Skip to content

Beyond Twilight - The Devil's Hall of Fame

Yayın Tarihi: 2001-07-23
Beyond Twilight - The Devil's Hall of Fame

1992 yılında Twilight adında bir grup kuruldu. Grubun kurucusu efsanevi klavyeci, Danimarkalı Finn Zierler’di. Yayınladıkları Eye for an Eye ve The Edge albümleri ile grup adını duyurmayı başarmıştı. Başlarda melodic power metal tarzını benimsemiş bir grup olsa da Zierler’in vizyonu çok daha karanlık, dramatik ve kompleksti. Zierler’in amacı sadece metal yapmak değil, müziği teatral bir yapıyla hikâye olarak anlatmaktı. Bu düşünceyle Zierler -tabiri caizse- gruba güçlü bir upgrade yapıp 1999 yılında Twilight’ı bir üst seviyeye taşıyarak Beyond Twilight adıyla kafasındaki progresif temelli müziğe ulaştırmak için bir adım atacaktı…

İşte yazımızın hikâyesi burada başlıyor. Beyond Twilight birçok progresif müzik hayranı için bile hâlâ ilginç biçimde underrated bir grup. Bu durum, muhtemelen 2008 yılında dağılmış olması nedeniyle olabilir. Ancak kısa süre içerisinde bıraktıkları miras, tematik ve senfonik progresif metal sevenleri fazlasıyla tatmin edici. Zierler’in müzikal dehası, bestecilik konusundaki başarısı ve hikâye anlatıcılığının ne denli iyi olduğunu Beyond Twilight adıyla yaptıkları üç albümde de ayrı ayrı görmek mümkün. 2001 yılında The Devil’s Hall of Fame, ardından 2005 yılında Section X ve bir yıl sonrasında da For the Love of Art and the Making ile progresif metal sevenler için bir hazine oluşturmuş oldu. Bu yazıda biraz The Devil’s Hall of Fame‘den bahsedeceğim.

The Devil’s Hall of Fame Beyond Twilight adıyla yayınlanan ilk resmi albüm ve Zierler’in konsept metal müzik vizyonunun ilk büyük başyapıtı olarak tarihe adını yazdırdı. Albüm bilim kurgu temalı, sistem tarafından insanların bilinçlerinin ele geçirildiği distopik bir toplumda hakikati arayan bir Hacker’ın hikâyesini anlatıyor. Şarkıların sözleri bir yana, sadece isimleriyle bile yaratılmak istenen konsept ve akıcılık açıkça görünüyor.

Bölüm I: Zihnin ele geçirilmesi – Hikâye, yetenekli bir Hacker’ın bilgisayar başında sisteme erişim sağlamaya çalışmasıyla başlar. Bir anda sistem “erişim sağlandı” der. Fakat bu, hacklediği sistemin değil, Hacker’ın zihninin hacklenmesidir. Hacker’ımız bir sarsıntı geçirir ve bilinci başka bir yere çekilmişçesine zihinsel bir cehenneme düşmesi ile hikâye devam eder.

Bölüm II: Yüzleşme – Bu bölümde Hacker kendisinin farklı bir versiyonuyla karşılaşır: Bencil, hırslı, acımasız ve egoist… Zihninde yankılanan ses ona “sen tanrısızsın, kötüsün” der. Bu bölümde karakterimiz kendi günahlarını açıkça görür.

Bölüm III: Gölgeler diyarı – Sisli, gölgelerle dolu, ne yaşayanların ne de ölülerin dünyası. Hacker burada hafızalarını, korkularını, bastırdığı travmaları gölgeler şeklinde görür. Her gölge onun geçmişinden bir parçadır.

Bölüm IV: Şeytanın valsi – Kısa ama önemli bir sahne… Gölgeler kaybolur, kapı açılır ve bir balo salonuna girer. Kendi günahlarına mahkûm olmuş, yüzleri olmayan, sonsuz döngüde dans eden ruhlar…

Bölüm V: Çöküş ve gözyaşı – Hacker’ın direnci ilk kez kırılır. Daha önce hiç hissetmediği bir duyguyla yüzleşir: pişmanlık. Her ne kadar güçlü görünse de zihninin derinlerinde acı çekmektedir. Kendi iç çığlıklarını duyar.

Bölüm VI: Cehennem mahkemesi – Duvarlarında milyonlarca ruhun işledikleri günahlarıyla birlikte sergilendiği devasa bir salonda, karanlığa gömülü bir mahkeme sahnesindeyiz. Latince ilahiler yükselir. Bu mahkeme, Hacker’ın geçmişini yüzüne vurur. Bu sahne karakterin zihinsel kırılma anıdır.

Bölüm VII: Döngünün kapanması – Her şey bitmiş gibi görünür… Fakat Hacker fark eder ki bu bir son değil, aslında döngünün başlangıcıdır. Kurtuluşun olmadığını anlamıştır, aynı kabusa geri döner.

Bölüm VIII: Sonsuz karanlık – Final sahnesi… Gerçek dünya ile bütün bağlantılar tamamen kesilir. Bedeni hayatta olsa bile zihni çökmüştür. Artık bilinç “kusursuz karanlığın” içinde sonsuzluğa mahkûmdur. Bu bir ölüm değil; bilinçli yok oluşun kabullenişidir.

Kısaca albüm, belki de bir gerçeğe ya da amaca ulaşmak isteyen bir Hacker’ın bir çeşit dijital sistemde bir yolculuğa çıkması ve kendi karanlığıyla yüzleşmesi üzerine kurulu bir hikâye anlatıyor. Hikâyeyi yazmak işin en özel kısmı denebilir. Zierler bunu gerçekten çok iyi yapmış. Lakin her hikâyenin bir anlatıcısı olmalı. Hikâye ne kadar iyi olursa olsun anlatan kötü olursa hikâye değersizleşebiliyor. Lakin Zierler The Devil’s Hall of Fame için öyle bir anlatıcı seçmiş ki; hikâyeyi damarlarımızda hissediyoruz. O kadar yetenekli ki, sesinin tınıları tüm sinir uçlarınıza yayılıyor. Yer yer ürpertiyor, bazen de hüzne boğuyor. Metal dünyasının en iyi seslerinden, çok özel ve güçlü bir ses: Jorn Lande. Albüme katkısı o kadar büyük ki… Hikâyeye adeta can verip sinematik bir yapıya sokmayı başarıyor. Müziği dinlerken zihninizde sahneleri görebiliyorsunuz. Belki de kariyerinin en dramatik ve özel performanslarından birisi diyebilirim.

Albümde klavye ön planda. Lakin Dream Theater tarzından çok farklı, karanlık ve atmosferik bir yapıda Jorn’un vokalleriyle mükemmel bir uyum içerisinde. Tabii, grubun beyni Finn Zierler ve vokallerde Jorn Lande ile birlikte bir progresif metal albümü için çok az solo takviyesi olmasına rağmen gotik ve harmonik gitarlarıyla Anders Kragh’ın, çeşitlilikten ödün vermeden olabildiğince sade ve hikâyenin akışına uygun davul yazımlarıyla gruba en başından beri katkı sağlamış olan davulcu Tomas Fredén ve baslarda da güçlü katkısıyla Anders Lindgren ile bu harika müziği icra eden hikâyenin asıl kahramanları grubu oluşturmuştu. Sonraki albümlerde ise Jorn’un yerini Section X albümünde Kelly Sundown Carpenter (Adagio, Zierler), For the Love of Art and the Making albümünde ise Björn Jansson alıyor.

Albüm 45 dakikalık, ikisi geçiş şarkısı denebilecek 8 şarkıdan oluşmakta. Başarılı bir kayıt ile müziğin her çeşidini, farklı melodileri aynı şarkıda bulabileceğiniz, çok keskin geçişlere tanıklık edebileceğiniz, vokal yazımı konusunda ders niteliğinde, bir bütün olarak mükemmel bir albüm. Tematik hikâyeden bahsettim ancak şarkılardan da biraz bahsetmek isterim:

Hellfire, şarkı Hacker karakterinin sisteme girme çabası sırasında sistem ile konuşması ile açılıyor. Ardından tüm enstrümanların güçlü bir şekilde yaptığı giriş ile devam ediyor. Coşkulu tezahüratlar eşliğinde bir bas melodisi yanında Jorn’un yumuşacık temiz vokalleriyle ilerliyoruz. Karanlık ve gotik melodiler ile düşük tempolu ancak sinematik yapıya fazlasıyla uyan bir şarkı. Albüme başlamak için çok doğru bir tercih. Şarkı sonlarına doğru yazılan gitar solo kısmına bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim.

Godless and Wicked, şarkı bir melodi üzerinde dönüyor fakat sürekli bir modülasyon ile akıcılık devam ediyor. Parçada melodik diyaloglar şeklinde vokaller kullanılıyor. Değişen davul vuruşları ise bunu destekler nitelikte. Agresif davullar ve vokaller ile progresif yönü güçlü bir şarkı.

Shadowland, sinematik yapısı en ağır basan şarkı diyebilirim. İnsanın ruhuna işleyen bu şarkının dramatik ve gotik temalı bir filme soundtrack olmasını isterdim. İnanılmaz vokal performansıyla Jorn’un adeta şov yaptığı şarkılardan birisi. Melodik olduğu kadar katmanların keskin olduğu karanlık bir şarkı. Jorn bu şarkının vokallerini yazarken muhtemelen bir başkası söyleyemesin diye fazlasıyla üst seviye çalışmış.

“Let me know now, WHY!!”

The Devil’s Waltz, sonraki şarkı için bir geçiş şarkısı denebilir. Enstrümantal ve kısa bir şarkı olsa da ardından gelecek olan görkeme götüren yolda çok doğru yerde kullanılmış. Keza sonraki şarkı o kadar iyi ki bir soluklanmakta fayda var.

Crying, albümde o kadar iyi parçalar var ki, en iyisi bu ya da şu diyebileceğimi sanmıyorum. İnanılmaz bir başyapıt. Bu kadar iyi bir şarkı yazabilmek ve bunu bu denli iyi icra etmek ne dahiyane bir beceridir… Jorn’un serbest ve her tondan vokalleri şarkıya ana imzayı atan en büyük etken. Daha çok klavyenin ön planda olduğu bir şarkı. İkinci kısımda ise gitarlar biraz daha ön plana çıkıyor ve şarkıyı bambaşka bir atmosfere sokuyor. Melankoli yerini agresifliğe bırakıyor. Gelen ürperti ile istemsizce kafa sallamaya başlıyorsunuz ve ardından Jorn’un tiz scream’i sizi gerçekliğe geri çekiyor.

The Devil’s Hall of Fame, albüm ile aynı adı taşıyan şarkı olarak değerini kanıtlar nitelikte. Şarkıyı yine iki kısım olarak değerlendirebiliriz. İlk kısım, genel karanlığından ödün vermeyen gotik ve teatral başlangıç yerini kalp atışı gibi bir melodiye bırakıyor. Yine çok katmanlı vokal harmonileri şarkıya bambaşka bir boyut katıyor. Yargılanma sırasında doğan öfkeyi derinlemesine hissediyorsunuz. Şarkıyı dinlerken istemsizce öfke doluyorsunuz. İkinci kısımda ise Latince birtakım sözlerle yargılanma süreci tamamlanıyor, duygusal bir düşüş ve kabulleniş yaşanıyor. Koroların katkısı sinematik etkiyi körüklüyor.

Closing the Circle, bir diğer geçiş şarkısı. Hikâyeyi birleştiren bir köprü niteliğinde. Umutsuzluk içerisinde bir yürüyüş gibi. Klavye melodileri ise bizi bir sonraki şarkıya hazırlıyor.

Perfect Dark, karanlık ve gotik melodiler olarak bahsettiğim tüm nitelikler bu şarkıda doruk yapıyor. Albümün kapanışına yakışacak biçimde, karanlığın tamamen kabul edildiği ve albümün en dramatik anlarını yaşatan şarkı diyebilirim. Şarkının orkestral genişliği apayrı bir seviyede. Bize yaşattığı distopik çözülme ile hikâyeyi sonlandırdığımız şarkı. Vokallerin agresifliği koronun etkisiyle üst seviyeye ulaşıyor. Şarkının teatral yapısı o kadar yoğun ki kendinizi şarkının içinde buluyorsunuz. Umuda dair bir tek zerre yok adeta. Karanlığın tamamen kabullenişi ile huzursuzluğu yaşatan, muhteşem vokaller ile ürperten ve gerilimi yüksek muhteşem bir şarkı.

Tematik ve karanlık metal müzik severler için başucu albümü olmuş ve ilk defa dinleyecekler için ise inanılmaz bir tecrübe olacak bu albüm için “başyapıt” demek doğru bir yorum olacaktır. Progresif metalin karanlık ve gotik bir tarzda icra edilebileceğinin en büyük örneği olan The Devil’s Hall of Fame, Jorn Lande’nin inanılmaz performansıyla dinleyicisini içine çekmeyi başarıyor. Her detayıyla kusursuz ve duygusal olduğu kadar agresif müziğe dair her şeyi bulabileceğiniz çeşitlilikte bir albüm. Bu albümü ilk defa dinliyorsanız eminim ki hızınızı alamayıp sonraki albümleri de merak edip size bambaşka diyarlara ve melodilere taşıyacak olan Beyond Twilight’ın müziğini keşfe çıkacaksınız. Emin olun… Pişman olmayacaksınız!

11

Öne Çıkanlar:

  • Shadowland
  • Crying
  • The Devil’s Hall of Fame
  • Perfect Dark
11

Öne Çıkanlar:

  • Shadowland
  • Crying
  • The Devil’s Hall of Fame
  • Perfect Dark