Belçika’da Çöl Rüzgarları: DesertFest 2025 Antwerp’te bir gün… (18 Ekim 2025)
Avrupa’nın en prestijli Stoner, Sludge, Doom ve Heavy Pysch festivallerinden biri olan Desertfest için yola çıktığımda, uzun zamandır canlı izlemeyi hayal ettiğim grupları sahnede görmek için büyük bir heyecan içindeydim. Festival öncesi planım, Düsseldorf üzerinden geçip Eindhoven’da bir gün kalıp dostlarımla vakit geçirmekti. Ertesi gün ise, uzun yıllar önce bana ilk kez YOB dinleten dostumla birlikte Antwerp’e doğru yola çıktık. Festivalde görmek istediğim başlıca gruplar arasında YOB, Orange Goblin, Colour Haze, Acid King, Mars Red Sky ve Monkey3 yer alıyordu ve her biri ayrı bir heyecan kaynağıydı.
Kapı açılışı ilan edildiği saatte mekanın önüne vardık. Yoğun olarak siyah tişörtlü, uzun saçlı, bandanalı kalabalık, festivalin enerjisini hissettiriyordu. İlk dakikalardan itibaren ortamda, müzikle birlikte yükselen bir enerji ve esrar kokusu vardı; insanlar birbirlerini tanıyor, sahneyi ve müziği konuşuyor, enerjiyi paylaşmak için hazır görünüyordu. Festival alanı üç sahneden oluşuyordu: Vulture, Canyon ve Desert. Sahnelere ayrılmış mekanın her köşesi, farklı bir tarz ve ritim vaat ediyordu.
Mars Red Sky – Desert Stage, 15:20
Fransız stoner/psychedelic rock grubu Mars Red Sky, sahneye adım attığında izleyiciyle kurduğu ilk bağ etkileyiciydi. Sahne ışıkları hafifçe loştu ve grup ‘The Light Beyond‘ ile başladı. ‘Final Ground‘ ile sahne biraz daha yoğun bir enerjiye büründü; özellikle bas ve davulun senkronu, neredeyse çöl sıcaklığını hissettirdi. Günün finalinde, Monkey3 ile birlikte seslendirdikleri ‘Strong Reflection‘, izleyiciden büyük alkış aldı. Sahnedeki hakimiyetleri ve parçaların arasındaki geçişlerdeki ustalıkları, festivalin en etkileyici açılış performanslarından birini oluşturuyordu.

Monkey3 – Hipnotik , Kozmik Yolculuk
Monkey3, sahneye çıktığında izleyici derin bir sessizliğe gömüldü; sanki çöl manzarasında bir galaksi boşluğuna sürüklendik ‘Collapse‘ ile başlayan performans, gitarın büyüleyici melodileri, basın derinliği ve davulun ritmiyle adeta hipnotik bir atmosfer yarattı. ‘Rackman‘ ve ‘Kali Yuga‘ ile devam eden performans, ‘Through the Desert‘ sahne atmosferi doruğa ulaştı; grup, enstrümantal yeteneklerini öylesine kusursuz sergiledi ki nefeslerimizituttuk. Monkey3’nin performansı, festivalin en sofistike ve etkileyici sahne deneyimlerinden biriydi.

Monkeys on Mars – Saykedelik Keşifler
Mars Red Sky ve Monkey3’nin sahneyi paylaşması, festivalin en heyecan verici anlarından biriydi. Ortaya çıkan Monkeys on Mars performansı, albümleri ‘Seasonal Pyres‘ ve ‘Hear the Call‘ üzerine kurulu bir yolculuktu. Bir gün önce yayımlanan ortak albümlerinin enerjisi sahnede adeta can bulmuştu. İzleyiciler parçaları büyük bir coşkuyla karşıladı. İki grubun müzikal uyumu ve sahnedeki etkileşimleri, festivalin unutulmaz anlarından birini yaşatıyordu. Daha sonradan da iki grup birlikte turlayacaklarını anons edecekti.
Acid King – Çöl Fırtınasının Ruhu
San Francisco çıkışlı stoner/doom metal grubu Acid King, sahneye çıktığında atmosfer tamamen değişti. Linda Perry’nin liderliğinde, grup ‘Mind’s Eye‘ ile başlayıp ‘Electric Machine’ ile bitirdiler. İlk akorlar çalındığında, izleyicilerin kendilerini ıssızlığın ortasında hissettiklerine eminim. Performansın her anı kusursuzdu: riffler, bas hatları ve vokal Lori S. uyumu oldukça etkileyiciydi. Grup, sahneye hakimiyeti ve parçaların duygusal yoğunluğuyla, festivalin en unutulmaz ve etkileyici performanslarından birini ortaya koydu.

Neptunian Maximalism –Uzaydayız Herkesin Kafası Karışık
Neptunian Maximalism sahneye çıktığında, izleyicilerden bazıları parçaların karmaşık yapısı karşısında şaşkınlık yaşadı. Elektro sazlar, scream vokaller ve deneysel soundlarıyla grup, sınırları zorluyordu. Bireysel olarak birkaç parçaya katlanmak zordu, ancak deneysel müzik sevenler için ilginç ve farklı bir deneyim sundu.

Colour Haze – Münih’in Psychedelic Ustaları
1994’ten beri sahnelerde olan Colour Haze, festivalin en çok beklenen gruplarındandı. Stefan Koglek’in gitar ve vokaldeki hakimiyeti, sahnedeki bütünlüğü ve teknik becerileri, izleyiciyi hemen etkisi altına aldı. Setlist ‘Turquoise‘ ile başladı ve ‘Transformation‘ ile son buldu. Grup, sahnede büyüdü , büyüdü ve sadece büyüdü; riffler, vokal geçişleri ve melodik yapılarla izleyiciyi derin bir psychedelic yolculuğa çıkardı.

Telepathy – Kusursuz Sludge / Post Metal
Polonyalı üç kardeşin yer aldığı Telepathy, Canyon Stage’te sahneye çıktığında, ‘Transmissions‘ albümlerinin o müthiş enerjisini sahneye kusursuz bir şekilde taşıdı. İngiliz gitarist Richard Powley etkileyici bir performans sergiledi. Telepathy, festivalin teknik olarak en etkileyici performanslarından birini sundu.

YOB – Duygusal Zirve
Oregon çıkışlı doom/stoner/sludge metal grubu YOB, benim festivale gelmemin ana sebebiydi. Mike Scheidt liderliğinde, ‘Prepare the Ground‘ ile başladıkları performans, ‘Marrow‘ ile sona ererken duygusal bir zirveye ulaştı. Derin ve yoğun riffler, vokalin gücü ve sahnedeki yoğunluk, yer yer gözlerimin dolmasına ve müziğin derinliğini hissetmemi sağladı. Bu an, festivalin en duygusal ve unutulmaz deneyimlerinden biriydi; “iyi ki buradayım” dedim içten içe.

Orange Goblin – Gecenin Enerji Patlaması
İngiliz stoner/doom/heavy metal grubu Orange Goblin, sahneye çıktığında festival enerjisinin doruk noktası oluştu. Vokalistin sahne enerjisi seyirciye direkt olarak geçti; 14 şarkılık set boyunca herkes hem dans etti hem coştu. Sahnedeki etkileşim ve seyircinin verdiği tepki, festivalin en eğlenceli ve enerjik anlarından birini ortaya çıkardı. Orange Goblin, enerjisi ve sahne hakimiyetiyle gecenin unutulmaz kapanışını yaptı.

Güneş battı, kumlar sessizleşti… ama Desertfest etkisi bir süre daha zihnimde ve kalbimde yankılanacak…
Ses için yollara düşenlere ve gürültüde kendini bulanlara selam olsun!

