Skip to content

Davulun Başında Geçen Bir Ömür... Carl Palmer

Davulun Başında Geçen Bir Ömür... Carl Palmer

Cuma günü okuldan, Pazar günü evden ayrılan genç Palmer, grup seçmeleri için Londra’ya doğru yola çıktığında henüz on sekiz yaşındaydı. 1950 doğumlu Frederick Kendall Palmer için bu yolculuk, farkında mıydı bilinmez, on beş yaşında başlayan profesyonel müzik hayatının ilk büyük dönüm noktalarından biri olacaktı. Babasının da amatör bir davulcu olması sayesinde çok erken yaşta enstrümanla tanışmış; bununla yetinmeyip çeşitli ustalardan dersler almış Palmer. Bugün kendisine sorulduğunda, yaşıtlarının tekerlekli sandalyede olmasına karşın, kendisinin hâlâ sahnede aktif müzik hayatına devam edebilmesini, işte o derslerde öğrendiği davul çalmadan önce doğru diziliş ve oturma pozisyonunun önemine bağlamaktadır. İşte tam da bu disiplinin bir uzantısı olarak, bilinen rock starların aksine alkol ve uyuşturucudan uzak sürdürdüğü sporcu yaşam tarzı ve ilerici müziği, Palmer’ı örnek bir sanatçı hâline getiriyor.

Palmer, dünya müzik tarihinde davulu bir eşlik enstrümanı olmaktan çıkarıp başlı başına müziğin merkezine oturtabilen bir virtüöz. Çift krosu rock müziği içinde erken dönemde kullanan ve onu teknik bir anlatı diline dönüştüren isimlerden biri olması, elektronik düzenekler kurarak elektro davula önayak olması, tonları bulan bir düzeneğe sahip devasa gongları, aynı anda ağzıyla üstteki çanı çalabilmesi ve üstü çıplak şovları (artık yapmıyor) ile resmen aklın sınırlarını zorluyor. Mevcut davul düzeneğinin ağırlığı sebebiyle kimi anlatılarda konserlerin bile iptal edilmek zorunda kaldığı söylenir. Tabii Emerson, Lake & Palmer (kısaca ELP diyeceğiz) grubu için bu detay neredeyse önemsiz kalıyor. Zira o dönem yaşasaydık, sahne üzerinde 360 derece dönen piyanosuyla Emerson’a da şahitlik edecektik.

Emerson, Lake & Palmer (ELP), soldan sağa: Carl Palmer, Keith Emerson, Greg Lake 

Rock tarihindeki yerlerinin ötesinde, hayranlık duyduğum bu adamları yazarken yanlış bir cümle kurmaktan korkuyorum; onlara saygım o kadar büyük ki hayatımdaki acılar, sevinçler, yolculuklar sırasında hep onları dinledim. Örneğin, ilk kız arkadaşımı öperken fonda ‘Lucky Man‘ çalıyor, kızımı kucağıma aldığım ilk gün ‘Barbarian‘ dinliyordum.

Geçmişimdeki bu küçük esin ardından, tekrar Palmer’ın geçmişine dönme zamanı. Önce Crazy World of Arthur Brown ile sahneye çıkar Palmer. Grup hatırı sayılır bir başarı elde etmişken, aynı grupta yer alan Vincent Crane ile birlikte 1969’da Atomic Rooster’ı kurma kararı alır. Atomic Rooster, kısa sürede yüksek satış rakamlarına ulaşır ve dikkat çeken işlere imza atar. Burada yoluna devam etmeyi düşünürken, gelen bir teklifle bambaşka bir yolculuk başlar. Bu teklifle birlikte, rock sahnesinin en erken ve en etkili süper gruplarından biri doğacaktır: The Nice grubundan Emerson ve King Crimson’dan Lake ile birlikte Emerson, Lake & Palmer.

Carl Palmer, ELP döneminden

Bu grupta ilk dikkat çeken şey, dönemin rock sahnelerinde alışılageldik bir virtüöz gitaristin yer almamasıdır. Palmer bunu, o dönem gitaristlerin büyük ölçüde blues kökenli çalıyor olmasına; oysa yapmak istedikleri müzikte bunun karşılığının bulunmamasına bağlar. Bir röportajında Palmer, “Loussier Bach’ı caz diline taşımasaydı belki biz de olmazdık” derken, ELP’de yoğun biçimde gördüğümüz klasik müzik ve caz etkileşimlerinin arkasındaki düşünsel zemini de açıkça ortaya koyar. Bu bağlamda, progressive rock’ın oluşumunda bu adamlara çok şey borçlu olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu müzikal yaklaşım, ELP ile yalnızca bir döneme damga vurmakla kalmaz; Palmer’ın kariyerinin sonraki adımlarını da belirleyen temel eksen hâline gelir. Sahnenin ortasında aşılması zor teknikler ve enstrümanı da dâhil olmak üzere yaptığı ilerici hamlelerle Palmer, progressive rock müziğin temel taşlarından biri olarak anılmaya başlar ve bu katkıları 2017 yılında Prog dergisi tarafından verilen “Prog God” ödülüyle de taçlandırılır. Hayatı boyunca sahne arkası da dâhil olmak üzere ayağını gazdan hiç çekmeyen Palmer, aynı yıl dostları Emerson ve Lake’in vefatıyla derinden sarsılsa da müziğe olan tutkusunu sürdürür. Bu tutku onu bir başka süper grup olan Asia’ya taşır; burada Steve Howe, John Wetton ve Geoff Downes ile birlikte 70’lerin karmaşık prog anlayışını daha melodik, daha radyo dostu bir yapıya evrilten yeni bir sayfa açar.

Asia, soldan sağa: Carl Palmer, John Wetton, Geoff Downes, Steve Howe

Prog rock davulculuğu için referans isimlerden biri olan Palmer’ın; özellikle ELP döneminden ‘Tarkus‘ ve ‘Karn Evil 9′, Asia döneminden ise ‘Heat of the Moment‘ ve ‘Only Time Will Tell‘ parçalarını dinleme önerisi olarak yazıyorum. Çok bölümlü, en az yirmi dakikalık, sürekli tempo değişimleri içeren, yüksek hızlı, fiziksel dayanıklılık isteyen ve tam konsantrasyon gerektiren bu partisyonların üstesinden, canlı performanslarında bile kusursuzca gelir. Bach, Stravinsky, Prokofiev ve Bartók bestelerini doğrudan rock müziğine taşıyabilme başarısı; disiplini ve “müzik için müzik” anlayışıyla hayata tutunması sayesinde Palmer, bugün de sahnede, davulunun başındadır.