Ghost Ship Octavius - Delirium

Albümü anlatmaya başlamadan önce grubun müzikal kökeninin geldiği yeri sindirmemize yardımcı olacak hikâyesinin anlatılması gerekiyor: Ghost Ship Octavius, Amerikan kökenli önemli iki grubun çöküşü sonrasında küllerinden doğan yepyeni bir grup. Çöküşten kastım kötüye giden bir hikâye değil aslında. 2012 yılında dağılan (ya da uzun bir ara veren diyelim) God Forbid ile yollarını ayıran gitarist Matt Wicklund, Warrel Dane’in efsane solo albümü ‘Praises to the War Machine’de yer aldıktan sonra 2010 yılında yayınlanan ‘The Obsidian Conspiracy’ albümü sonrasında Nevermore bateristi Van Williams ile bir araya gelerek grubun temellerini attılar. Gruba daha sonra dâhil olan çok yönlü müzik insanı Adon Fanion’un vokalleri üstlenmesiyle grubun tarzına, iletmek istedikleri ruha ve müziğine yakışan sesi de yakalamış oldular. Grubun adını taşıyan ilk albüm ardından özellikle ‘In Dreams‘ şarkısı ile progresif metal sevenler için yepyeni bir grubun doğduğunu bizlere kanıtladılar. Warrel Dane’in de vefatının etkisi var mıdır bilinmez ancak Nevermore tarzını kendi motifleriyle dokudukları ve daha melankolik olduğu söylenebilecek ikinci albümleri ‘Delirium‘ ile olgunlaştırdıkları grup tarzını harika bir şekilde aktardılar. Adeta küllerinden yeniden doğan bir anka kuşu gibi, ayrılıklar ve ölümler arasından çıkan yepyeni bir müzik…
‘Delirium‘ adından da anlaşılacağı üzere akıl, bilinç, delilik ve içsel mücadele temaları etrafında dönüyor. Şarkı sözleri sıklıkla insan zihninin karanlık yönlerini, ontolojik sorgulamaları ve kişisel travmaları işlemekte. Bu temalar; yoğun vokal performansları, dramatik armoniler, duygusal geçişleri destekleyen riff’ler ve iç sesin dışa vurumu niteliğinde harika gitar soloları ve karanlık melodilerle desteklenmiştir.
‘Delirium‘, progresif metal kalıplarını duygusal bir hikâye anlatımına dönüştüren bir albüm. Her şarkı hem yapısal hem de duygusal olarak bir “mini yolculuk” hissi yaratıyor. Prodüksiyon tertemiz ve dengeli; her enstrümanı ayrı ayrı net biçimde duymak mümkün. Adon Fanion’un vokalleri hem teatral hem de melankolik bir yapıya sahip; Van Williams’ın davulları ise teknik detaylarla dolu… Ne diyebilirim ki: Van Williams… Tek kelimeyle muhteşem! Matt Wicklund ise yeri geldiğinde sert ve vurucu riff’leri, yeri geldiğinde ise harika geçişlerle melankolinin dibine vuran armonik ve duygusal melodileriyle bir progresif metal grubunda olması gereken gitar desteğini tam anlamıyla karşılıyor.
Albüm ‘Turned to Ice‘ şarkısı ile biraz müzikal geçişlerin sıkça yaşandığı, dinleyene “Ben ne dinliyorum?” dedirten ve albümün izlediği yolun yönünü belirten muazzam bir şarkı. Davulları, gitarları ve inanılmaz vokalleriyle harika bir açılış şarkısı.
Her şarkıyı ayrı ayrı anlatmak istesem de biz en iyiler ile yola devam edelim. Albüme adını veren şarkı ‘Delirium‘: Duygusal melodilerle başlayan şarkı, adını aldığı delirium hastalığı gibi bir anda farklı bir kimliğe bürünüyor. Ardından gelen muazzam nakarat ise şarkıyı tepe noktasına getiriyor. O nasıl bir davul yazmaktır, o nasıl güzel gitar sololardır… Skalamıza göre 11’lik bir şarkı! Teknik beceri ve duygusal yoğunluğun birleşimi. ‘Delirium‘ albümünün ruh hâlini en iyi yansıtan parçalardan biri.
Bir şarkı sonra gelen ‘Chosen‘, albümü top seviyelere çıkaran bir diğer başyapıt. Nedendir bilinmez, albümde en az dinlemeye sahip şarkı olmasına rağmen şahsen albümün en iyi şarkısı diyebilirim. Adon Fanion bu şarkıda belki de albümdeki en saf ve içten vokal performanslarından birini sergilemiş. Van Williams ise daha dengeli ve şarkının akışına uygun ama bir o kadar da güçlü davulları ile tüyleri diken diken ediyor. İnanılmaz iyi bir nakarat ve harika gitarlar. Albümdeki 11’lik bir diğer şarkı.
Bir diğer başyapıt olan ve grubu dinleyenlerin muhtemelen ilk tanıştığı şarkısı olan ‘Edge of Time‘ daha melodik ve sakin bir şarkı olarak başlasa da bu duyguların güçlü aktarımı ile bir efsaneye dönüşüyor. Şarkı tempo değişimleri ile dikkat çekiyor ve tam bitti derken gelen muhteşem bir geçişle birlikte gitar solosu ile heyecanı doruklara çıkarıp bizi düşüncelerimizle baş başa bırakıyor. Bu şarkıyı da 11 olarak değerlendirmemizin bir sakıncası olmayacaktır.
Ardından gelen şarkılar ‘Far Below‘ ve ‘Burn This Ladder‘ gibi sağlam şarkılar olsa da ‘Edge of Time‘ sonrası albümün atmosferi farklı bir yere doğru gidiyor. Bu bölümde de bir 11’lik şarkı var olsaydı muhtemelen en iyi progresif metal albümleri arasında görülebilecek bir albüm olurdu. Yine de dönem dönem açıp beni müzikal doyuma ulaştıran nadide albümlerden birisi ‘Delirium‘. Grubu bilenler ne demek istediğimi zaten anlıyordur. Bilmeyenler ise mutlaka bir denemeli.
Öne Çıkanlar:
- Turned to Ice
- Delirium
- Chosen
- Edge of Time
Öne Çıkanlar:
- Turned to Ice
- Delirium
- Chosen
- Edge of Time
