Kült futbolcular için kullanılan o klişeyi en az bir kez işitmişsinizdir: “Form geçici, klas kalıcıdır.“
Bu basmakalıbın türetildiği dönemlerde değiliz artık; bilgi ağlarının soluk mavi gezegenimizin her bir zerresine nüfuz etmesiyle bir insanın öğrenme eğrisindeki tırmanışı pekâlâ süratlendi. Hal böyle olunca gençken yaptığınız çalışmalara sırtınızı yaslayıp “Form geçici, klas kalıcı” diye yaftalamanın manası yok. Zamanında sahneleri kasıp kavuran bir rock star olabilirsiniz; bugün yan gelip yatıyorsanız, sizin yerinizi doldurmaya talip yüzlerce grup var.
Evinizde kuracağınız mütevazı bir stüdyo ile bile adınızı okyanus ötesine taşıyabilirsiniz; Do-It-Yourself kavramını günbegün daha sık işitir olduk.
Homo sapiens’in zamanında duvara taşa kazıyarak bilgi paylaştığı dönemi unutup internette ivedilikle fikrini paylaşmasına adaptasyonu çok mu hızlı oldu diye soruyorum kendime bazen. Ama fena da olmadı, lakin sizi bilmem ama ben Çilekeş’in milattan öncesinden kalma kaydını dinleyerek ömrümü tüketemem mesela. Bilfiil yeni üretimlere ulaşabilmek, eski işlerini parlatıp tekrar rafa dizen ihtiyarları alkışlarla yazlık evlerine temelli yerleşmeye uğurlamamıza da olanak sağlıyor.
Tabii sadece yenilere kulak kabartmıyoruz, bir de geçmişten günümüze dek köprü olan kıymetli insanlar var. Ayaklı pikaplar adeta!
Yıllardır aynı dükkânda, bir gün bile aksatmaksızın çalışıp geçinen emekçi mahalle esnafınız gibi. Böyle anlatınca da her sabah kahvaltıcı dükkânını açan 95 yaşındaki Eşref Amca akıllara geliyor… Ama konumuz progresif rock tabii!
İşin özünün yatlar katlar değil, bu müziğe olan sonsuz tutkunun ve çalışma azminin olduğunun farkında onlar. 7/24 kulağımda çalmıyorlar belki ama onların kıyamet kopsa bile her yıl albüm çıkarma serilerini bozmayacağına eminim.
Motorpsycho bu yılı da es geçmedi!
Yaren Leylek’i her sene bekleyen Adem Amca gibi biz de Motorpsycho’nun albümüne bu sene de kavuştuk! Biz hayranlarını kendilerinden mahrum bırakmadıkları için minnettarız.
İşleyen demir paslanmaz. Özverili Norveç prog sahnesinden harika işler dinliyoruz. Bana göre İskandinavya sahnesinin önde gelen isimlerinden biri değil. Fakat disiplinleri nedeniyle kayırmadan edemediklerimden biri…
1989’da kurulan grubun kadrosunda elbette gelip gidenler oldu. Grubun müzik aklını oluşturan Bent Sæther ve Hans Magnus “Snah” Ryan ise daima stüdyodaydı. 90’larda filizlenmiş bir oluşum olmasına rağmen bugüne hâlen hitap ediyor. Bunu yaparken, “trendi yakalayalım” gibi bir gayesi yok. Nitekim, kendilerinden böyle bir beklentim de yok. Her albümde yakaladıkları tını tam kararında.
Üçüncü biradan sonra gece 12 sularında ıslak hamburger isteyen bünye böyle organik kayıtları da arzuluyor. Mastering’i az, distorsiyonu ve overdrive’ı bol olsun abi!” diye yalvarsak da maalesef gitar tonunu bu kadar doğal duyduğumuz kayıtlar az kaldı artık.
Iron Maiden’in mastering yapılmadan stüdyodan seyircisine ulaştırdığı albümü A Matter of Life and Death gibi… Yeni müzik teknolojilerinin randımanlı kullanıldığı işlere zihnimiz açık olsa da bunları hâlen arıyoruz.
Motorpsycho’nun her riffinde eski bir rock bara ışınlanıyorum. Bu albüm de ilk vuruşta beni peşinde sürükledi. Bunu yapamadıkları bir albüm mü var diskografilerinde? Norveçli progressive/psychedelic rock grubunun zirvesi tartışılır ama dibinin çok alçak olmadığı aşikâr.
Vintage çizgi roman karelerinden bir kupleyi kapağında sunuyor Motorpsycho. Teklilerin kapağında başladıkları seriyi albüm kapağında taçlandırmışlar. Johan Harstad’ın kaleminden çıkan bu eser, pastel tonlarıyla sempatimi kazanıyor. Sanatçının grupla ilk işbirliği de değil!
Kapağına göre albümü yargılamayacağım elbette. Biraz içeriğe de göz atalım!
Hans Magnus Ryan ve Reine Fiske gitarda harikalar yaratıyor. Davulda bir kez daha Olaf Olsen’e emanet bagetler. Bent Sæther bas gitar ve vokallerde yer alıyor.
Başlangıçta Fanny Again, Or parçasında bugüne dek türevlerini çokça işittiğimiz bir blues riff ile açılış yapıyorlar. Albümün açılışına çok yakıştırdım girizgâh yapan gitar cümlesini. Nakarata dek riff’i pes tonlarında tekrar ederken davul soloya dek doludizgin taşımış. Averaj bir riff ile tıkanıp kalmayan şarkıda solo ile fark yaratmışlar. Solonun bitişinde iki gitarın atışmasıysa, bu müziği neden çok sevdiğimizi hatırlatıyor. Başta ortalama bir rock şarkısı gözükse de, atılan ufak tefek fırça darbeleriyle Motorpsycho’nun kendi dünyasını resmettiği muzip bir eser ortaya çıkmış.
Ha keza The Great Stash Robbery de harika enstrümantal sekanslarıyla öne çıkıyor. İlk şarkıya göre daha uzun soluklu bir çalışma. İki muhteşem soloyu da outrodaki jamming ile – progressive rock müziğin şanındandır – taçlandırmışlar.
TSMcR yavaş başlayıp sonradan hızlanan bir şarkı. Pekâlâ yavaş tempolu bir gitar cümlesiyle açılan şarkıda işler solo ile birlikte, davulun arka planda coşmasıyla kızışıyor. Solonun ardından 2.20’de başlayan gitar cümlesi şarkıda kırılma noktası. Tam da şarkı kabak tadı vermişken, imdadımıza yetişiyor. Albüm boyu inşa edilen bilimkurgu evreninde baş karakterimizin başı belaya girmiş gibi hissettiriyor. Gitar melodisiyle beraber bir kovalamaca başlıyor, ta ki sıradaki parçaya dek!
The Hornet ile yüksek tempolu süren albümde bir durulma oluyor. Önceki şarkıda nefes nefese kalmıştık, şimdi bir durup soluklanıyoruz. Vokalin kim olduğunu tanımasanız bile, İskandinavya’nın progresif rock sahnesinden olduğunu anlamak zor değil. İşleri kızıştırmak için acelesi olmayan, yılların birikiminin verdiği olgunlukla yapılan bir eser.
Albüme adını veren The Gaia II Space Corps, grubun saykedelik rock kaslarını bir kez daha çalıştırdığı bir iş. Introsundaki melodi ve gitarın tonu ile kemerlerimi bağladım, Houston’ın kalkış emrini bekledim. Özellikle TSMcR parçasında hissedilen bilimkurgu ambiyansının bir devamı niteliğinde. Arka plandaki ses efektleri ile retro bilimkurgu evrenine hapsoluyorsunuz.

In the year 2492, we reached the stars
La Pinta, first of three, jumped from just past Mars
Sözleriyle başlayan hikâyede insanlığın yeni bir gezegen kolonisine doğru yolculuğu ve bu keşif sürecindeki bilinmezlikler anlatılıyor.
The Oracle keyifli akustik sekansıyla The Pineapple Thief’i andırıyor. Bir önceki şarkıdaki hikâye anlatımı ile kompakt değerlendirmek lazım; tek başına dinlendiğinde anlam ifade eden bir parça değil.
Lezzetli ve doyurucu menünün sonunda tatlı servisi olmazsa olmaz! Albüm bizi neşeli bir cover ile uğurluyor. Dick Wagner’den Black As Night yorumuyla yüzümüzde tatlı bir gülümsemeyle veda ediyoruz.
Albüm boyunca hem şarkıları hem kendilerini hem de türdaşlarının emsallerini tekrar etmeden özgün ve rafine bir yapıt ortaya koymuşlar.
Geçen seneki muazzam albümleri Motorpsycho gibi, bu albüm de progresif ve saykodelik rock hudutlarında tavaf ediyor. Geçmişte farklı müziklerin şemalarını kullanmayı denemiş bir grup olsa da, bu albümde bir füzyon mutfağı yaratmalarını beklemek abes olurdu. “Her zamankinden” taze bir servis!
Beklentinizi doğru ayarlayarak dinlemeniz lazım. Bir başyapıt beklemeyin, fakat herhangi bir şarkının sıkıcı olmadığına emin olun. Tavanı yüksek olmadığı gibi, tabanı düşük değil.
Yıl 2026. Adem Amca, Yaren Leylek’e her sene olduğu gibi bu yıl da kavuşur. ABD Ortadoğu’ya barış getirir (!). Motorpsycho yeni albüm yayınlar.
- Fanny Again, Or
- The Gaia ll Space Corps
- Fanny Again, Or
- The Gaia ll Space Corps


