Skip to content

2004 yılında Stockholm’ün soğuk bir mevsiminde eski Opeth davulcusu Martin Lopez, geçirdiği sessiz ve sakin bir dönemden sonra kendini daha derin, içsel ve duygusal bir projenin düşünceleriyle boğuşurken buldu ve Soen fikri doğmuş oldu. Kafasındaki müzikal yoğunluğu yönlendireceği bir ekibe ihtiyacı vardı ve Lopez ilk olarak Steve DiGiorgio’nun (Testament, Death) kapısını çaldı. İkili uzun zamandır ortak bir projede yer almanın hayalini kuruyordu. Ardından yapılan müziğin hissiyatını en doğru şekilde aktarabilecek bir vokal arayışına geçildi. Aranan kan, amaçlanan müzik için biçilmiş kaftan olarak görülen Joel Ekelöf ile bulunmuş oldu. Kim Platbarzdis’in gitarları devralmasıyla da çekirdek kadro oluştu. Sonrasında değişen çok isim olsa da kemik kadro bu dörtlüyle start aldı.

Grubun diğer progresif metal gruplarından farklı yönü, fazlasıyla teknik, gösterişten ziyade duygusal yoğunluk ve melodilere bezenmiş bir müzik ortaya koyması oldu. Uzun bir inşa süresinden sonra grup 2010 yılında resmi olarak kuruldu. 2012’de ise Cognitive albümü ile duygusal yoğunluğu yüksek, yaratıcı ve akılda kalıcı melodilerle bezenmiş yepyeni bir müzik dinlemeye başlamış olduk. Ardından gelen Tellurian (2014) ile bir bakıma grubun gelişim süreci tamamlanmış oldu. Sonrasında Lykaia (2017) ve Lotus (2019) gibi harika albümlere imza attılar ki bu albümler de grubun kimliğinin ve karakterinin oturduğu albümler oldu. Ardından Imperial (2021) ve Memorial (2023) albümleri ile daha sade bir yol izlendi. Ve 2026 yılına geldiğimizde bu iki albüm ile sıkı bir devam albümü niteliğinde ve Imperial-Memorial ikilisiyle bir bütünü oluşturduğunu ifade ettikleri Reliance albümü yayınlandı. Bu albümler, kimilerine göre grubun modern dönemi olarak nitelense de şahsen modern döneme ayak uydurmaya çalıştıkları bir dönem olarak görüyorum.

Soen’in bir şekilde herkesin dinleyebileceği bir müzik icra etmesi ve bunu dikenli deri kıyafetler yerine tabiri caizse daha efendi bir tarz ile sergilemesi ve bir şekilde insanların yüreğine dokunan şarkılar yapmaları kısa sürede ciddi bir kitleye sahip olmasını sağladı. Progresif yönlerini ikinci plana atmadan sadelik maksadıyla yaptıkları müzik ve bazı ikonik şarkıları ile metal müziği sevenlerle birlikte hazzetmeyenlerin bile ilgisini çekti.

Yukarıda anlattığım açılardan bakıldığında her şey harika ilerlemiş gibi görünüyor ancak aksi düşünceler de oldukça yaygın. İkişer sene aralıklarla çıkan albümlerin grubun yaratıcılığını kısıtlayıp birbirinin benzeri olan şarkılar ortaya konmasına neden olduğunu düşünenlerin sayısı gün geçtikçe daha da artmakta. Lotus albümü sonrası ciddi beklentiye giren dinleyici, Reliance dahil son üç albümde birbirini tekrar eden şarkı ve melodileri görmekten öteye geçemedi. Müzik ve prodüksiyon gayet başarılı olsa da yaratıcılığın gitgide düştüğü düşüncesi yaygınlaşıyor. Soen müziğini dinlendirici ve huzur verici bulan ve müzikte melodinin çok önemli olduğuna inanan birisi olarak bu müziği sevdiğimi söylemek istiyorum. Lakin son albümlerde ciddi anlamda “hangi şarkı hangi albümdeydi” diye karıştırır oldum çünkü hepsi birbirine fazlasıyla benziyor. Klişeleşmiş Soen şarkı yazım düzeninin dışına çıkan çok az şarkı var. Ne yazık ki çok sevdiğim bu grubun metal müzik dünyasına tutunma çabasının ötesine geçmeyen albümler yapmaya başlaması beni üzüyor. Neyse ki ilk albümlerin güzelliği zamana meydan okumaya devam ediyor.

Gelelim Reliance albümüne. Albüm bir tık daha sert bir mizaca bürünmüş şarkılardan oluşuyor. Ekelöf’ü daha sık yüksek tonlarda scream’e yakın vokallerle dinliyoruz. Vurgun misali melodik düşüşler ile sert riffler ve tadında klavyelere eklenen akılda kalıcı nakaratlar; grubun yapmak istediği müziği belki de aynı şekilde ortaya koyuyor. Primal ve ardından gelen Mercenary, yüksek enerji ile başlayıp katmanlı bir şekilde melodik geçişler dinleten agresif şarkılar. Albümün açılışı için güzel seçimler olduğunu düşünüyorum. Sonrasında şahsen sevdiğim Soen tarzına benzer bir şarkı olarak gördüğüm Discordia geliyor. Klavyenin sunduğu sıcacık atmosferin coşkulu yüksek riffler ile bezendiği ve progresif yönün ağır bastığı hislerin yoğun olduğu bir şarkı. Ardından Axis, Huntress ve Unbound ile klasikleşmiş Soen tarzından bir tık daha sert melodiler ve rifflerle yüksek tonda vokallerin kullanıldığı, adeta birbirlerinin devamıymış gibi hissettiren keyifli şarkılara geçiyoruz. Sonraki şarkımız Indifferent, soluklanmamızı sağlayan, davulsuz melodik ve romantik bir geçiş şarkısı. Sona yaklaşırken Drifter ve Draconian şarkılarıyla bize sunulan sert ama melodik Soen tarzının progresif yönü daha ağır basan bir şekilde sunuluyor. Son olarak deneysel bir şarkı olan Vellichor ile melankolik ve sinematik bir kapanışla albüm tamamlanıyor.

Birkaç şarkı dışında şarkıların akışı genel olarak aynı seviyede. Birinin giriş kısmı atmosferik olup ardından yükselen riffler ile şekillenirken bir diğer şarkı sert başlayıp ardından yumuşacık kıvama geçiyor. Yine de Imperial ve Memorial albümlerine göre bir tık daha sert ve progresif yönü daha ağır basan bir mizaca sahip albüm Reliance. Soen de bazı şeyleri değiştirmenin zamanı geldi diye düşünmüş olabilir… Nitekim bu albümde nakaratlarda popüler müziğe benzer tınılar kullanılmaktan uzaklaşılmış. Melankolik şarkıların daha az olduğu, tertemiz prodüksiyon ile gitarlarıyla, davuluyla, klavyesiyle aşırı yetenekli insanların ellerinden çıkan ve Ekelöf’ün vokalleriyle de şekillenen keyifli bir albüm diyebiliriz.

7.0
  • Primal
  • Discordia
  • Draconian
7.0
  • Primal
  • Discordia
  • Draconian