Alice in Chains’ten toplam 6 şarkı çalan Cantrell hem geçmişle hem de güncel albümlerine dair güçlü bir bağ kurdu. Seyircinin coşkusu her şarkıda artarken, özellikle Man in the Box, It Ain’t Like That gibi şarkılarda bütün seyirciler bir ağızdan eşlik etti.
İki saatlik bu muhteşem yolculuk, Jerry Cantrell’ın hem bir müzisyen olarak ustalığını hem de sahnedeki karizmasını tüm ihtişamıyla sergilemesiyle sona erdi. Gecenin sonunda herkesin yüzünde hayranlık ve tatmin dolu bir gülümseme vardı; bu performans kesinlikle uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir konser olarak kaydedildi.
Doğum günün kutlu olsun Jerry Cantrell, yolumuzu aydınlattığın ve ruhumuza kattıkların için sana minnettarız.
Ses için yollara düşenlere ve gürültüde kendini bulanlara selam olsun!

