Skip to content

Ruh Arkadaşlığı Üzerine… Robin Trower

Ruh Arkadaşlığı Üzerine - Robin Trower - Cüneyt Avdan

Yeni terlemiş bıyıklarımla ve kısa pantolonumla, karışık korsan rock kasetlerinin peşinden koşarken bir ruh arkadaşıyla karşılaşacağımı pek de tahmin etmiyordum sanırım. Ama bazı müzisyenlerle tanışmak için zamana ihtiyacınız yoktur; sadece bir ton duyar, kim olduğunu bilmeden bile onunla aynı duyguda buluşursunuz. ‘A Whiter Shade of Pale’ eşliğinde Procol Harum’u keşfettiğim o günlerde, Robin Trower’la tanışmam da bu anlamda şanslı bir tesadüftü aslında. Zira o sıralar gitara duyduğum yoğun ilgi, Procol Harum’un müziğinde tam karşılığını bulmuyordu. Ama boşuna “arkadaş” demiyorum; Robin Trower da benzer bir kaygıyı hissetmiş olmalı ki, bir röportajında bir albüm kaydında kendi gitarının beklediğinden az yer bulduğunu fark edince, işte o zaman ayrılma zamanının geldiğini anladığını dile getirmiş. Her şeye rağmen, 1967–1971 yılları arasında, grubun blues-rock dokulu şarkılarında onun ağırlığını hissetmemek mümkün değil. Özellikle ‘Whiskey Train’, ‘The Devil Came From Kansas’, ‘Juicy John Pink’, ‘Simple Sister’ ve ‘Broken Barricades’ gibi parçalar, Trower’ın kendisine çizeceği yola ilişkin ipuçlarını bize veriyor.

Marshall amfi ve Fender Stratocaster gitar kombinasyonuyla yakalanabilecek en güzel tonu yakalamış olan Robin Trower, gitaristlerin kendi aralarında “tuşe” dedikleri — aslında tanımlaması güç ama herkesin aynı notaya basıp bambaşka bir duygu yaratabilme yeteneği — konusunda en iyilerden biridir; öyle ki kariyerinin ilerleyen dönemlerinde Robert Fripp (King Crimson), gitar tekniklerini geliştirmek amacıyla Trower’dan dersler almıştır. Bu durum, onun müzisyenler üzerindeki etkisinin ne kadar derin olduğunun bir göstergesi gibidir.

İçsel duygularının hikâyelerini gitarıyla anlatabilen bu yeteneğin doruk noktası şüphesiz 1974 tarihli ‘Bridge of Sighs’ albümüdür. Bu albümdeki mistik atmosfer ve derin ton, Trower’ın kendi dünyasının aynası gibidir. Hendrix etkisini kendi tarzıyla yoğurmuş; ama asla onun bir taklitçisi değil, tam anlamıyla bir ruh arkadaşı olmuştur.

1945 yılında Londra’da doğan Trower, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından büyüyen İngiliz çocuklarından biriydi; yoksunlukla yoğrulmuş ama müzikle nefes alan bir kuşağın temsilcisi. Blues-rock ve psychedelic tarzlarındaki çalışmalarında dikkat çeken diğer bir önemli unsur, gitar tonundaki ustalığıdır. Bir konser sonrası, bu tonu hangi pedallarla elde ettiğini soran bir hayranına yalnızca parmaklarını ve Marshall amfisini gösterir. Yine de konu açılmışken söylemek gerekir; sahnede wah pedalı, overdrive ve sustain efektlerini yoğun biçimde kullanır. Karakterindeki sade ve derin duruş, gösterişten uzak gitar çalımıyla, duygu yüklü tonu ve samimi ifadesiyle Trower bir bütündür — kendi sesini arayan bir kuşağın sessiz sözcüsü gibidir.

Oldukça üretken bir gitarist olan Robin Trower’ın diskografisini dönemleriyle birlikte dinlediğimizde, ustanın duygu yüklü gitarının yıllar içinde nasıl evrildiğine tanıklık ederiz.

1970’lerde dostu James Dewar’ın vokaliyle sahne alan Trower, müziğinin duygusunu kelimelere döken ve sese dönüştüren Dewar’ın sağlık sorunları nedeniyle müziği bırakmasını, kendi sanatsal yolculuğunda büyük bir kayıp olarak görmüştür. Sahnedeyken bu yoksunluğun derin hüznünü, elindeki tek silah olan gitarıyla dinleyicilerine hissettirmiştir. 1981’de ise Cream vokali Jack Bruce ile ortak çalışması olan ‘B.L.T.’ ve ardından 1982’de yayımlanan ‘Truce’ albümleri ise enerjik yapılarıyla çoktan klasikler arasındaki yerini almıştır.

2025 Mayıs ayında çıkan ‘Come and Find Me’ klasik dönem izlerini taşırken, çağdaş blues rock dünyasına da bir rehber gibidir. Trower’in hem alçakgönüllü hem de kaliteden ödün vermeyen anlayışının izlerini bu albümde de sürmek mümkün.

Bugün hâlâ her notasında geçmişin duygusunu taşıyan Robin Trower, bize müziğin yaşla değil, ruhla var olduğunu hatırlatıyor. Merak edenler ve tekrar dinlemek isteyenler için aşağıya ufak bir dinleme listesi ekliyorum.

https://spotify.link/4NCpxY95VXb